Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mart '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
80
 

'' Yazı ''

'' Yazı ''
 

Tam uyuma vaktimin geldiğini hissetmişken, ne kadar çok şeyin zihnimde labirentler çizdiğini, fakat bunların benimle beraber uyuduğunu, sadece benim içimde yaşayıp öldüğünü geçirdim aklımdan. Şöyle bir durdum sonra ve aslında kendi düşüncelerime, fikirlerime, yorum ve değerlendirmelerime ne kadar da saygısız davrandığımı fark ettim. Bunun için insanların süt içtiği şu saatlerde bir bira açıp düşüncelerimi yazıya geçirmeye karar verdim.

Anlatılan konu yaşadığımız çevrede, ortamda, coğrafyada hepimizi ilgilendiren  veya başkalarının hayatında olumlu ya da olumsuz bir etki yaratabilecek düzeyde öneme sahip olmalıdır ki ilgimizi çeksin. Yani bir kişinin konuşmasını sıkılmadan dinleyebilmek için o konuda ilginçlik önemlidir. Bir  yazı da muhakkak öyle olmalıdır; fakat yazının daha etkin bir gücü vardır. Mesela yazının sesi yoktur; yazının fiziği, giyimi, kuşamı gibi dış etkenlerle birleşip saldırışı da söz konusu değildir. Bu yüzden gizemli bir havası, sesten daha ciddiye alınacak bir biçimi, konumu vardır. Çünkü yazı saftır. Anlatılanın sesi vardır, gözleri vardır, vücudunun dili ve türlü yan etkisiyle beraber yüklenimi, yani hitap edilişi, sunumu mevcuttur. Baktığınızda anlatılanlar daha şekilli, gösterişli, avantajlı evet. Öyle ama anlatılanların da arkasında yazılanlar, yazarak anlatılanlar vardır.

Mesela yazısını okuduğunuz kimsenin yüzünü değil aklının içini düşünürsünüz. İşte bu bir nevi okuduğunuz kimsenin duygularına önem verdiğinizi gösterir. Aman dikkat ! İstemeden önem vermektir bu. Neden mi ? Çirkin ve kötü giyimli biri anlatmaya koyulsa ve bu kişi yeni tanıştığınız biri olsa zaten sizin gözünüzde işe bir sıfır yenik başlar. Tabii önyargısız, harika bir insan olmayı başarmışsanız.  Ama ilk defa birini okuduğunuzda eğer dili yalın ve akıcıysa onun tipi, mimikleri aklınıza bile gelmez.İşte  bunun için hümanist bir duruşu mevcuttur yazının. Yine okurken anlatılanlara bir şekil vermeye, o cümlelerden bir vücut yaratmaya kalkarsınız. Hazır bir şekilde karşınıza gelip anlatana kafa yormaz, olduğu gibi kaydedersiniz ; ama okurken anlatılanları kara kalem çalışmasıyla kafanızda çizersiniz. Bu yüzden yazı ciddidir. Dolayısıyla okumaktan dinlemekten ve izlemekten daha sıkıcı olarak kabul görür.Günümüzde dizi izleme oranlarının okuma oranlarına kat be kat fark attığını düşününce bunu tahmin etmek pekte zor olmasa gerek.Neyse…

Bazı insanların konuşurken bazılarının da  yazıyorken kendilerini keşfettiğini keşfetmiş olmamdan ötürü bu yazıyı yazıyorum. Konuşmanın etkilerini ve harika ötesi bir araç olduğunu da yakınınızdaki birinin ağzından dinlersiniz artık.

Aslında yaşanmış bir olayı hikayeye çevirmek için yazmaya başlamıştım bu gece. Neden yazma ihtiyacı duyuyorum bunu anlattım nedense. Bir başından bir sonundan okuyanlar için bir cümleyle özetlersem niçin bu yazıyı yazdığımı şöyle diyebilirim

Yazı, içeridekilerin, hep birikmişlerin, söylenmek istenenlerin, yani asıl benliğin ifade ediliş biçimidir. Bu yüzden yazının yükü ağır, dili sivridir.

                                                                                                                                                 

  06:20                      

 

                                                                                                                                                                     

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 17
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 211
Kayıt tarihi
: 13.12.11
 
 

1987'de doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Mezunu ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster