Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mart '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
453
 

“ Almayayım teşekkürler, dün (pazartesi) çok sıkı bir hetox’a girdim ”

“ Almayayım teşekkürler, dün (pazartesi) çok sıkı bir hetox’a girdim ”
 

Yeni bir akım mı demek gerek yoksa terim mi desek bilemiyorum açıkçası. İngilizce “he” ve “detox” sözcüklerinin bir araya gelmesiyle oluşturulmuş ve “ erkeksizlik diyeti” olarak da dilimize tercüme edilmiş. Biz daha yeni ısınmıştık “feminizm” kelimesine. Kadınlar yine iş başında olmalılar.

Çok dolaylı olmayabilir ama bir şekilde kadınlara iş kolu yaratıldı. Meslek unvanı da hetoksiyenlik. Çok geniş bir feminizm, kadın hakları ve psikoloji eğitimi almış kişiler olacaklar. Toplumun üst kesimlerine kolayca tırmanmaları bekleniyor. ÖSS sonuçlarına göre mühendisliklerin hemen üzerinde yer alırken, tıp fakültelerinin hala altında kalacak. Sadece kadınların tercih yapabileceği, öğrencilerine elit bir gerilla ve liderlik eğitimi verilecektir. Bu da mesleğin tanımı oluyor işte. Bir başlık altında toplanmayı çok seven kadınlarımıza yeni bir boyut kazandıracağı düşünülüyor.

Kadınlar, günden güne erkeklerden uzaklara taşınıyormuş gibi hissediyorum. Hani adamı biraz seviyor olsam kitabının başlığını buraya yazacağım, şu başka gezegenlerden olduğumuza dair olanı diyorum. Bu uçurumun genişlemesine gerçekten ne neden oluyor acaba diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Kadın nüfusunun farkına varan bir takım girişimciler onları sınıflandırıp, değişik ürünlerini satmaya çalışıyorlar. Kadınlar da sanırsam büyük bir sosyal rol kaymasıyla karşı karşıyalar ve bazıları da bununla başa çıkamayacak kadar dar görüşlü. Yoksa kadınlar kendilerini mi kaybettiler? Bence bunlar postmodernizmin bize anlattığı masallardan biri. Belirsiz! Mesela bu erkeksizlik diyetinin sonunun belirsizliği gibi…

İnternette değişik sitelerden bilgi toparlarken bir kişisel sayfada yaşanmış bir hikâyeden hetox’a yaslanmış bir şeyler okudum. Hikâyenin başlangıç mekanizmasını hatırlamıyorum açıkçası ama kadın bir adamla tanışıyor, çok kültürlü gayet entelektüel bir şahsiyet, kendini geliştirmiş. Kadın etkilenip, ilk davette adamın evine gidiyor ve alkolün etkisiyle birlikte oluyorlar. Bu süreç, - birbirlerini tanıma- , biraz uzun sürüyor. Tabi sevgili bayan, koşarak evine gittiği adamın ona her defasında içki ikram etmesine hiç alınmamış, kendi isteklerinin hiçe sayıldığının farkına bile varamamış bedensel zevklerine yenik düşmüş. Ve sonra da kendi kendine karar almış, hafif kızmış tabi erkeklere ya da öyle görünmek istiyor. Aslında perde arkasında kendine o kadar nefret duyuyor ki aynadaki görüntüsüne, kendi özelini bu kadar basit kullandırdığı ve bunun bir silah gibi ona güç kazandıracağını düşündüğü için. Matadordan güçlü ve cüsseli olduğunu bilerek arenaya çıkan boğa gibi, bezin arkasındaki matadora değil de yüzeysel saldırılar içinde olduğu için kaçınılmaz sonla karşılaşmadan edememiş. Sonra da malum hetox!

Bu şekilde tacizlere uğrayan erkekler de var. Konuyu cinsiyet çatışması haline getirmek çok yanlış görünüyor. Erkekleri kullanabileceğini düşünen kadınlar, onları evlerine davet edip, bir şeyler ikram edip, üzerlerine atlıyorlar. Sonra da işleri bitince o gün için saçmasapan bahanelerle evlerinden uzaklaştırıyorlar. Yukarıdaki olayda siz kime suçu verirdiniz? Karşılıklı bir faydalanma söz konusu. Kadının kendi isteğiyle adamla buluşuyor olması zaten bir işaret. Olgun bir insan, ne istediğini bilen bir kadın ilişkinin bu şekilde gelişeceğini önceden sezip, kendini korumaya alabilirdi. Ama kadınların hayatında erkekleri suçlamak ve kötü yapmak bir amaç olmuş. Sonra da erkekler şöyledir böyledir diyerek uzak duruluyor.

Ne istediklerini neden bilemiyor ki kadınlar? Bu aslında fizyolojik bir nedenden mi kaynaklanıyor? 28 günün dörtte üçünde çocuk sahibi olmak için korudukları yumurtalarını bir haftada paramparça edip atıyorlar. Sürekli bir kararsızlık döngüsü var. Dış etkenleri daha hesaba katmıyoruz. Sadece bedenin kendi düşünüşü. Doğal olarak kadına da yansıyordur. Anlayış göstermek gerek. Peki ya kendini anlamış bir kadın gördünüz mü? Sanmıyorum.

Bu kadar kalıplara sokuluyor, bu kadar benliklerinden ayrılmaya çalışılıyor olmak kadınlar tarafından nasıl farkına varılmıyor buna çok şaşıyorum. Erkekler de post maskülanistler veya iste radikal maskülanistler diye gruplaşmalar var mı? Ama kadınlara bir bakalım, saymaya gücümüz yetmez. Kadınlar üzerinden bir çok ürün satılıyor farkında değiliz. Yiğit Kulabaş “Zamanya” adlı kitabında zamanın ürünlerinden bize bahsetmişti. Bence kadınlar konusu da zaman gibi ele alınmış durumda ve onları kontrol altına almak için çabalar devam ediyor. Onların yaşlanmasını engellemek için cilt bakım kremleri, daha uzun görünmeleri için topuklu ayakkabılar vs.. Bakın şimdi de onlar için bir meslek yaratıldı, “hetoksiyenlik” Çok ürün var kadına yönelik.

Kadınların önce kendilerini anlamaları gerek, gelin istedikleri gibi onları yalnız bırakalım. Biz de dayanamayız onlarsız olmaya onlar da. Biraz mağarasına çekilen kadın olsun da kendini bulsun kadınlarımız. Hetox yapsınlar, bikini diyeti ve hatta ne istiyorlarsa. Erkeklerini nasıl istediklerine de karar verebilirler bu sürede. Mutluluk ve huzuru sağlasınlar da… Biz de biraz biralarımızı içip maç izleyelim oldu mu?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 489
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

Yeni mezun bir maden mühendisiyim. Yükseklisans yapıyorum. Bunun yanında, kalkınma antropolojisi, ci..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster