Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Haziran '11

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
566
 

''Anılar beni rahat bırakın''

''Anılar beni rahat bırakın''
 

Gönlümün en güzide köşesindesin canım Ankara


Bu blog yazımı; ‘’Ankara iyidir hoştur güzeldir de nesini severim bilir misiniz? İstanbul’a gidişini! Yazan sayın arkadaşımıza nazire olsun diye kaleme almış bulunmaktayım! 

Böyle biline! 

Bir anılar yumağıdır Ankara içimde, gönül yâremdir. Her bir teli açıldıkça yenileri canlanır. 

- Aman Sevdiye Hanım, senin kız yine elma ağacının tepesinde! Şimdi düşecek tepe taklak, alimallah bir yerleri kırılacak. 

- Aaa ne güzel şort dikmişsin senin kıza. 

- Hangisi? 

- Pembe, hani fujya rengi olan şort etek. 

- Eee ben onu daha kızın giymesine izin vermedim ki! Adamlık dikmiştim onu! Ne zaman gördünüz ki? Allah Allah! 

- Dün sokakta geziyordu üstünde. 

- Gel bakayım buraya! Sen ne zaman giydin o şortu? Çabuk söyle bakayım! 

- Dünnn! Sen yoktun ya evde. O zaman anne. 

- Nasıl çıktın evden? Ben kapıyı kilitlemiştim! 

- ????? 

- Söyle hadi söyle, bak karışmam sonra! 

- Balkondan, kiraz ağacına çıktım oradan bahçeye, sonra da sokağa, aynı yöntemlerle de geri döndüm eve. 

- Aferin!!! Sen deli edersin insanı. Çabuk ver balkonun anahtarını. Giymeyeceksin bir daha o şortu. Balkona da sokağa da çıkmak yasak! 

- Niye diktin öyle ise anne? Ben giyemedikten sonra! 

- Adamlık o adamlık. Sus konuşma! Karşılık veriyor bir de! 

‘’Anılar beni rahat bırakın.’’ 

- Geceden beri hiç dinmedi mübarek, 80 cm. geçmiş yüksekliği, küremek gerek merdivenleri. 

- Kızım! Koş topla o leğene karların bir kısmını. 

- Neden anne? 

- Halıları temizleyeceğim tertemiz kar suları ile. 

- İyi de ben nasıl gideceğim okula? 

- Herkes nasıl gidiyorsa, sen de aynı. Kızak mı tutayım şimdi. Düşe kalka gidersin. 

- Yaa!! Düşersem sen de gülersin! 

- Hadi gitmeyeyim de Gazi Osmanpaşa’ya çıkalım, kayalım kızakla. 

- Çok konuşma, git topla karları. Marş marş okula. 

Okul, Dil Tarih Coğrafya Fakültesinin arkasında, Atatürk lisesinin güya kardeşi, hepsinin öğrencileri, bizim çıkış kapısında, akşam olup da okul dağılınca! Annen! Hiç kaçar mı onlardan önce gelir kapıya. 

Kolay mı? Haddine mi? Hadi yaklaşsın biri yanına! 

Pazar günü, en büyük lüksün kardeşinle gidersin Küçükesat Karınca sinemasına, tabii ki sinema çıkışı, annen yine kapıda karşında. 

‘’Anılar beni rahat bırakın’’ 

Gazi Osmanpaşa’da Papazın bağı, lezizdir gözlemelerin tadı. İzin vermez iseler gitmene! Kırarsın okulu arkadaşların ile alırsın soluğu orada, sonunda yakalanmak riski olsa da. 

Badem ağaçlarının muhteşem görüntülerinin altında şarkıların nağmeleri çınlar. 

‘’Boş yere ağlama, kalbini bağlama Ankara kızlarına’’ 

- Baba! Vallahi biz kötü bir niyetle gitmedik ki Kuğulu Park’a, ders çalışacaktık inan ki bana! 

- Kuğuları seyrederken mi? 

- Evet!!! 

- Ders kitaplarının üzerine süzülüp de kanat çırpıp, sularını silkelerken kuğular, hangi ders girdi bakayım aklına? 

- İnan ki çalıştık baba! 

- Ya!!! Kuğular mı süzüyordu sizi, yan masadaki delikanlılar mı? 

- Bak! Bir daha duymayayım! Kara kaplı defterimde yazmaz bunlar! Ceza veririm sonra! 

- İyi de babacığım! Nerede ‘O’ Kara kaplı defter? 

- Tövbe tövbe! Konuşuyor musun hala? Hem suçlu, hem güçlü!!! 

‘’Anılar beni rahat bırakın’’ 

Yaş 17, başarı ile mezun olursun okuldan. Gazi Eğitim Enstitüsü idealindeki okulun, gelince kazandı sonuçların, eteklerin zil çala çala, hazırlarsın kayıt evrakını. Sarı zarfın içinde sen onlara bakarsın, onlar sana. Yarın gideceksin kayda. 

- Gel bakalım yanıma! Konuşalım seninle. 

- Evet baba! 

- Düşündüm, taşındım! Anarşi had safhada! Kardeş kardeşi vurmakta yollarda! 

- Ben seni çok zor büyüttüm, hem de bulmadım sokakta. 

- Niye bunları söylersin ki şimdi baba? 

- Beni seviyorsan eğer! Yırtarsın o evrakı. Vazgeç! Okuma sevdandan. Ben dayanamam evlat acısına! 

Hayat da senin, baban da! 

Hayal olur okuma sevdan da! 

Yaş 17, olursun devlet memuru. İçin kan ağlar, gözlerinde dinmeyen yaşlar. Şimdi bile okuyan her gence gönlün hayran. Kaldı ya okuma sevdan, içinde derin bir hüsran, varsa yardım edersin çevrende okuyan. 

Akranların gezerken, el ele sevgilileri ile Tunalı, Kavaklıdere, Çankaya ve Kızılay, sen sarılırsın dört kollan, etrafındaki klasörler, dosyalar, Nuh nebiden kalma Facit makinan. 

Sabah, Küçükesat’tan akasya ağaçlarının gölgelerinin altından, Dedeman, Bakanlıklar, işe gidersin kolunda baban. Dönersin akşam eve yine aynı yoldan. 

Ulu ulu çınarlar vardır Kumrular Sokak’ta. Karşılıklı dallar sarılmıştır birbirine, göremezsin baksan da maviliği gökyüzüne. Bizim çalıştığımız işyerinin de yan kapısı bakar Kumrular sokağa. 

- Baba! İzin verir misin bana? 

- Ne için? 

- Arkadaşlarım, gidecekler yemekten sonra Kızılay’a. 

- Olmaz! Şimdi ne işin var Kızılay’da? 

İzin vermez ise gitmene! Her şeye bulunur bir çare! Öğlen yemeğinden sonra baba dinlenmede, sen kırarsın kirişi yan kapıdan. Usul usul çınarların altından doğru Kızılay’a, sanki ne varsa orada? Hani yasak ya! Bilmez ki babası, kendi arkadaşları bile kızının suç ortağı. Ya da onlar öyle sanmakta! 

- Baba! 

- Efendim kızım? 

- Bir şey itiraf etmek istiyorum izin verirsen sana. 

- Gerçekten mi? 

- Ben var ya ben baba, her gün senden habersiz gidiyorum Kızılay’a. 

- Teşekkür ederim kızım, ben zaten biliyordum ama senin söylemeni bekliyordum. 

- ???? 

- Madem ki dürüst davrandın, kurallarımı biliyorsun. Doğruluk ve dürüstlükten ayrılmadığın sürece her istediğini yapabilir, her istediğin yere gidebilirsin. Ben sana güveniyorum. 

Yaşasın özgürlük!!!!! 

Öğlen saatleri, Kızılay, Maltepe, İzmir Caddesi. Cumartesi günleri Çankaya, Kavaklıdere, Tunalı Hilmi. Akşam, sokak lambaları yanmadan eve gelirsin geri. 

‘’Anılar beni rahat bırakın’’ 

Dostluk ve arkadaşlık bir başkadır Ankara’da. Yalnız gidemezsin yollarda baban olmazsa yanında. Vazife bellerler arkadaşların, mutlaka birinden biri yanında. Aman sakın ola da biri laf atar ya da takılırsa sana. Aman ha! 

‘’Kartallar yüksekten uçar’’ sonra ne cevap veririz babana? Benim güvercinimi nasıl kaptırdınız bir kartala? Diye sorarsa! 

Hepsinin kulakları çınlasın. Onların bu vazife şinaslıkları yüzünden, neredeyse evde kalacaktım! Az daha! 

Kızılay’da Set Kafeterya, anılar her dem aynı canlılıkta. Doyamazsın hatırlı kahvenin tadına. Tabii yanında arkadaşlarınla(muhafızların). 

Ya Çankaya’da Ata kule, ışıl ışıl Ankara’yı seyredersin doyumsuz güzelliklerini. 

‘’Gülünce gözlerinin içi gülüyor, kendimi senden alamıyorum.’’ 

En sevdiğin şarkının nağmeleri halen kulaklarında. 

Gün gelir, emeklilik vaktidir babanın, istisnalar kaideyi bozmasa da, her hanım köylü gibi davranır. Sen istemesen de aile İzmir’e yerleşmeye karar verir. Son ve kesin karar. 

Atanırsın İzmir’e, işyerin deniz kenarında, baktın mı ufuklara, karşıda Karşıyaka. Ağlarsın, aylar boyu baka baka deryaya aklın, gönlün Ankara’da. 

Yıllar geçer, alışırsın zor da olsa ayrılığa. Yüreğinin en güzide yerinde Ankara, yaşarsın Ege’nin rüyasında. 

İstanbul’a olan sevgin ise bir başka derya deniz, sevgi seli. 

Kısaca! 

‘’Bir başkadır benim memleketim.’’ 

Her yakası ayrı güzel, ayrı cennettir. 

Ne mutlu bilene! Zi’l-kıymettir. 

 

Ayşen Arslangiray Kura 

13.6.2011/ Kuşadası 

İletişim: aysenkura56@hotmail.com 

Facebook:http://facebook.com/aakura 

Twitter:http://twitter/#!/aysenkura 

www.bizsenleikimiz.blogspot.com 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne mutlu size ki yaşadığınız her yeri hissederek, yakından tanıyarak yüreğinize taşıyabilmişsiniz.. Ankara da çocukluğumun küçük bir dilimi geçtiğinden midir sizin eşsiz anlatımınızdan mıdır bilmem.. Okurken büyük lezzet aldım.. Paylaşımınıza teşekkürler...Sevgi ve Saygılarımla...

HaticeDemir 
 17.06.2011 15:44
Cevap :
Çok teşekkür ederim, anlatmayı başarabildimse ne mutlu bana, gönülden hissedebilmek, yaşadıklarını özümseyebilmek kıvançların en büyüğü sayın arkadaşım. Sevgi ve saygılarımla.  17.06.2011 23:40
 

Bu nasıl bir yazı becerisi Ayşen'cim, bizi de götürdün yaşadığın yerlere...Aynı disiplin anlayışı ile geçti gençlik yıllarımız...Selamlaşmak bile yasaktı adeta...Şimdiki sınırsız özgürlüklerle mukayese bile edemediğimiz...Genç kızken babanın, evlenince kocanın gizliden hissedilen kontrolörlüğü...O devirler herkes için aynıydı...Ellerine sağlık, ben de meltemlerle gönderiyorum selam ve sevgilerimi...

Yurdagül Alkan 
 13.06.2011 23:46
Cevap :
Canım ablacığım, övgülerinize teşekkürlerimi sunuyorum. Karınca kararınca kendimce bir iki satır karalamaya çalışıyorum ve beğenilerinize taktim ediyorum. Beğendi iseniz ne mutlu bana. İşte ben!MB yi bu nedenle çok seviyorum. Yazmaya çalıştıklarımı burada paylaşabiliyor isem kıvanç duyuyorum. Ege'den sevgi ve saygılarımı size gönderiyorum. Sağlıkla kalınız.  14.06.2011 11:24
 

Farklı "Mulen Ruj"lardan söz ediyoruz gibime geldi. Benim dediğim, (60'lı yıllarda) yapı olarak gerçek bir değirmen gibiydi. "Yaramazlık" yapılan bir yer değildi. Neşe Karaböcek falan sahne almazdı. Açık hava Papazın Bağı'nın (kapalı) versiyonu gibiydi. Sevenlerin uğrak yeriydi. Sizin sözünü ettiğiniz Mulen Ruj'u gerçekten çıkaramadım. Ne zamandı? Neredeydi? Dost selamlarımla, sevgilerimle, tekrar teşekkürlerimle. Ha gayret, Haluk Bey'e de bir Ankara yazısı döşendirin, zincir tamam olsun:-)

pirmete 
 13.06.2011 23:13
Cevap :
Tastamam aynı yer, plaktan çalıyorlardı Neşe Karaböcek şarkılarını, babandan habersiz gidersen papazın bağına gittiğin gibi, okulu kırıp da yaramazlık oluyor. Manzarası da harika idi. Şimdi kalmamıştır ki her şeyin bittiği gibi.Haluk beye yazdım bazı yerleri bakalım galeyana gelecek mi bilmem? Dost selamlarım ve sevgilerimle.  13.06.2011 23:54
 

Ankara yazdıracaksınız bana... Kışkırtmayın beni, gelen var gelemeyen var. :-) Hem yaşımız, başımız çıkacak ortaya. :-) Aslında yazarım da kıskanç istanbullular sabote ederler diye korkuyorum. :-) Troleybüsler, iki büklüm binilen chevrolet dolmuşlar, postanede buluşmalar, papazın bağında demlenen semaverler... Zafer çarşısında (ille de masaya dökülen) demlikler... Arjantin biralar, Arı sineması, Dikmen' de mantıcılar... Yapmayın, Ankara yazdıracaksınız bana. istemiyorum yazmak... :-) Bozkırın hanımeli kokulu serin akşam rüzgarlarıyla kocaman selamlar gönderdim. Kabul buyrun. :-)

Haluk Seki 
 13.06.2011 18:23
Cevap :
Yaptım bile! Zafer çarşısında ki sergiler nasıldı? Ya Oda tiyatrosu, Küçük, Büyük tiyatrolar, AST hepsi uğrak yerimiz değil miydi? Olsun yaşımız çıksın ortaya, hiç önemli değil bizler özenle yetiştirilmiş bir nesil değil miydik? Ya Gima'nın dört bir yanı buluşma noktaları. Meşrutiyet caddesindeki kafeler, daha sayayım mı? Chevroletin en muteber modeli 62 modeldi. Halen de öyle. Botanik bahçesi? Hatırlıyor musun? Hala duruyor mu? Grundig marka bir pikap ve kocaman longplaylar. Ya da 45'likler. ''Papatya gibisin beyaz ve ince'' halen kulağımda, babamla annemin zarif dansları da anılarımın en nadide yerinde. Yaaa Haluk Seki, anlatmakla bitmiyor ki!! Yaz istersen bir blogda anıları taze diri tutalım. İmbat yağmurla karıştı bugün buralarda. Lavantaların kokuları eşliğinde dost selam ve sevgilerim size ve değerli aile efradınıza, kabul buyrula  13.06.2011 21:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 531
Toplam yorum
: 2839
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 1307
Kayıt tarihi
: 14.11.10
 
 

Aydoğdu; kızgın güneşinde Ağustos'un, sararmıştı altın sarısı başaklar. Kırlangıçların göç dansın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster