Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Temmuz '18

 
Kategori
Gelenekler
Okunma Sayısı
518
 

''Bu Dünyada Ahde Vefa Kalmamış'' Dedirtmem

''Bu Dünyada Ahde Vefa Kalmamış'' Dedirtmem
 

Devlet geleneklerimize gönülden bağlı olduğuna kanaat ettiğim ''Kemal Yurtoğlu'' ağabeyimin, ''Ahde Vefa'' konulu sahabe ikliminden verdiği güzel bir hikayeyi paylaşmak istedim.
 
Kendisine hizmetlerinde ve projelerinde Ahde Vefa Ailesi adına başarılar dilerim.
 
Hz Ömer (r.a) hilafeti döneminde,
Hz Ömer Ashabı ikram ile beraber bir mecliste oturuyorlarken karşıdan 3 kişinin gelmekte olduğunu gördüler. Bu gelen kişiler bir delikanlıyı yakalayıp ellerinden sıkıca tutmuşlar ve belli ki halifenin huzuruna çıkarmak üzere getiriyorlardı.
 
Bütün sahabenin dikkatli bakışları arasında bu üç kişi yakaladıkları gençle beraber gelip Hz Ömer'in huzuruna durdular. Hz Ömer (r.a) sordu: Söyleyin bakalım derdiniz nedir bu delikanlının ne suçu var da böyle sıkıca tutup buraya getirdiniz? ...  Bu üç delikanlıdan birisi söz alıp meseleyi anlatmaya başladı ya Emir-el müminin bu genç bizim babamız öldürdü bizde adli ilahi nin tatbik edilmesi için huzurunuza geldik. 
 
Babamızın bir suçu olmadığı kanaatindeyiz. 
Çünkü babamız etrafta sevilip sayılan hatrı olan bir kimse idi. Şimdi bunun için ne yapmamız lazım geliyorsa onun yapılmasını sizden istiyoruz. 
Peygamber Efendimizin ikinci halifesi adalet güneşi 
Hz. Ömer o gence dönerek bunların dediklerini duydun söylenilenler doğru mu eğer doğru ise senin söyleyeceklerin nelerdir diye sordu. 
 
O genç bu söylenenlere itiraz etmedi. 
Bunların doğruyu söylediklerini ancak kendisinin de bazı söyleyeceklerini olduğunu belirterek izin aldıktan sonra konuşmaya başladı.Ya Emir-el müminin! Ben bir köylüyüm. Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın " benim kabrimi ziyaret eden beni ziyaret etmiş gibidir" buyurduğu üzere buraya Efendimiz Aleyhisselatu Selam'ın kab-ri Şerifini ziyaret etmeye geldim. Medine civarına geldiğimde abdest tazelemem icap etti. 
 
Bineğimden indim ve müsait bulduğum bir hurmalık yakınında abdest tazelemek için meşgul olurken baktım ki atım hurma dallarına uzanmış, yemeye çalışırken ağacın dallarını kırıyor ve zarara sebebiyet veriyor. 
 
Buna mani olmak için derhal atımın olduğu tarafa koştum. İşte o anda karşıdan yaşlı bir adam bana bağırarak geldi. İyice yaklaştıktan sonra hiçbir şey demeden ve sormadan hiçbir söylememe de fırsat bulamadım elindeki büyükçe taşı atıma hızlıca vurdu ve takdiri ilahi at düşüp öldü. Atımı çok severdim. Ondan başka da bir bineğim yoktu ve o yaşlı adam atamı bir hiç uğruna öldürmüştü.
 
Dayanamadım ben de onun ata vurduğu taşı alıp kendisine fırlattım fakat bir de baktım ki takdiri ilahi adamcağızın eceli gelmiş olacak ki o da öldü. Tabi ki bu durumdan dolayı çok üzüldüm. 
Azıcık bir öfke sebebiyeti ile bir adamın ölümüne sebep olmuştum. Hemen yaşlı adamın kim olduğunu araştırdım. Ailesini buldum, çocuklarına durumu uygun bir dille anlattım.
 
İşte durum bundan ibaret. 
Ey Halife-i Müminin! Ben şayet o anda kaçmak isteseydim kolayca kaçardım ama ben Allah'a ve ahiret gününe iman etmiş bir kişiyim cezam ne ise onu bu dünyada çekmeye razıyım.
İlahi adalet neyse tatbik edilsin ve hak yerini bulsun.. 
 
Delikanlının anlattıkları ve bu tavrı sahabe ikramını etkilemişti ama hüküm neyse tatbik edilecekti babaları ölen gençler diyet almaya razı olmuyorlar ve kısas 
yapılmasını istiyorlardı. Karar verildi. Kısas yapılacak ve o genç idam edilecekti.
Genç bu hüküm karşısında hiç itiraz etmedi, telâşlanmadı ve paniklemedi.
 
Gayet soğukkanlı bir şekilde hükme rıza gösterdi yahut bir ricası vardı burayı ziyaret maksadıyla geldiği ve böyle bir şeyin başına geleceğini bilmediği için mutlaka ama mutlaka halletmesi gereken bir işi vardı ve ve dedi ki bu hükme hiçbir itirazım olmaz yok da şeriatın kestiği parmak acımaz ben bu hükme razıyım fakat sizden bir ricam olacak ister kabul eder ister etmezsiniz o sizin bileceğiniz bir şey. 
 
Ricam şu ki benim bakımı ile ilgilendiğim bir yetim var onun bana teslim edilmiş olan altınları bahçemde bir yere gömdüm bu altınlar o yetimin geleceği onların yerini de benden başka kimse bilmiyor. 
 
Eğer bana 3 gün müsaade ederseniz gider onların yerini o yetime bildiririm.
Böylece hem Hz. Ömer bunun üzerine dedi ki: Şu anda sana nasıl müsaade edebilirim ki. Zira sen suçlusun ceza İnfaz edilecek hem ya kaçarsan.. Efendim kaçmayacağıma dair Allah'ın adına hepinizin huzurunda yemin ederim.
 
Zaten kaçmak isteseydim daha evvel rahat bir şekilde kaçabileceğimi size de söylemiştim. Seni serbest bırakmamıza da imkân yok ancak yerine bir kefil bulursan serbest kalabilirsin. Genç o civarın yabancısı idi. Resulullah'ın Kabr-i Şerifinin ziyaretine gelmişti. Bu civarda kimseyi tanımıyordu ki kefil bıraksın.
 
Genç son çare olarak oradaki sahabe-i ikramı süzdü, gözden geçirdi. Acaba kendisine kefil olan çıkar mı dedi..
 
Tekrar gözden geçirdi.
Kalbinin sesine kulak verdi ve orada hazır bulunanlardan Ebuzer-i Giffari (r.a) göstererek bu zat bana kefil olur dedi. Bu sefer Hz Ömer, ya Ebâ Zer! ne diyorsun kefilliği kabul ediyor musun? diye sordu. Ebâzer cevap verdi. Bu delikanlının 3 güne kadar dönüp teslim olacağına inanıyor ve kefil oluyorum. Böylece genci serbest bıraktılar.
 
O da 3 gün içinde geri gidip geri gelmek üzere müsaade isteyerek ayrıldı. Böylece aradan 2 gün geçti ve 3. gün oldu ama ortalarda ne gelen vardı ne de giden. 
 
Bu sefer ölen adamın çocukları Ebâ Zer-i Giffari Hazretlerine dönerek ya Ebâzer kefil olduğun adam hala ortalarda görünmüyor. 
Kim olduğunu bilmediğin bir kimseye niçin kefil oldun. Adam bir kere ölümden kurtuldu. 
Bir daha geri gelir mi diyerek sitem ediyorlardı. Ebâzer ise durun bakalım 3 gün dolmadı. 
 
Eğer 3 gün dolar ve geri gelmezse şeriatın emri neyse bana tatbik ediniz. Ben kefil oldum ve sözümdeyim diye buyurdu.Ashab-ı kiramı bir üzüntü kaplamıştı.
 
Zira o genç gerçekten de gelmeyecek olursa kefil olduğu için kısas Ebâzer'e yapılacaktı.
Hz Ömer ya Ebâzer! kefil olduğun genç eğer vermiş olduğumuz sürede gelmez ise zamanı gelince Emr-i ilahiyi tatbik eder ve kısas hükmünü geciktirmeden uygularım dedi.
 
Hükmü tatbik konusunda son derece hassas olan, suçlu oğlu dahi olsa asla adam kayırmayan Hz. Ömer böyle diyordu.Vakit de bir hayli ilerlemiş gün batmaya az kalmıştı.Bu arada Ashab-ı Kiram babası öldürülen gençlere diyet teklifinde bulundular. 
 
Çünkü o koskoca Ebâzer'in idam edilmesini asla istemiyorlardı. 
Fakat onlar da adamı hazır getirmişken hüküm infaz edilecekken ne için kefil oldun diye Ebâzer'e kızıyorlar ve babamızın katilinin kanının kesinlikle yerde kalmaması lazım diye diretiyorlardı. Bu olayı duymayan kalmamıştı. 
Medine çalkalanıyordu. 
Herkes üzüntü içerisindeydi. Acaba ne yapmak gerekiyordu Ebâ Zer'in infaz edilmemesi için..
Çoğu gençlere kızıyordu. Ölen ölmüş geri mi gelecek diyet kabul etseler ya derken kimi de gelmeyen genç hakkında kendisi için canını ortaya koyup işini görmesini sağlayan böylesine vefalı bir insana bunu nasıl reva görüyor diyorlardı. 
 
Vakitler ilerliyordu. 
Neredeyse gün bakacaktı. 
Heyecan hat safhaya varmış, herkes neticenin ne olacağını merak etmeye başlamıştı. 
 
İşte bu esnada Medine'nin girişinde bir adam olanca kuvvetiyle koşarak gelmeye çalışıyordu. 
Her tarafı perişan, kan, ter içinde gelen bu adam o gençten başkası değildi. Birçokları adeta sevinç çığlıkları attılar. 
 
Ölmeye koşan bir adam için belki de ilk defa böylesine seviniyorlardı. 
O genç hemen Halife-i Müminin Hz.Ömer'in huzuruna çıktı ve teslim oldu. Kusura bakmayın çok daha erken gelemediğim için. 
Belki sizi endişelendirmiş olabilirim fakat malumunuz ki bir atım vardı o da öldü. 
Başka da bir bineğim olmadığı için yayan gelmek zorunda kaldım gördüğünüz gibi havalar da son derece sıcak, yolumda bir hayli uzak. Yetişemeyeceğim diye öylesine korktum ki o zaman bir kişinin daha ölümüne sebep olacaktım. Böyle olsaydı bu mesuliyeti kaldıramazdım herhalde..
 
Rab'bime hamd olsun ki verdiğim sözde durdum ya Emir-el Müminin! Artık hükmü infaz edebilirsin. Ben hazırım. Orada bulunanlar hayretler içerisinde böyle bir olaya şahit olmuşlardı. Bu gencin kendisinden tamamen ümidin kesildiği bir sırada koşarcasına ölüme gelmesi onların tarifi imkânsız bir taaccüple hayranlık içinde bırakmıştı. Herkes takdirle şöyle diyordu: Mümin dediğin böyle olmalı.
 
Ucunda ölüm bile olsa sözünde durmalı.. 
Herkesin hayretler içerisinde kaldığını gören delikanlı onlara dönerek şöyle dedi: Mümin olan sözünde durur. Ahdine vefâ gösterir. 
Ölüm öyle bir şey ki vakti ne ileri alınır ne de geri. 
 
Ondan kaçmakla kim kurtulmuş ki ben kurtulayım. Vakit, saat geldi mi kimsenin elinden birşey gelmez. Vakit dolmadıysa da Allah'ın verdiği canı kim alabilir ki..Geldiğime hayret mi ediyorsunuz? Elbette ki gelecektim.
Çünkü ben dünyada "Ahde vefâ kalmadı" sözünü söylettiririr miyim..
Bu arada Ebâ Zer'in (r.a) tanımadığı bir adama canı pahasına kefil olması son derece hayret verici bir olaydı.Ona da bu genci tanıyıp tanımadığını ve nasıl böyle bir kefilliği kabul ettiğini sorduklarında "hayır bu genci tanımıyorum. 
 
Lakin bu olay müminlerin halifesi ve birçok sahabenin huzurunda gerçekleşti.
Çok samimi bulduğum ve çaresiz kalmış bir kimsenin işini görmek, üstelik bana güvendiği halde onu yüzüstü bırakmak doğru muydu? Hem ben bu teklifi kabul etmeyip bu dünyada Fazilet diye bir şey kalmamış dedittirir miyim" diye buyurdu. 
Gerçekten de son derece duygusal bir ortam oluşmuştu bu olaylı sözler gözlerinin önünde cereyan etti ve ölen adamın çocukları da yumuşamışlar, duygulanmışlar, merhamete gelmişlerdi. Zaten bu genç taşı babalarını öldürmek için atmış değildi fakat takdiri ilahi kazaran babaları ölmüştü bunun üzerine onlar da davalarından vazgeçerek kısas istemediklerini söylediler. 
 
Onlara bunun diyeti teklif edildi. Diyet beyt-ül maldan verilecekti. 
 
Onlar da "bizde dünyada İnsanlık kalmadı dedittirir miyiz" dediler ve Allah rızası için davalarından vazgeçtiklerini bir daha tekrarlayarak diyet almayacaklarını söylediler. 
 
Bu muhteşem tablo herkesi son derece duygulandırmıştı. 
Herkes üzüntüden kurtulmuş hüzün yerini tarifi imkânsız bir sevince bırakmıştı. 
 
Helâlleştiler, kucaklaştılar böylece arkalarında insanlığa bir ibret dehası bıraktılar. işte bu dünyada Ahde vefa kalmadı dedittirmeyen bir genç, bu dünyada fazilet kalmamış dedittirmeyen bir Allah dostu, babaları ölmüş diyet isteyen yani bunun kıssasını isteyen bir evlat onlarda bu dünya insanlık kalmadı dedittirmemişler..
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 50
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 217
Kayıt tarihi
: 19.11.17
 
 

1978 Malatya/İstanbul'da doğdu. İş hayatına Tekstil ile başlayarak yöneticiliğe yükselip, İhlas H..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster