Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mart '07

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
1354
 

" Diren ey kalbim, diren yenilme! " [1]

" Diren ey kalbim, diren yenilme! " [1]
 

Stockholm: Paris, Londra, Berlin ve Madrid gibi modern sürgünlüğün önem kazandığı bir başkent... Çünkü Stockholm de, cehennemden kaçan oğullarına kucağını açmıştır. Yaklaşık 35 yıldır Stockholm’de yaşayan şair Özkan Mert de o oğullardan biri.

Şairin kendi seçtiği şiirlerden oluşan “Ben Savaşçı Değil, Gül Yetiştiriciyim” adlı kitap, Orhan Tüleylioğlu’nun şairle yaptığı uzun söyleşiyi, üzerine yazılmış yazıları ve fotoğraf albümünü de içeriyor.

Şair, çağına tanıklık eden, çağının kalp atışlarını yakalayan, renkli ve yarına açık bir şiirle başladı işe. Henüz çok genç bir yaşında “Bir Elma Büyüklüğünde Sakallarım” adlı müziği baskın, içsel sesler ve dizilimler açısından dinamik bir şiir yazması, gerçekten düşündürücü.

Özkan Mert şiirlerinin yanıltıcı yanı bir solukta yazılmış gibi durması; okur bu yolculuğa çıktığı anda bir sonraki dizeyi merak ederek devam ediyor okumaya. Şair, çok sesli, çok kültürlü, ilginç ve yaratıcı imgelerle, yaşamdan kotarılmış, çoğu uzun soluklu şiirleriyle, sizi “yakalıyor”.

Kitabın son şiiri olan “Van Gölü Savunması”na kadar ki şiirler bir solukta okunuyor; ne var ki hep dönülerek okunan, okundukça özümsenen, özümsendikçe de üzerinde derinleşme isteği bırakan şiirler bunlar.

Oysa bir söyleşinde bir şiir üzerinde aylarca çalıştığını söylüyor şair: “Korkunç sancılar çekerek, hatta nefretle bile yazmışımdır. ‘Bu şiiri artık bırakıp da kurtulayım’ dediğim çok olmuştur. Şiir bittikten sonra bile sürer bu sancı.”

Daha ilk kitabı “Kuracağız Herşeyi Yeniden”de, dünyaya sataşan, dünyayla çarpışarak anlamaya ve anlatmaya çalışan bir şair olarak çıkıyor karşımıza. Ankara’da, 68 olaylarının sıcak günleri içinde, üniversite gençliğinin elinde şiirleri dolaşan bir şairin dizeleri bunlar. “Diren! Ey Kalbim”, bunlardan biri:

Diren! Ey kalbim

Diren! Yenilme

Sen benim silahımsın

Aşkımsın.

60’ların sonunda Ataol Behramoğlu, İsmet Özel, Süreyya Berfe ile Ant dergisinde yayımlanan, “Devrimci Şairler Savaş Açıyor” başlıklı oturumda, yeni bir “toplumsalcı şiir” üzerine düşüncelerini açıklayan Özkan Mert, 60 kuşağının protestocu öncü şairlerinden olur. Şiir, sözcükleri öpüştürme ve dölleme sanatı olarak da gören şairin, “dünyalı” olmasının ilk ipuçlarını da bu şiirlerde buluruz. “Diren Ey Kalbim”, “Kahraman Kalbim”, “Hayatımızdan” gibi şiirler, hayatın ve genç bir insanın yaşadığı ortamın psikodinamik etkilerini taşır. Dünyanın dört bir yanında “özgürlük ve barış” isteyen bu gençler, çıldırmış gibidirler.

Özkan Mert, dünya ve hayat içinde yaşadığı savruluşu, bize hissettirir, bizi de savurur. Çünkü şair, dünyayı anlamak istemektedir. Bu nedenle birçoğumuzun olamadığı kadar “dünyalıdır”, ama okurlarına “dünyalı olma felsefesi” kazandırır. “Dünyaya sataşma, dünyayı anlamaya çalışma”, Özkan Mert şiirinin en önemli ve “esas” dinamiğini oluşturur.

“Kuracağız Herşeyi Yeniden” adlı kitap yayınlanır yayınlanmaz yasaklanır. Böylece sürgünlük yaşantısı başlamış olur. İşte bu noktadan sonra Özkan Mert şiiri içine büyük bir değişim de katılmaya başlar.

“Ölü dönemim” dediği dönemde sürekli okur, İsveççe’yi öğrenir, yavaş yavaş İsveç’in edebiyatını tanımaya başlar. Dili diğer dillerin kuşatmasına girmiştir. Türkçe’yi yeniden keşfetmek ve onu dilsel uzaylarına, yeni koordinatlarına yerleştirmek gerekir. Yapmadığı iş kalmaz. İsveçlilerle ve dünyanın dört bir köşesinden gelen mültecilerle dost olur. Çok zengin bir deneyim edinmiştir. Yeni kültürler, insanlar tanımıştır; bu da dünyaya bakışını değiştirir. Ortaya dilsel deneyimlerin kazandırdığı yeni bir Türkçe çıkmaya başlar. Varoluşla yok oluş arasında bir yoldur bu. On yazardan dokuzunu yok eden bu duruma meydan okur.

“Şair bunu başarırsa, dilin kazandığı yeni ivmeyle dilinin sınırlarını genişletir, aşar” diyen Özkan Mert, bunun ilk ipucunu 1982’de yayımlanan “İşte Hayat! İşte Ölüm ve Tarih” adlı kitabıyla verir. Bu kitap, sürgün olmanın, özlemin, direnişin, sevgilerin, şiirsel bir özeti gibidir. “Sevgili Çocuk”, “Ateş Hattındayız Bir Kentin”, “Valansiya Portakalı”, “Hoş geldiniz! Hoş geldiniz!”, “Evet! Yarına İnanıyorum”, “Bir Mültecinin Mektubu”... Şiirlerin adından bile anlaşılabileceği gibi, bu güç dönem dizelere kazınır.

Ardında 1987’de, “Stockholm’de Mavi Saatler” yayımlanır. Yayımlanmasıyla ilgi toplar ve olumlu eleştiriler alır. Çünkü Özkan Mert’in asıl zincirleri kırışı, şiiri gırtlağından yakalayışı bu kitapla olur. “Stockholm’de Mavi Saatler” yayımlandığında Cemal Süreya, şapkasını çıkarıp kitabı selamlamış, Gösteri dergisinin 1989 Mayıs sayısında da “Özkan Mert, kuşağı içindeki konumunu değiştirdi. Kuşağının dize ustaları arasında birinci sırayı yakaladı; gerçekten şiire müthiş bir açılışı var. Şiiri, dizeyi, imgeyi, dünya konukluğunu nasıl yakaladı!... Her yanıyla gerçek bir şairin karşısındayız” diye yazmıştır.

Seni öpüyorum sevgili dünyamız

ışıklarla yıldızlarla dolu bir alan’da.

Kalbim... Dünyanın ortasında bir menekşe

Bu kitap, Özkan Mert’in bir Türk şairi olarak dünyayla bütünleşmesini de gösterir. Artık sorunların geride kaldığı, yurt dışında yaşayan bir şair olarak kimliğini bulduğunu, özümsediğini gösteren önemli bir yapıttır. “Ölü döneminin üzerine dikilen bir bayraktır. Şiir kalesinin ele geçirilişi”dir... “Kalbim Dünyanın Ortasında Bir Menekşe”, “Yıldızların Nerede Amsterdam?”, “Kalbim Ateş Altında”, “Şiir Beni Kurtarır” gibi şiirlerde, İsveççe’nin, İsveç edebiyatının yanı sıra, İkinci Yeni’nin olanaklarından da faydalanmıştır.

1990’da “Allah ve Tango” adlı düşündüren isimli kitabı yayımlanır. Aslında bunlar birer simgedir. Allah “öteki dünyayı”, Tango’da “bu dünyayı” simgeler. Allah ve tango arasında çözülüp gidecek olmamızı anlatır şair. Bu kitapla birlikte, ölüm ve yaşam, kaos dinamiği daha bir belirginleşmeye başlar şiirlerinde. Bu kaosu ve hayatın varoluşsal çözülmesini en başta kendine izah etme çabasına girer. Dünyada neler olup bittiği konusunda kendi için bir görüş oluşturma şiirleridir bunlar. Birer “iç görü”dür. Sonsuzluğu yakalama, kavrama, sezinleme çabası denebilir. Bir gün bizi tarih ve nehirler çözecektir. Anlattığı, bir yaşamın sonsuzluğu ve onun içerisinde insanın yavaş yavaş yok oluşudur. Buna en uygun olarak da “çözülmek’’ sözcüğünü seçer:

Nehirler ve Tarih beni çözüyorsa

Hazırım! İşte Allah ve Tango

Her zaman diriliği ve coşkuyu ayakta tutan dizelerinde, soru işaretlerini de sözcükler gibi kullanan şair, “Mayıs Çalkantıları”nda İkinci Yeni’den de alarak dönüştürdüğü dili ustalaştırır. Her dizede erotizm bize göz kırpmaktadır:

Memelerini çarptın bana

Sonra gül kokularını. Ne güzel!

Bir Cumhuriyet yaptın aşkımızı.

Peki! Neyi taşıyabilirsek o’nu taşıyalım

Yarına. Bir ırmağı iliştireyim saçlarına.

Kırmızı dudaklarınla bir üzüm gibi ez beni.

Bir Özkan Mert şiirinin başında nerede olduğunuzu bilebilirsiniz belki, ama ineceğiniz yer çok daha farklı bir yerdir. Kaldı ki, şair bile bu “yolculuğun” nereye varacağını kestiremez. Bunu ancak yazarak ortaya koyar. Alışılmış kalıpları kırarak, okuru şaşırtır, hissetmediği şeylerin içine yuvarlar, başka bir yapı kurar sözcüklerle:

Mayıs çalkantılarıyla çıkarıyorum gömleğimi

Asıyorum bir söğüt dalına. Bir nehir geçiyor

İçinden. Bir tramvaydan daha büyük

Bir caddeyi Gökyüzü’ne çeviriyorum.

Akdeniz sahillerini ateşleyen

Portakallar yakıyor beni. Ve kirpiklerin.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3539
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster