Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ocak '07

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
1266
 

" Dönmeyen " bir sağcının hatıraları

" Dönmeyen " bir sağcının hatıraları
 

Oscar Wilde’ın “Mutsuz Prens” hikayesini bilir misiniz? Mutsuz Prens, Dublin’e bakan bir heykelin ve onunla arkadaşlık yapan güvercinin hikayesidir. Şehrinin yoksul ve mutsuz insanları için üzerindeki gümüş kaplamalardan başlayıp zümrüt gözlerine kadar arkadaşı güvercine söktürüp fakirlere dağıttıran prensin hikayesi.

Ben 80 öncesi gençliği Wilde’ın Mutsuz Prensine benzetmişimdir hep. Onlar da tıpkı Mutsuz Prens gibi teninden ruhuna her şeyini şehrin insanına vermişlerdir. Lakin bir farkla, onlar Wilde’ın kahramanı gibi öldükten sonra değil, bunu hayatta iken vermiştir.

Ve en dramatiği, ellerinde tenlerinden başka verecek bir şeyleri yoktur.

Elimde, şehrin insanını kendi “öz hayatı” ile yaşatmaya çalışan o cefakar nesle “üye” bir bilim adamının hatıraları var: İnsan Gelecekte Yaşar.

Bir otobiyografi için iddialı bir isim olan “İnsan Gelecekte Yaşar”ın hikmeti, kitabın içine girildikten sonra anlaşılıyor. Kitaba, ecnebi deyişi ile klasik bir “oto biyografi” demek zor. Kitabın merkezinde bir hayat olmasına karşın, bu hayat coğrafyadan tarihe, kültüre, yaşam felsefesine ve ideolojiye dair büyük bir fikir “hamulesi” içerisinde anlatılıyor.

Ve 80’den sonra hoyratça tükettiğimiz bir şeye vurgu yapıyor; aşka…

Turan Güven, 80 öncesinin çatışma dönemini Ülkücü cenahta geçirmiş, hala bu çevrenin yakından tanıdığı ve saygı duyduğu bir sima. 1980 öncesinin hareketli yıllarını öğrenci lideri olarak geçirmiş, pek çok badireyi atlatmış, o “hareket”in içinde bilim yapmış ve onda da başarılı olup profesör olmuş ve nihayet altmış yaşının eşiğinde yaşadıklarını kaleme almış dünün “hızlı” Ülkücüsü bugünün başarılı bilim adamlarından.

Yazar, kendi öz yaşam öyküsünü anlatmakla başlayıp, belki de farkında olmadan bir dönemin “alternatif” tarihini yazıvermiş. Güven, karşı karşıyalıkla tanımlanan bir neslin sağıyla soluyla hikayesinin bir özetini verdiği bir kitap ortaya çıkarmış.

Kitabın milliyetçi cenaha mensup bir kişi tarafından yazılması onu daha da ilginç kılıyor. Çünkü aynı dönemi yaşayan solcu yazarlar tarafından bu konuda yazılmış epeyce bir kitap varken, milliyetçilerin bu dönemi “yazmaya” pek de istekli olmadığı görülüyor…

Kitabın isminden içerideki felsefi atmosferi tahmin edebiliyorsunuz, nitekim kitabın ilk otuz sayfasında verilen ve “İradenin sessizliği” olarak isimlendirilen o neslin beslendiği tarihi, felsefi ve ideolojik kaynağa bolca atıf yapılarak ortaya konan “yaşam felsefesi”, 80 öncesi neslin psikolojik, felsefi ve ideolojik şifrelerini veriyor.
Turan Güven’in hikayesi alabildiğine gariban, bir o kadar yürekli Anadolu çocuğunun bu topraklarda varolma hikayesinin bir örneğidir. Babasızlık ve alabildiğine fakirlik içinde yetişen bir çocuğun kendini külünden yaratma çabasını Turan Güven’in öz yaşamında görebiliyorsunuz.

Aslında bu hikaye aynı sosyal katmana mensup, bir üst sınıfa atlayabilmek için ömrünü vermek zorunda kalan insanların hikayesidir. O yüzden kitabı okuduğunuz zaman biraz da kendi hikayenizi bulacaksınız.

Turan Güven’in ve bugün 60’lı yaşların başında olan neslin kaderi olan “varolma kavgası”nın 1968’lerden başlayarak Türkiye için de geçerli olması bu nesli ister istemez kavganın tarafı yapmıştır. Hemen hemen aynı sosyal katmana mensup bu insanları sol veya sağ diye ayıran ince çizgi “toprağa bağlılık”ta ortaya çıkıyordu. Bir taraf daha “yerli” bir pozisyon alırken diğer taraf daha “enternasyonal” bir bakışı tercih etmişti. Ve bu onların ülke meseleleri ile ilgili aldıkları pozisyonu da doğrudan etkilemişti.

Köyündeki bir avuç toprağı elli yıl sonra uzaktan gördüğü zaman bile gözleri yaşaran bu neslin, Türkiye için hayatını ortaya koymasındaki psikolojik sebebi izah etmeye gerek yoktur sanırım. Bu sebebi kitabın içinde yer yer görüyorsunuz…

Güven’in otobiyografisi hemcinslerinden farklı olarak bir “itirafname”den ziyade “muhasebe”yi içeriyor. Yazar, 12 Eylül’den önceki kendisinin de içinde bulunduğu şiddet olaylarını “kutsayıcı” veya “lanetleyici” bir tavırla değil okura bazı soruları sordurmayı hedefleyerek ele alıyor.

Güven bu döneme ait yazılan bazı kitaplarda işlendiği gibi bu şiddet olaylarını çocukca şeylermiş gibi göstermek gayretinde olmamış. Bir neslin sağıyla soluyla nasıl bir tezgaha itildiğini acı bir şekilde göstermeye çalışmış. Meselenin “mısır patlatır gibi bomba patlatma” nostaljisi ile basite indirgenemeyeceğini ve olayların pek de öyle “gençlik hatası” cinsinden olaylar olmadığının mesajını vermeye çalışıyor. Ki bunu yürekli ve yeni bir bakış açısı olarak değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.

Turan Güven’in “okunması gerekenler” hanesine kaydettiğim kitabını siz de bu haneye çekinmeden kaydedebilirsiniz. Kimi bakış açılarını, fikirlerini beğenmeyeceksiniz. Hala 40 yıl önceki yerde durduğunu göreceksiniz. Bu bile kitabı okunur ve orijinal hale getirmektedir. Eğer 80 öncesi olayları bir de “dönmeyen” bir sağcının kaleminden okumak ilginç gelecek diyorsanız (ki bence çok ilginçtir) bu kitabı mutlaka okuyun…

Turan Güven
Bilgeoğuz Yayınları;
Kasım 2006, 1. Baskı, 13,5X21, 445 sayfa, Türkçe, K. Kapak.
ISBN No: 9756217278

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 1144
Kayıt tarihi
: 06.07.06
 
 

Memleketi ve kendini ilgilendirenler üzerine yazmayı "tutku" edinmiş bir fen bilimci, konuşmaya v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster