Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

15 Temmuz '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
862
 

''Hayır''mı? hadi canım siz de!

''Hayır''mı? hadi canım siz de!
 

Tartışma büyüdükçe iş iyice tatsızlaşıyor. HAYIR kampanyasını başlatan çevreler, insanların zekasını küçümseyen argümanlarla can sıkıcı bir görüntü sergiliyorlar.

En temel argümanlardan biri, AKP’nin “alelacele bir anayasa değişiklik paketini topluma dayattığı” yönünde. Yeterince hazırlanılabilecek zaman tanınsa, yeterince tartışılsa EVET denilebilecek bir anayasa paketi üzerinde uzlaşılabilirmiş… 2 ay gibi kısa bir süre, bir anayasa taslağı hazırlamak için yetersizmiş…

Kuzum bu anayasa ne zaman kabul edildi? 1982’de! Yani tam 28 yıl önce… 28 yıl boyunca bu anayasanın tüm olumsuzlukları ortaya dökülüp, herkes “12 Eylül Anayasası topluma dar geliyor, değiştirilmelidir” demedi mi? Dedi…

Pardon ama, 28 yıl boyunca bu ülkenin Anayasa profesörleri, hukukçuları, baroları, siyasi partileri, sivil toplum kuruluşları “12 Eylül Anayasasına alternatif” anayasa taslakları oluşturacak “yeterli zamanı” bulamadılar mı?

Baroların, siyasi partilerin 28 yıl boyunca 12 Eylül Anayasasını tartışan, değerlendiren, aksak yönlerini ortaya koyan ve Türkiye için çağdaş demokratik bir anayasa önerisi hazırlayabilmiş hukukçuları, komisyonları yok muydu?

AKP “Haydi Anayasayı değiştirelim” dediğinde, “buyur bizim önerimiz budur” denilecek Anayasa taslakları yok muydu çekmecelerde?

Yoktuysa eğer, demek ki ne barolar, ne üniversiteler, ne sivil toplum kuruluşları, ne siyasi partiler 12 Eylül Anayasasının değiştirilmesi yönündeki çağrılarında samimiyetsizdiler… Demek hiçbir hazırlıkları, hiçbir değişiklik düşünceleri yoktu! Ha, vardı ve AKP bu önerileri dikkate almadı mı? Çıkaydılar toplumun önüne, “buyurun bizim taslağımız budur, AKP’ye önerdik ancak kabul etmediler” deselerdi… “AKP, çağdaş-demokratik bir anayasa değişikliği istemiyor, bizim taslağımız şudur” diyerek bütün iletişim imkânlarını kullanarak toplumu tartışmaya ve itiraza çekselerdi… Böyle bir şey oldu mu? Hayır! Tıpkı “açılım” meselesinde olduğu gibi, anayasa değişikliği konusunda da tüm muhalefet AKP’ye “hele bir içini doldur da görelim” dedi sadece…

Pardon ama, bir ülkede muhalefetin görevi sadece ve sadece itiraz mıdır? Yoksa oturup tüm toplumsal konularda kendi alternatiflerini hazırlayıp toplumun önüne koymak muhalefetin görevi değil midir? Muhalefetin görevi hem “e doldur bir içini de görelim” deyip, iktidar tarafından yalap şap doldurulduğunda da “e ama böyle de olmaz ki” demek midir?

Farkında mısınız, bu ülkede hemen her konuda sadece ve sadece AKP konuşuyor!

Farkında mısınız, bu ülkede hemen her konuda sadece ve sadece AKP’nin ajandası mevcut!

Farkında mısınız, bu ülkede hemen her konuda sadece ve sadece AKP bir adım atıyor ve muhalefet sadece ve sadece AKP’nin belirlediği gündemlerin peşine takılıyor!

CHP, MHP, BDP başta olmak üzere milliyetçilerden oluşan “Ret” cephesi toplumu sersem yerine koymaya çalışıyor!

Yargı düzenlemesi dışındaki tüm konularda Meclis’te mutabakat sağlanmamış mıydı bu paket içeriği üzerinde? Nitekim Anayasa Mahkemesi’ne yapılan itiraz ve AYM’nin yaptığı düzenleme, “yargı” ile ilgili maddeler değil miydi? Orada burada HAYIR bayrağını açanlar gerçekten değişikliğin neler getirdiği, topluma dönük sonuçlarının neler olacağı üzerinde bir bilgiye sahip mi?

HAYIR’cıların en temel argümanlarından biri “bu paket, 12 Eylül anayasasının ruhuna dokunmuyor!”

Bu nasıl bir mantık?

Değişiklik paketi her şeyden önce 12 Eylül darbecilerini ve onların işbirlikçilerini koruyan geçici 15. Maddenin kaldırılmasını öngörüyor! Yani bırakınız 12 Eylül Anayasasının ruhuna dokunmayı, bizzat bu darbeyi yapanlara dokunmanın önünü açıyor! Ve Türkiye’de darbeler döneminin kapanması, 12 Eylül rejiminin suçlularının yargılanması ancak ve ancak geçici 15. Maddenin kaldırılmasıyla mümkün değil mi?

“Bu değişiklikle darbeciler yargılanamaz!” diyorlar ki bu kuyruklu yalan!

Herşeyden önce 82 Anayasası ile birlikte yürürlüğe giren “geçici 15. Madde” 28 yıl boyunca “anayasa kuralı olarak” darbecilerin yargı önüne çıkartılması, haklarında suç duyurusunda bulunulması ve işlem yapılmasını “dondurdu”! Yani? Yani yurttaşların yargıya başvurmasını engelleyen Anayasa maddesi nedeniyle, “zaman aşımı” söz konusu değil…

Darbeciler, kendilerini korumak için koydukları geçici madde ile yargılamanın önünü kapayarak aynı zamanda “zaman aşımı” süresinin de başlatılmasına engel oldular. Yani? Yani “zaman aşımı” süresi 12 Eylül 2010 da bu değişiklik paketine EVET dendiğinde başlamış olacak…

Diyelim ki, Türkiye Mahkemeleri bu görüşü geçerli görmedi ve “zaman aşımı” gerekçesiyle darbecilerin yargılanmasına onay vermedi… İşte o zaman uluslar arası hukuka başvurmanın yolu açılmış olacak. Anayasanın geçici 15. Maddesinin kaldırılmasıyla açılan darbecilere yargılama kapısı eğer TC Mahkemeleri tarafından şu veya bu gerekçeyle kabul edilir bulunmazsa, yurttaşların AİHM’e başvurmalarının koşulu oluşacak… Darbecilere anayasa koruması kalktığı halde, Türkiye’de yargı yolları tıkanmış sayılacağı için, AİHM’e başvurma hakkı doğacak!

Kimse yan çizmesin! Kimse kıvırmasın!Bu değişiklik paketi ile darbecilerden hesap sorma imkanı doğuyor!

Sadece bu “imkân ve ihtimal” bile değişiklik paketine EVET demek için yeterlidir.

Nedir itiraz edilen noktalar?

Prof. Dr. Ergün Özbudun ne diyor mesela? Bakalım:

“Taslak her şeye rağmen demokratik ve olumlu. Yargı bağımsızlığını ihlal edeceğini düşünmüyorum. Ruhu itibarıyla 2007’de hazırladığımız anayasa değişiklik önerisinden farklı değil. Ancak bir takım itirazlarımız var. Anayasa Mahkemesi’nin oluşumunda Cumhurbaşkanı’na değil parlamentoya daha çok rol tanınmalıydı. Bugün parlamento ancak üç üye seçiyor, onları da Sayıştay’ın ve baro başkanlarının göstereceği adaylar arasından seçiyor. Batı modellerinde, parlamento belirleyicidir. Batıda parlamento Anayasa Mahkemesi’nin tamamını ya da üyelerinin çoğunluğunu seçer. Buna itiraz ediyorum.

Anayasa Mahkemesi’nin üyelerinin seçiminde Cumhurbaşkanı’nın çok belirleyici olmasına karşıyım.” “Hükümet hazırladığı taslakta, HSYK üye sayısını artırmakta, yargının tümüne kurulda temsil olanağı sunmakta. Ancak, TBMM’ye kurula üye seçme yetkisi tanımamaktadır. Bunun yerine Cumhurbaşkanı’na üye seçme yetkisi tanınmıştır. Taslak, bu biçimiyle HSYK’nın yapısını değiştirerek bu kurulun vesayetçi görüntüsünü sona erdirdiği için olumludur. TBMM’ye üye seçme yetkisi tanımadığı için eleştirilebilir.

2007’de hazırladığımız taslak, Anayasa Mahkemesi üyelerinin dokuzunu yargı kuruluşlarının, sekizini ise TBMM’nin seçmesine olanak tanıyordu. Hükümetin, hazırladığı taslak, üye sayısını artırarak 19 üyenin sadece 3’ünü seçme yetkisini TBMM’ye tanımakta, 9 üyenin seçiminde dolaylı, 7 üyenin seçiminde ise, doğrudan Cumhurbaşkanı’na yetki sunmaktadır. Taslak, parlamentoya devredilmesi gereken yetkileri bu makamı daha da güçlendirmiştir.”

Yani bütün mesele, HSYK üyelerinin kaçının parlamento, kaçının cumhurbaşkanı tarafından seçileceği midir? Ve bu yargı bağımsızlığını tehdit eden bir unsur mudur?

Ret cephesine sormak gerekiyor! Abdullah Gül seçilene kadar, bir Cumhurbaşkanının seçilmesi için kaç milletvekilinin oyu gerekirdi? Sırf Gül’ün Cumhurbaşkanlığını engellemek için bu ülkede 367 yeter sayı kuralı “icat edilmedi mi?”… Sözünü ettiğiniz “yargı bağımsızlığı” bu mudur?

Sokaktaki vatandaşı HSYK üyelerinin ne kadarını Parlamento, ne kadarını Cumhurbaşkanının seçeceği ve kaç aday arasından seçeceği mi daha çok ilgilendiriyor yoksa örneğin “pozitif ayrımcılığın bir anayasa kuralı haline getirilmesi mi?”…

Sokaktaki vatandaşın hayatını hangisi daha çok etkiliyor? HSYK üyelerinin seçilme biçimi mi yoksa “kamu çalışanlarına toplu sözleşme hakkı veren yeni anayasal düzenleme mi?”…

Üniversitelerin Rektörlerini kim, kaç aday arasında ve hangi kriterlerle atıyor? Ya da YÖK üyelerini? Yargı bağımsızlığı konusunda bu kadar hassassınız da, hukukçuları yetiştiren üniversitelerin özerkliği konusunda neden bir sıkıntınız yok? “Anayasal bir kuruluş” olan YÖK’e ilişkin düzenleme getirmediği için neden eleştirmiyorsunuz örneğin yeni paketi?

Haydi bunları geçelim, eğer Çankaya’da Abdullah Gül değil de Ahmet Necdet Sezer oturuyor olsaydı, CHP, cumhurbaşkanının yargı üzerindeki “güçlendirilen pozisyonuna” herhangi bir itirazda bulunacak mıydı sizce?

HSYK’nın işleyişine ilişkin düzenlemede ne öngörülüyordu peki? Sadece Kurulun meslekten ihraç kararlarına itiraz yolunun açılması! Pardon ama, bu zaten demokratik bir hukuk devletinde olması gereken bir özellik değil mi?

Yargının 1923 ten beri zaten siyasal olduğu bir ülkede, yargının siyasallaşması ve siyasetin yargıya müdahalesinden ne anlıyoruz?

Örneğin Şemdinli Savcısının apar topar meslekten ihraç edilmesi ve kurtların önüne atılarak adeta sosyal lince uğratılması “yargının siyasallaşmasına” örnek teşkil edebilir mi? Şemdinli Savcısının bu linç karşısında hakkını araması ve itiraz edebilmesi hangi demokratik ilkeyle çelişiyor olabilir?

Bu ülkede “belirli çevrelerin isteklerini yerine getirmeyen” veya “getirmekte ayak sürüyen” veya “birilerinin tekerine çomak sokan” kamu çalışanları, hakimler, savcılar oradan oraya sürülmüyor mu 90 yıldır?

Siyasetin ve devlet-i ali’nin iki dudağı arasında oradan oraya sürülen, meslekten men edilen kamu çalışanlarının, hakim ve savcıların “mahkemeye itiraz edebilmeleri” kimi neden rahatsız ediyor?

Utanmadan siyasetin yargıya müdahalesinden, yargının siyasallaşmasından mı bahsediliyor bu ülkede? Pardon? Yargı ne zamandır bağımsız da haberimiz yok?

Neye itiraz ediyorsunuz?

Geçici 15. Maddenin iptaline mi? HAYIR istemeyiz mi diyorsunuz?

Engellilerin pozitif ayrımcılığa tabi tutulmasına mı? HAYIR istemeyiz mi diyorsunuz?

Çocuk istismarcılığına karşı Anayasal güvencenin gelmesine mi? HAYIR istemeyiz mi diyorsunuz?

Memur ve emeklilere, kamu çalışanlarına toplu sözleşme hakkı getirilmesine mi? HAYIR mı diyorsunuz?

Hadi canım siz de!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Siz bu yazdıklarınızda samimimisiniz? Hadi canım sizde. Saygı ve selamlar..

izmirli doksanyedi 
 18.07.2010 20:59
 
 
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 49
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 666
Kayıt tarihi
: 19.07.06
 
 

İÜ İletişim Fakültesi'nde lisans ve yüksek lisansımı tamamladım. Milliyet Gazetesi'nde "Varoşlar", "..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster