Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mart '07

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
4038
 

" Kanlı elmas "

" Kanlı elmas "
 

İnsanoğlu sömürüyü ilk nasıl ve ne zaman öğrendi?

Daha yakıcı bir soru: Yoksa başka insanları ve doğayı sömürmek, insanın başlıca özelliklerinden biri mi?

Zimbabweli eski bir kiralık asker olan Danny Archer’ın (Leonardo DiCaprio) ve bir Mendeli bir balıkçı olan Solomon Vandy’nin (Djimon Hounsou)Afrika’da kesişen öyküsü olan “Kanlı Elmas”ı izleyince bu sorular üşüştü kafama.

Olaylar 1990’da Afrika’da Sierra Leone’de iç savaş ve kaos ortamında geçer. Güney Afrikalı eski bir paralı asker olan David Archer’ın (Leonardo DiCaprio) yolu, yerli bir balıkçı olan Solomon Vandy (Djimon Hounsou) ile birleşir.

Kanlı bir baskın sonucu ailesinden koparılan ve elmas madenlerinde çalışmaya zorlanan Solomon, günün birinde büyük pembe bir mücevher bulur ve büyük bir risk alarak saklar. Yakalanırsa öldürüleceğini bilmektedir. Ancak elmasın karısını ve çocuklarını mülteci olarak sürdükleri hayattan kurtarmak için gerekli şartları sağlayacağını, çocuk asker olarak yetiştirilmeye başlanan oğlu Dia’yı da kurtaracağını bilmektedir.

Geçimini elmas karşılığı, silah ticareti yaparak sağlayan ve yerel mafyanın adamlarından biri de olan Archer, kaçakçılık nedeniyle hapiste yatarken Solomon’un sakladığı taştan haberdar olur. Böyle bir elmasın hayatta bir kez bulunacağını, Afrika’dan ve isteyerek katıldığı şiddet yangınından kaçmasını garantileyecek kadar değerli olduğunun farkındadır.

Burada, elmasların ardındaki gerçeği açığa ve kâr etmeyi ilkelere tercih eden elmas sektörü liderlerinin ipliğini pazara çıkarmak için Sierra Leone’de olan Amerikalı idealist gazeteci Maddy Bowen (Jennifer Connelly) devreye girer. Maddy yazacağı makale için kaynak olarak Archer’a ihtiyaç duymaktadır ama kısa zamanda Archer’ın Maddie’ye daha da muhtaç olduğunu anlar.

Gazeteci Maddy’nin yardımıyla, Archer ve Solomon isyancıların bölgesinde tehlikeli bir gezintiye çıkarlar. Archer pembe elması bulup almak için Solomon’a ihtiyaç duymaktadır ama Solomon çok daha değerli bir şeyin peşindedir… oğlunun.

İki adam da Afrikalıdır ama geçmişleri ve tarihleri olabildiğince farklıdır.

Bu elmas, insanın hayatını değiştirebilir ya da sona erdirebilir.

Alin Taşçıyan’ın filmle ilgili eleştirisi şöyle: “Afrika üzerine ya da Afrika'da geçen bir Hollywood yapımı izlerken kabullenmemiz gereken peşin hükümler vardır. Afrika'da seçimle işbaşına gelmiş hükümet, diktatörlük ya da devrimciler arasında fark yoktur. Hepsi silah, uyuşturucu, elmas, insan kaçakçılığı yapar, önlerine geleni öldürür. Beyazlar olmasa halleri perişandır. Onlar için en iyisi politikaya falan bulaşmayıp idarelerini ve iradelerini beyazlara teslim etmeleridir. Tabii Hıristiyan olmak da yararlarına...

Afrika'da açlık ve iç savaşın nedeni de birtakım kötü beyaz adamlar olabilir ama BM kamplarına sığınan mazlumların kurtarıcıları da yine beyazdır. Silah ve elmas tacirleri, paralı askerler beyaz olursa aralarından kahraman çıkar da siyahlar arasından birkaç idealist rahip ya da öğretmen dışında işe yarar adam bile çıkmaz! Ancak beyaz kahramanın bir kişilik sadık dost kontenjanı için ayrılan yere oturtacak bir karakter bulunur. Dünyanın önemli meselelerine bir türlü içinden bakamayan ve empati kurmaya çalışırken dahi belirli bir yerin insanlarını ötekileştiren bakıştan Kanlı Elmas da mustarip. (…) ‘Acılarla dolu geçmişi yüzünden kötü yola sapmış beyaz Afrikalının Amerikalı gazetecinin idealizminden ve en zor durumda bile önce oğlunu düşünen siyah balıkçının özverisinden etkilenerek kahramanlaştığı bir film’ olarak da okumak mümkün. Daha da beteri ‘zıt kutupları temsil eden iki güzel yıldızın kavuşamayınca aşk olan öyküsüne renk katmak için Afrikalı, elmaslı, politikalı bir fon seçilerek bir taşla üç kuş vurulduğunu’ iddia etmek olur. (…)

Sydney Pollack'in Çevirmen’inden sonra Kanlı Elmas da bilinçaltı-ırkçı filmler listesine böylece giriyor.Film, öylesine ‘aslında iyi çocuk’ Danny Archer ile feminist tanrıça Maddy Bowen odaklı ki kameranın onlara ve köyünden kaçırılıp madende çalıştırılan balıkçıya yaklaşımındaki fark elle tutulur hale geliyor. Solomon Vondy ve karikatürize bir devrimci liderin (!) birkaç günde zihnini yıkadığı oğlu Dia'nın trajedisi ikinci planda kalıyor.

Zwick ve ekibi, Soğuk Savaş ve Vietnam Savaşı'ndan artakalan antikomünist içgüdüyle Sierra Leoneli devrimcileri Vietkonglara benzetiyor. Elmas madenindeki siyahlar, pirinç tarlalarındaki Vietnamlıları andırıyor. Film antikomünist ve emperyalist tavırda oldukça ileri gidiyor: Archer doğum yerini gururla Rodezya olarak belirtiyor, Zimbabwe düzeltmesine hiç itibar etmeden. Ebeveyninin vahşice öldürülmesinden sonra bu hale düştüğünün altı çiziliyor. Archer'ın komutanı Albay Coetzee'nin (Nobelli yazarın adını seçmişler!) ona neden asla Afrika'yı terk edemeyeceğine dair çektiği mini yurtsever söylev, Afrika toprağının kanla yoğrulduğu için kızıl renkli olduğu söylencesi, Solomon'un dedesinin beyazlar varken savaş olmadığını vurgulaması, devrimcilerin "çocuk yiyen komünist" olarak betimlenmesi (çocukların beynini yıkıyor, kanlarına uyuşturcu enjekte ediyor, onlara sadist isimler takıyor ve katil haline getiriyorlar) bu tavrın göstergeleri.

Amerika ise Belçikalı, Hollandalı ve İngilizlerin aksine Afrika'nın kanlı geçmişinde hiçbir etkisi olmayan, kanlı elmas ticaretine sekte vuran, güzeller güzeli ve pür idealist bir gazeteci kadın aracılığıyla dünyanın yardım meleği haline gelen ülke olarak görünüyor. Bu sayede Kanlı Elmas yerine ‘kanlı film’ ticaretiyle parsayı topluyor.”

Filme bu bakış açısıyla da bakılabilir...

Çünkü dünya yüzeyinde sömürünün, işgalin başlıca sorumlularından biri olarak Amerika “bayan gazeteci”, tarihte “güneş batmayan ülke” olarak bilinen İngiltere ise “bu suçun kamuoyuna açıklandığı yer” olarak kendini aklamış oluyor...

Filmden çıktıktan sonra insanlığınızdan utanıyor, “Tanrı’nın burayı çoktan terk ettiğini” siz de düşünüyorsunuz.

Film elmas pazarını da karıştırdı. Bu pazarın hakimi De Beers, filmin yaratacağı kötü imajdan kurtulmak için özel bir halkla ilişkiler birimi oluşturmuş. Şirket, Jennifer Lopez ve Beyonce Knowles’a Altın Küre sırasında elmas takmaları karşılığında bir Afrika yardım kuruluşuna bağış yapacaklarına dair söz vermiş.

Afrika’da Kongo, Fildişi Sahilleri, Angola ve Sierra Leone gibi bölgelerde çıkarılan elmaslar kaçakçılar tarafından Avrupa ve ABD’de satılıyor. Elde edilen parayla da silah alınıyor ve çocuklar ‘çocuk asker’ haline getiriliyor.

Film, “savaş elması” sorununu gündeme getirdi. Sivil toplum kuruluşları, ‘elmas almayın’ demiyorlar çünkü bunun Afrika’ya faydadan çok zarar getireceğinin farkındalar. Elmas alın ama sertifikalı olanını alın diyorlar. Sertifika işini, Birleşmiş Milletler’in kurduğu Kimberley Process Certification girişimi yürütüyor. Devlet-elmas endüstrisi-sivil toplum üçlüsünün kurduğu girişim, elmas kaynakları ile savaş arasındaki bağlantıyı kesmeyi amaçlıyor. Kurallara uygun yöntemlerle çıkarılıp satılan elmaslara bu sertifika veriliyor.

Ya petrol hakkında? Filmde yaşlı bir Afrikalı’nın söylediği, “bir de petrol çıkarsa yandık” sözleri, bugün Irak’ta yaşananları da özetliyor.

Filmdeki savaş, darbe, çocuk savaşçıların çekimlerinin bu kadar gerçekçi olması da insanı bu gerçekle yüz yüze getiriyor.

Kaybedecek bir şeyi olmayan insanlar, zenginlerle değil birbirleriyle savaşır.

Bu fakirlik ve zor yaşam koşulları altında insanlar sömürüyü ve zengini değil, sadece birbirlerini görürler. O anlarda birbirlerini yok etmekle meşguldürler.

...Ve insanlar yalnız elmaslar için değil, birçok şey için birbirlerini öldürmeye devam ediyor. Bu ister kanlı elmas olsun, ister petrol, ister para...

Filmde Djimon Hounsou elmas gibi parlıyor.

Özünü ve hayatı ilgilendirmeyen sabun köpüğü konularla meşgul olan insan, Afrika’dan yükselen bu çığlığa kulaklarını tıkamaya devam ediyor.

Bu film Afrika’da yaşanan sömürüyü, vahşeti durdurmayacak ama sinema sanatının en güzel örneklerinden biri olarak ve düşündürdükleriyle birçok insanda etki yaratacaktır.

En pahalı olanın, ”insan biriktirmek” olduğunu hatırlatarak...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3541
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster