Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
81
 

''Kömü meselesi''

''Kömü meselesi''
 

Hükümet konağındaki işimi bitirip aceleyle geç kaldığım işimin başına yetişmeye çabalıyordum. Ama arkamdan seslenen çocukluk arkadaşım Fatih beni yolumdan istemeden alıkoydu. Kahvehaneye girip birer çay içmeyi teklif etti. Bunca yıllık arkadaşımı kıracak halim yok tabi. Biraz hal hatırdan sonra ağzından baklayı çıkardı Fatih. Annesinin bir ayağı çukurda, gitti gidecek. Eli kulağında imamın yani. Haber bekliyor Fatih'ten. Eskiler böyledir. Sandıklarında, taputun üzerine serilecek halıdan tutun da kefeninden, sabunundan, hatta ve hatta imamın cebine koyulacak içinde para olan zarfa kadar gelinlik zamanlarından kalma sandıklarında hazır bekler. İşte Fadime Nine de öyle bir eski zaman kadınlarından. Sandığının en üstündeki oyalı başörtüleri yerlerini artık öbür dünyaya yapılacak yolculukta gerekli şeylerle anlaşıp altlara yerleştirilmiş. Hatta sandığın içindeki oyalı yazmalar tek tek kime verilecekse iyice tembihlenip sahiplendirilmiş bile. Herkes hazır, hera şey hazır. Yolculuktaki gecikmeler bile aile ve akrabalar arasında fısıltıyla konuşulmaya başlamıştı çoktan. Fadime Ninenin öbür tarafa transferindeki gecikmeyi en iyi Fadime Nine biliyordu. Çünkü dün yatsı namazını yatağında başıyla kıldıktan sonra Fatih’i çağırmış, odasını da boşalttırmış. Kulağına fısıltıyla,

- Canım torunum ben anlaşıldı öbür dünyaya göçemeyeceğim. Dün gece rüyamda neden göçemeyeceğimi gördüm. Beni iyi dinle. Çocukluk zamanlarımda hiç aklımdan çıkmıyor ben bir çocukluk yapıp gittiğim Arif Beylerin evinden bir kaşık çaldım. Çaldığım o kaşığı da anamdan korkuma kendi evimizde de açığa çıkaramadım. Eh öyle olunca kaşığı bizim eski evin ocaklığının hemen önüne gömdüm. Şimdi sen o eski evimizi ne yap et bul o kaşığı Arif Beylerin oğullarına ver. Yoksa ebeniz bu dünyada kalıcı. Çıkmayacak bu can oğlum. Beni kırma git bul o kaşığı.

İşte hikâyemiz böyle başladı bizim. Akşam dükkanı kapatıp eski köye gidip o kaşığı alıp geleceğiz ama, işin aması var. Fatihler köyden göçeli kırk seneyi geçmiş. Fatih evlerini bile bilmiyor. Köyün ihtiyarlarına sorup öğreneceğiz artık. Dükkân da o akşam bereketli mi bereketli. Bütün müşteriler o akşam alışveriş için sözleşmişler sanki. Küçük bir bakkal dükkânım var benim. Avm ler açılmaya başladığından beri işler kesat mı kesat zaten. Az daha az daha derken saat oldu gecenin 10’u. Gecenin 10’unda düştük biz yollara köye varıncaya kadar saat oldu gecenin tam yarısı. Köyün girişinde tabi ki bizi köyün köpekleri karşıladı. Işıkları sönük köyde sadece birkaç evin ışıkları yandı. Köy meydanındaki çeşmenin önünde beklemeye karar verdik. Nihayetinde köyden biri bizi görüp yanımıza gelecekti. Çeşmenin yanına varmadan arabanın ışıkları yaşlı bir kadını aydınlattı. Teyzemin biri güğümlerini dolduruyor hem de gecenin yarısı. Çeşmenin yanındaki sokak lambası kaç yıl önceden kalma anlamak mümkün değil. Sarı ışığı en az 20 yıl önceden olduğunu fısıldıyor gibi.

Yaşlı teyzemin yanında durduk. Teyzem yüzümüze bakmıyor bir de söylenip duruyor kendi kendine.D ün gibi aklımda söyledikleri. (Bi uçkurunun hakından gelemedin işte, rezil kepaze ettin işte beni el âleme. Olamaz olasıca herif)

- Teyze Fadimelerin evini arıyoruz biz biliyor musun?

- Macırların Hasan’ın kızı Fadimenin mi oğlum?

- Evet Teyze.

- Le oğlum netcen Fadime gızın evlerini? Onla göçeli yıllar oldu. Hasan emmi de evi haş haş Nuriye verip gittiydi. Zaten Nuriye'de ev olmadı ya. İki zemheri gördü görmedi ölüvediydi garip. Şu bahçelerin arasından git, çitleri artık yıkık bir tek ev görcen zaten. Aha o ev Fadimelerin eviydi. Ev yıllardır boş. Gapısını penceresini aramızda galsın eski muhtar çaldı ama benden duymuş olman emi?

- Tamam, teyze sen söylemedin biz de duymadık.

- Napcanız evde oğlum?

- Ya teyze çok uzun hikâye valla, ne sen sor ne biz söyleyelim.

- İyi o zaman, aha şurdan gidin.

Arabanın yanları yol kenarındaki ağaçların dallarına sürte sürte evi biraz köyün dışında bulduk. Bahçe kapısını açmaya çalışırken bahçe kapısı yıkıldı kendiliğinden. Teyzenin dediği gibi evin kapı ve pencereleri hakikaten eski muhtar tarafından çalınmıştı. Elimizdeki bir lambayla içeri girdik. Evin tabanındaki tahtalar neredeyse çürümüş. Eski evlerin mutfaklarından eksik olmaz ocak. Yeni deyimle şömine. Genişçe bir odada bulduk ocağı. Çürük tahtaları elimize aldığımız bir sopayla karıştırdık ama kaşıktan iz yok. Neyse ki hazırlıklı gelmiştik. Arabadan kazmayı ve küreği getirip başladık kazmaya. Daha 20 ya da 30 santim kazdık kı toprakta göründü kaşık benzeri bir şey. Elimize aldık sildik. İşte Fadime Ninenin meşhur kaşığı buydu demek ki. Cebimize koyduk kaşığı odadan çıktık. Hiç aklımıza bile gelmedi açtığımız çukuru kapatmak. Neyse arabamıza binip kasabaya döndük biz.

Ertesi gün Arif Bey’in Hamza’yı bulduk, anlattık durumu. Koca adam gülmekten kendini tutamadı tabi. Tamam dedi. Gidelim Fadime Nineye. Fadime Nine eski insan kaşığı verip helâllik istedi Hamza’dan. Hamza tüm ciddiyetiyle helâlığı verdi Fadime Nineye. Birkaç gün sonra Fadime Nineyi yolcu ettik öbür tarafa.

Şimdi ne olmuş bunda diyenleriniz olacak içinizden. Hikâyenin can alıcı tarafı da bundan sonra başladı zaten. Aradan aylar geçti, biz arada bu yaşadığımız olayı hatırlar güleriz. Ta ki jandarma bizim kapıya dayanana kadar. Jandarmanın jipine binince baktım Fatih koltukta bana bakıyor. Sanki beni görünce iyice şaşırmış gibi geldi bana. Neyse Karakola geldik. Karakolun bahçesinde askerleri görünce doğrusu kendimi suçlu gibi hissettim. Üstelik askerlerin bakışları da bizi suçluyordu sanırım. Komutanın odasına alındık, kapıda bir asker bizi kolluyor. Fatihle birbirimize bakıp neler oluyor acaba diye birbirimize soruyoruz. Ama ikimizde de cevap yok. Az sonra Karakol komutanı odadan içeri girdi. İkimizi de şöyle süzdü sonra koltuğuna oturdu. Önündeki, ne yazıldığı belli olmayan kâğıdı tekrar tekrar okudu. Sonra bize döndü,

- Mehmet Bey, kasabamızdaki marketin sahibisiniz bildiğim kadarıyla. Biz bir şey merak ettik, bu dükkânı açacak parayı nereden buldunuz?

- Babamdan kalma komutanım. İşi ilerletemedim zaten. Devredip başka bir iş tutmayı düşünüyorum. Her taraf Avm oldu, işler kesat yani.

- Peki, Fatih Bey, siz geçen ay bir arabanızı değiştirmişsiniz. Parayı nereden buldunuz?

- Bankadan kredi çektim komutanım. 36 Ay vadeli. Çektiğim zaten 5 bin lira. O parayla aldım.

Ama kasabanın sakinleri sizin gibi düşünmüyor. Köyün birinde ‘’kömü’ bulmuşsunuz.

Arada ben devreye girdim.

- Ne kömüsü komutanım. O da nereden çıktı şimdi?

- Peki, Mehmet Bey Aşağı Elvan köyünde bir kazı yapmışsınız siz, orada ne buldunuz?

Fatihle göz göze geldik o an. Kaşık, Fadime Ninenin kaşığı!

- Komutanım olay sandığınız gibi değil. Fatih’in Ninesi çocukluğunda Arif Beylerin evinden bir kaşık çalmış. Onu da evlerinin ocağının başına gömmek zorunda kalmış. Korkmuş annesinin kızmasından. Nine öleceği zaman aklına geldi. Bize illâ ki o kaşığı bulun Arif Beylerin oğluna verip helâllik alın dedi. Bizde gece gittik kaşığı çıkarıp Arif Bey’in oğluna verdik. Zaten birkaç gün sonra Fadime Nineyi kaybettik. Olay bundan ibaret.

- Yani orada hazine falan bulmadınız mı?

- Hayır, komutanım sadece kaşık, zaten kaşığı Arif Bey’in oğluna verdik.

- Arif Bey’in oğlu dediğiniz Kamil Bey mi?

- Evet Komutanım.

- Umarım sizi doğrular, yoksa başınız büyük belada beyler.

Yarım saat kadar sonra Kamil Bey odadan içeri yanında iki askerle girdi. Gözlerinde hiç korku emaresi yoktu doğrusu.

- Hayırdır Komutanım, ne oldu?

-Bu beyler aylar önce size bir kaşık verdimi Kamil Bey?

- Evet, Komutanım, Fadime Nine daha çocukken babamın evinden çalmış. Sonra onu ocak başına mı ne gömmüş. Bu arkadaşlar da Fadime Nineyi kırmamak için kaşığı bulup gelmişler. Kaşığı Fadime Nine bana verdi sonra helâllik istedi ben de verdim kendisine. Zaten birkaç gün sonra vefat etti kendisi. Eski topraktı Fadime Nine. Çok değer verir böyle şeylere.

Komutan başladı gülmeye. Biz şaşkın şaşkın bakmaya başladık tabi. Komutan Allah aşkına hepiniz şöyle oturun hele.

- Mevzu şu Beyler anladığım kadarıyla tabi. Siz o kaşığı aldıktan sonra o evde hazine aramaya başlamış bazı köylüler. Sonra kulaktan kulağa orada ‘’Kömü’’ var fısıltısı yayılmaya başlamış. İşin kötü tarafı Ankara’dan ve İstanbul'dan bile gelip hazine arayanlar olmuş orada. Ev diye bir şey yok şimdi o evin yerinde. Her tarafı kazmışlar. Kazıyı o kadar ileri götürmüşler ki evin olduğu yerde çukur oluşmuş. Sonra kar ve ilkbahar yağmurlarıyla o çukur suyla dolmuş. Köylünün birinin Kaymakamlıktan aldığı iki Saanen keçisi de o çukura kaçıp boğulmuş. Eh keçiler sigortalı. Köylü amcanız da sigortaya başvurup keçilerin bedelini sigortadan talep etmiş. Sigorta olayı araştırınca olayın sigorta kapsamı dışında olduğunu ve ödeme yapamayacaklarını söylemişler. Köylü Dayınız da o çukurları ilk kazanın sizler olduğunu Kaymakama söylemiş. Kaymakam sizleri almamı ve soruşturma açmamı istedi.

- Valla komutanım şaştık kaldık bu işe biz.

- Kaymakam Beye anlatayım ben durumu bakalım ne diyecek.

Sonra odadan çıktı, gitti. Kapıdaki asker arada bir bize bakıp gülüyor. Yarım saat sonra Komutan geldi.

- Beyler Kaymakam Bey bir ara yol önerdi, tabi size bağlı biraz da.

- Nedir Komutanım?

- Köylünün keçilerinin bedelini ödeyin, olayı fazla uzatmadan burada kapatalım.

Üçümüzde atladık tabi.

- Haklı komutanım olayı burada fazla uzatmadan kapatsak hepimiz için daha uygun olur.

-Tamam, arkadaşlar, o zaman köye gidip Veli Dayıyı bulun. Keçilerin tanesi 2 bin lira. Veli Dayıya 4 bin lira ödeyin, konu kapansın.

İki keçi 4 bin lira, yapacakta bir şey yok. Kamil Bey payına düşeni vermedi tabi. Fatihle ikimiz öderiz diyerek Karakoldan çıktık. Karakolun önünde gülmek tuttu ki ikimizi sormayın. Ertesi gün köye yollandık biz. Veli Dayıyı arayıp bulduk. Muhterem bir adamdı Veli Dayı. Karnımızı doyurdu, çay ikram etti bize. Hatta olayı anlattıktan sonra,

- Oğlum o çukuru kapatın yoksa başınız belâdan kurtulmaz; demedi demeyin. Hatta kapattıkta sonra oraya bir levha yazın. Burada ‘’kömü’’ yoktur diye.

Veli Dayı bize akıllı bir adammış gibi gelmişti doğrusu. Arabaya binip tam gidecekken camdan içeri başını sokup,

- Oğlum tanıdığınız birilerinde dedektör var mı bildiğiniz? Kesin hazine olan bir yer biliyorum gidip beraber arayalım…

(Hikâye tamamen tarafımdan kurgulanmıştır, gerçekle alâkası yoktur)

Mehmet ÖZCAN 

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 57
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 194
Kayıt tarihi
: 18.01.13
 
 

Emekliyim, köpekleri çok severim. Fotoğraf ama anlam saklayan fotoğraflara bayılırım. Yazmak uzun..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster