Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mayıs '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
5894
 

" Oğlum, seni seviyorum; annen "

" Oğlum, seni seviyorum; annen "
 

Benim yaşımdaki kadınlarımız, eminim herhangi bir Türk filminde, esas kadının hamile olduğu haberini, esas adama söyleyiş sahnesini izleyip mutlu olmuşlardır. Benim aklımda özellikle Fatma Girik’li olan sahne kalmış; hani mutlu mutlu biraz da nazlanarak ve utanarak, bütün gün heyecanlar içinde beklediği, işten eve yeni gelmiş eşine “hamileyim” dediği sahne. Ve birden, o küçük dünyaları anne adayının çevresinde dönmeye başlar. Esas adam, esas kadını köşelere oturtur, kenarlarına minik işlemeli kırlentler koyar. Bir ara da elini karıcığının karnına koyar, bebeğe zarar vermekten korkarak ki bebek henüz minik bir kabartı bile oluşturamamıştır. Olsun; babalık duygusu bu; kocaman… Sanki anne adayı her kıpırdanışında bebeğe bir zarar verecekmiş gibi, düşme tehlikesi varmış gibi, kıpırdatmaz karıcığını… Esas kadın da kocasının bu özeninden şaşkın ama mutlu, kendisine sunulan sevgiyle kurulur; kendisi için hazırlanan köşeye; sevgiyle.

Tanrım ne güzel, ne hoştur bu özen. Her evlilikte kadın hamile kalınca böyle mutlu olur sanırsınız. İzlerken yüzünüze kocaman bir gülümseme yayılır, hatta eliniz yavaşca karnınıza gider; gebeymişsiniz gibi. Bu yüzden mi evlenip çocuk sahibi olmak istedim acaba? Kimbilir?.. Diğer Türk filmleri gibi bu da etkilemiştir beni eminim. Ama gerçek hayatın böyle olmadığını yaşayarak öğrendim.

Ankara’daydık. Yeniden Ankara’da olmaktan mutsuzdum ve yeni evliydim; bir yıllık. Yeni bir işe başlamıştım, yeni bir evdeydik ve olmayan yeni komşularımız vardı. Henüz varlığından haberimin olmadığı “oğlumun” babası ise işi gereği Diyarbakır’daydı. O sıralar kız kardeşim de, kocasının işi gereği Diyarbakır’daydı. Bir ara izin alıp ben de onların yanına gitmiştim. Gittiğimde kendimi hiç iyi hissetmedim nedense. Gücüm yoktu sanki, sürekli uykum geliyordu ve uyumasam bile uzanıp duruyordum. Kansızlığım vardı, o yüzden sanmıştım. Şehrin havası da yaramamıştı belki. Ben kız kardeşimde kalıyorum diye akşamları oraya gelen Güneş’in babası da; “Buraya yatmaya mı geldin?” tarzında söylemleriyle sitem edip duruyordu. Sanki bütün gün evde koşturuyorum da, gece o işten gelince yatıyormuşum gibi. Nerde… Kız kardeşimle bile doğru düzgün sohbet edemiyorduk oysa. Sonunda beklenen günün geciktiğini fark ettim. Hani derler ya “günüm geçti”, benim de öyle oldu. Hiç aklıma gelmiyor, sıkıntıdan sanıyorum. İlk etkilenen şeydir ya; kadının adet düzeni, öyle sandım. Kendime haksızlık etmişim; psikolojik değilmiş.

Aydın’dan tanıdığım, evlenip ayrılırken geride bıraktığım arkadaşlarımdan birinin memleketiydi Diyarbakır ve abisi kadın doğum uzmanıydı. Ona gittik ve beklenmeyen veya beklenen sonuç; gebeyim…

Oğlanın babası sevinçten havalara uçtu, beni sevgiyle kucakladı hemen, nerelere oturtacağını bilemedi, sonra… dersem koca bir yalan olur. İkimiz de sıkıntılı bir şekilde karşıladık haberi. Ben bir yıllık evli olduğumuz ve henüz bir düzen kuramadığımız için şaşkındım sanırım ve doktor da olsam ilk kez gebe kalıyordum. Hiç de Türk filmlerindeki gibi gitmemişti yaşadıklarım ve ben duygusal bir balık olarak “gebe ve mutsuz"dum.

Farkında olmadığım zaman bile hayatımı etkilemeye başlayan bebişim, hayatımı etkilemeye devam etti. Mide bulantıları, kabızlık, halsizlik, iştahsızlık… Karnım büyüdükçe bel ağrılarım, uyuyamayışlarım, iş yaparken zorlanışlarım… Ve bu etkileyiş, oğluşum giderek büyürken de devam etti ve sonunda şuna karar verdim; bebeği taşımanın o Türk filmlerindeki gibi “ulvi” bir tarafı yok. Ne kadar gayret ettiysem o filmlerdeki duyguyu yakalayamadım.

Sonra bir gün; bir mayıs günü bir farklılık oldu, sanki bebek gelecek miydi ne?

Oğlumu dünyaya getirirken yaşadıklarım sonunda, neden bir sürü evli kadının, kocasını bırakıp, annesinin yanında doğum yaptığını anladım. Benim için acıydı yaşadıklarım ve sevgimin tüketildiği bir deneyim oldu ama deneyim deneyimdir. Bu yüzden bir daha doğum yaparsam annemin yanında yapmaya karar verdim; en azından sevgileriyle beni sarıp sarmalayan, bana neredeyse yapılacak hiçbir şey bırakmayacak olan arkadaşlarım, dostlarım, en önemlisi ailem yanımda olurdu. Ben oğlumun babasıyla aile olabilseydim kendi aileme özlem duymazdım. Ve en önemlisi, hastane önünden son anda alı verilmiş bile olsa vazolar dolusu çiçeklerim olurdu…

Bundan on beş yıl önce; bir mayıs gecesi, saat dokuzu beş geçe oğlum dünyaya geldi. Minik bir şey işte; tamamen bana bağımlı, minik bir şey… Hayatımı etkilemeye hala devam ediyor. Ama ben onu, onun hayatını etkilemeyeceğim bir şekilde “bağımsız” yetiştirmeye çalışıyorum. Onu hep şöyle tanımlarım; benim “ka-de-ve”mdir o. Yani katma değer vergim. Giderek büyüyecek üstelik ki şimdiden boyumu geçti. İyi gitmeyen ve biten bir evlilikten kazandığımdır o benim; kazancımdır. İyi ki bir evlat sahibi oldum diye şükrederim. Babasını tanımayanlar bana benzetirler genellikle, ben de “ o kadar emek verdim, tabi bana benzeyecek” der ve gülümserim; mavi mavi…

Her zaman söylediğim gibi, “oğlum; sevgilerin sonsuz, şansın bol, bahtın açık olsun; doğum günün kutlu olsun”

İlköğretimdeyken, teneffüste sınıfına girip, tahtaya yazdığım gibi; “ Oğlum, seni seviyorum; annen”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Mavi de güneşe muhtaç. Ne güneş mavi olmadan olur, ne de mavi güneşsiz kalır... O kadar içten ve güzel anlatmışınız ki içim pır pır ederek okudum. Ne mutlu ona ki sizin gibi bir annesi var. Yüreğini güneşle doldurmuş, maviler dolusu bir dünyayı vermiş ona. bu sevgi başka türlü de yaşanmaz ki. Sizi daha iyi anlayacağım günler de gelir umarım:) Sevgiler yüreği güneşin ışığıyla pırıldayan annemiz...

A y s a n c a 
 17.12.2007 21:56
Cevap :
Şu son iki yılda beni yordu biraz ama, adı gibi aydınlıktır benim oğluşum. Umarım hayatı da öyle olur; aydınlık ve mavi ve kendi renginde. Ve beni daha iyi anlayabileceğiniz günlere bir an önce kavuşmanızı diliyorum; sevgiyle, maviyle, kendi renginizle...  18.12.2007 0:56
 

İkinizde çok şanslısınız ki yanyanasınız.  Ömrünün kdv sini sevgiyle kucaklarım ve ona senle barışık, sağlıklı bir ömür dilerim...

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 12.09.2007 21:36
Cevap :
Hem de nasıl şanslıyız:))) Evlat "benim", önemli olan bu benim için ve asla babasıyla arasına girmem. Önemli olan oğlumun mutlu olması. Ben de sizi ve evlatlarınızı sevgiyle kucaklıyorum...  13.09.2007 18:50
 

Erkek Tanrı, kaplumbağanın yavaşlığını, boğanın bakışını, fırtına bulutlarının kasvetini, tilkinin kurnazlığını, boranın dehşetini aldı; sülüğün yapışkanlığını, kedinin nankörlüğünü, hindinin kabarışını, gergedan derisinin sertliğini onlara ekledi. Bunların üzerine ayının kabalığını, bukalemunun şıpsevdiliğini, sivrisineğin vızıltısını kattı ve erkeği yarattı. Yarattığı erkeği, adam etsin diye, kadına verdi. Sorumluluk duygumuz yaradılıştan başlıyor. Ve tanrı bu özelliğini kullanır ya da kullanmaz denizatı hariç yeryüzündeki dişilere bir ayrıcalık verdi. Doğurganlık. Gebelik ve annelik; teknoloji ne kadar ilerlese de isteyen her kadının başına gelemeyecek ve her zaman aşkın, sevdanın sonu olmayan ayrıcalık. Güneş’cim doğum günün kutlu olsun..sağlıkla, sevgiyle nice yıllar diliyorum. böyle bir anneye sahip olduğun için çok şanslısın. Tüm zamanlarda aşkın, sevdanın ürünü olan çocuklara sahip olmamız ve bunu öğrendiğimizde ayaklarımızın yerden kesilmesi ve kestirtilmesi dileğiyle

yesil ankara 
 30.05.2007 9:34
Cevap :
Canım arkadaşım, sonunda oğlumun doğum gününü kutlama şansına erişebildin, ben de kutladığını görme. :)) Bir "erkeği" adam etmek; oğlum için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum ve doğurganlık ayrıcalığımı kullanabilerek bir evlada sahip olabildiğim için kendimi şanslı sayıyorum ve oğlumun hayatında, şansın hep ondan yana olmasını diliyorum...maviyle...  31.05.2007 7:04
 

Öğrenciliğimde Bozkurt Güvenç’ in İnsan ve Kültür isimli kitabında okuduğumuz ve beni çok etkileyen tanımlamayı bir kez daha hatırlamak ve hatırlatmak istedim. Etrafıma ve yaşananlara baktıkça mitolojinin aslında günümüzün gerçeği olduğunu görüyorum erkek arkadaşlar alınmasın:-) Hint Mitolojisine Göre Kadın ve Erkeğin Yaratılışı Kadın Tanrı, yaprağın hafifliğini, ceylanın bakışını, güneş ışığının kıvancını, sisin gözyaşını aldı; rüzgarın kararsızlığını, tavşanın ürkekliğini buna ekledi. Onların üzerine kıymetli taşların sertliğini, balın tadını, kaplanın yırtıcılığını, ateşin yakıcılığını, kışın soğuğunu, saksağanın gevezeliğini, kumrunun sevgisini kattı. Bütün bunları karıştırdı, eritti ve kadın yaptı. Yarattığı kadını erkeğe armağan etti.

yesil ankara 
 29.05.2007 15:20
Cevap :
Canım arkadaşım, her şey çok güzel gidiyordu; armağan etti, deyince kaldım... Şöyle yapalım;değer bilenlere armağan olsun; sevgiyle...  29.05.2007 16:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 209
Toplam yorum
: 2556
Toplam mesaj
: 478
Ort. okunma sayısı
: 3233
Kayıt tarihi
: 29.03.07
 
 

Yazmak... Öyle güzel, öyle hoş ve öyle derin bir eylem ki!.. Olmazları bile oldurabiliyorsun. "Ke..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster