Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '07

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
2814
 

„ Seni çok seviyor(d)um baba“ ... Bayramın kutlu olsun..

„ Seni çok seviyor(d)um baba“ ... Bayramın kutlu olsun..
 

Dörtdörtlük! Çerkez’in evladı olarak dünyaya geldiğimdendir, babama doyasıya sarılmak kısmet olmadı bana. İçim giderdi sokakta babalarının kucağında ki bebeleri, baba-oğul, baba-kız elele gezen çocukları görünce. Oysa, bırakın babamın elini tutmayı, bana sarılmasını, başımı okşamasını, bayramlar harici bir öpücük dahi alamadım hayatımda. Bu nedenle bayram sabahları tüm çocuklar sevinçle uyanırken, ben yatağımdan çıkmak istemez, yorganı başıma çeker, ağlardım.

18’ime basmadan kaybettim babamı. Ağız dolusu "babacım" diye sarılamadan, içime çekemeden kokusunu. Kısmet tabutuna ve kefen içerisinde mezarına indirirken sarılmakmış "babacığım"a. O acı anımda bile bunu düşünmüştüm. Acaba o da benim gibi düşündü mü son nefesini verirken? Evladıma hiç sarılmadım, sarılamadım dedi mi? Oysa tam bir ay önce, üniversite imtahanını kazanamadığımı duyunca, tek başına alt kattaki muayenehanesine inmiş, elinde benim sınav sonuç belgeme bakarak, hüngür hüngür ağlarken görmüştüm onu. Koşup sarılmak, „canım babam; bilseydim bu kadar üzüleceğini daha çok çalışırdım. Söz seneye kazanacağım“ demek istemiş, tabi cesaret edememiştim. Bir sene sonra Türkiye 38. si olarak iTÜ Gemi inşaatı fakültesine girdim. Ama artık sevinecek, benimle gurur duyacak bir babam yoktu ki. Nafile ve kısık bir ses ile okudum mezartaşına sınav sonuç belgemi. ilk kez, ama haykırarak söyledim onu ne kadar çok sevdiğimi. „SENi SEViYORUM BABA....“

Hep hayal ettim. Eğer birgün çocuklarım olursa onlarla arkadaş olacağım. Asla el kaldırmayacağım. Uzaktan ve gözlerimle değil, sarılarak, öperek, kucaklayarak, koklayarak, konuşarak, duyarak sevgiyi alacaklar babalarından.

„Hamile kaldığımız“ müjdesini aldığımda ki sevincimi anlatamam, hele bir kızım olacağını öğrendiğimde kendimi allahıma çok daha yakın hissettim. Efsanevi „baba-kız aşkı“na daha kızım doğmadan düştüm. Kendimi hazırlamaya başladım. İyi de, ilk ve en son 15 yıl önce yeğenimi kucağıma almıştım. O da „seyirlik“.

Kızımı 9 ay ben mi taşıdım, anasımı allah bilir. Birlikte kurslar, nazlar, niyazlar, elini sıcak sudan-soğuk suya sokmamalar, binbir güçlükle tutulan yardımcılar, leb dedimi leblebi, kışın karpuz, yazın portakal bulmalar. Vefa’dan Bozalar, illa Kanlıca’dan yoğurtlar. Allahtan „cezeriye“ akla gelmedi.

Daha ilk aydan itibaren İstanbul’da içinde „bebek“ sözcüğü geçen tüm kitapları satın aldık, yetmedi Amerika’dakilerine uzandık. Mobilyacılar, oyuncakçılar, malzemeciler gezildi, illa en pahalıları seçildi.

Günü geldiı, saati çattı, hastabakıcı hüzünle haber verdi. „Abey, bu sefergine gız oldu ama bidahagine irkek olur inşallah“

Nihayet kızımı elime aldım. Ama bu sefer seyirlik değil „bakımlık“ Öyle; hadü-düdü nede güzelmiş deyip anasına teslim durumları yok. Akıyla-bokuyla ilk çişiyle kucağımda, yanımda ve işte karşımdasın biricik aşkım bebeğim. HOŞGELDiN PRENSESiM...

Şirketimi yeni kurmuşum. Rehberlik ise ana mesleğim, Sabah 6-7 kalk, 8-9 da Turistleri otelden al, şehir turu, kapalıçarşı... Öğleden sonra şirkete koş. Akşam üstü eve gel, kızına bi sarıl, gece turu için Turislerine koş. Gece 1-2 de eve gel... Tempo budur. Ne Cumartesi var ne de Pazar. Uyumak üzere eve geldiğim 3-5 saatte de kızıma doymaya çalışır, yine de her uyandığında başında ben olurdum. Altını değiştirirdim kızımın. Sütünü verirdim kızımın. Aman anası uyanmasın... Emzirmeyi 3-5 haftada kesmiştik allahtan!. Hani memeler de sarkmasın... Zaten gün boyu bebekle uğraştığı! için çok yorgun ve sinirli. Bakıcı da yeteri kadar yardımcı olmuyor, temizlikçi de.. Sabahları en „taze“ bezi yanıma alır, prensesimin bokunu koklaya koklaya işime giderdim.

Kızıma olan ilgim zamanla annesini ve annesinin ailesini rahatsız etmeye başladı. Bu konuda zaman zaman kendimi suçlu hissettiğim oldu. Ancak işin içine ailesi girip, büyüler, tütsüler, oramdan, buramdan, ceketimin yakasından, işyeri koltuğumun altından otlar, boklar çıkmaya başlayıp, hanut’un (dükkandan alınan komisyon) kitabını yazan bendeniz damada 1.500 USD’lik yüzüğü 5.500 USD’ye satın aldırtmaya, taksidini ödediğim evi „kaynana“nın üzerine kaçırmaya, bankadaki ortak hesabımızı boşaltmaya kadar vardırınca bana iki don bir gömlek ile evi terketmek kaldı. İlk bir-iki ay işi şaka zanneden „zebani“ kısa sürede dişlerini „fullscreen“ göstermeye ama biricik prensesimi göstermemeye başladı. Biliyordu bana en büyük eziyetin „kızımı görememek“ olduğunu... Şaka değil, boşanmadan sonra 7 yıl boyunca kızımı ancak HACiZ ile görebildim. Tam yüzküsür kez... Bunun için yapmanız gereken işlem haciz için borçluya yapılan işlemden daha zor. Her cuma adliyeye gidilir, ücret yatırılır. Sonra çalışan memurlara Pazar günü sizinle gelsin diye yalvarılır. Her konuda! anlaştığınız memur Pazar günü gidilip evinden alınır, adliyeye getirilir, dosya alınır. Daha sonra karakola gidilir, Polis alınır. Kızımın evine gidilir. Sağlam aldım-sağlam verdim diye teslim-tesellüm tutanağı polis ve memur gözetiminde karşılıklı imzalanır. Sonra sırası ile Polis karakola ve memur evine bırakılır. Anca bir alışveriş merkezine adım atılır. Annesinin verdiği alışveriş listesi kanter içerisinde bitirilir. Paket fast-food’lar arabada yenir. Çünkü; Memuru evinden, polisi karakoldan alıp 17:00’da kızını teslim etmezsen bu „çocuk kaçırma“ya girer ki bu konuda aleyhime açılmış davalar vardır. Sadece bunlarla mı sınırlıdır açılan davalar? Hayır...Toplam açılan 20 davanın 3-4 tanesi nafaka arttırımı, diğerleri defaaten haneye tecavüz, darp, hakaret, ölümle tehdit v.s. dir. Artık teknolojiyi tanıyan hakimler, evindeki telefonda yıllardır duran dinleme cihazında ki, kayıtları bilgisayarda „cutter“ programı ile manipule edip, „yeni mal“ gibi mahkemeye sunan kadından bıktılar. Kabul etmiyorlar artık açtığı davaları.

15 yaşına kadar anne-teyze-anneanne üçgeninde yalanlarla doldu kafası prensesimin. Son 5 senedir, yani yeni evliliğim boyunca kızımı hacze gitmiyorum. Evliliğimin ilk yıllarında rahatlıkla kızımı gösteren annesi son iki senedir yine eski silahını kullanır oldu. Kızımı okulu dışında yine göremiyorum. Detaylar başka bir zamana, ama çok yakında yeni bir Bayram daha geliyor. Ve benim Prensesime sarılamayacağım, onu koklayamayacağım bir başka Bayram. Tıpkı bundan 35-40 sene önce babacığıma sarılamadığım bayramlar gibi.

Hala içim gider sokakta baba-kız gezen çocukları görünce. Bu nedenle bayram sabahları herkes sevinçle uyanırken, ben aynı kabusla uyanırım. Kızım mezar taşıma haykırır..

Bayramın kutlu olsun.. „SENi ÇOK SEViYOR(D)UM BABA“...

Not: Batı yakasında değişen birşey yok'

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha anlayıp şükrettim...

Esma KAHRAMAN 
 30.04.2013 11:05
 

vizeler hakkında bir yazınız dikkatimi çekmiş ama yorum yapmamıştım, nedense bu yazınızıda okumak istedim. İçinde baba olan bütün blogları okumak istiyorum. belki bu istek babam yaşıyor olmasına rağmen bir türlü yakınlaşamadığımızdandır. Eski topraklar sevgilerini içlerinde yaşıyor. Blogunuzun ilk başlarında size gıpta etmiş, hatta imrenmiş, hatta kıskanmıştım bir nebzede olsa. Eşinize olan ilginiz muazzamdı, ben böyle bir ilgiyi hayatım boyunca bulamıyacağım, arzu bile edemiyorum:) Yaşanmış ne olursa olsun hayatınızda, bence en güzeli en doğruyu yapmışsınız, sevgi verilmek içindir... Sevgi hissettirmek içindir. İçten içe yaşanan, karşısındakine hissettirilmeyen sevginin ben aslında "olmadığını" savunurum. Kızınızın size kocaman bir aşkla bağlanacağı günler yakındır. bu eski bir yazınız, belki de o tarih gelmiştir bile. büyüdükce siz onu sevmeye devam ettikce,sizin verdiğiniz sevgiyi göremiyecek kadar vefasız olmayacaktır. BABA_ KIZ efsanesi daim olsun. Yarın bayram; gönlünüzce olsun.

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 26.11.2009 12:46
Cevap :
ısınız.. Bu yazı artık eskilerde kaldı.. Korkarım bu konuda ki yeni yazımın başlığı "o kız" olacak..  01.12.2009 0:21
 

Evet kendimi buldum..Peşinden gitmeniz, ısrarcı olmanız sevginizi sunarken nekadar güzel.Ben hala bayramları sevmem, hele anneler günü babalar günü saklanacak bir yer arasamda kendimden kaçamam.Çocuklarına gösterdikleri ilgi, hala içimi burkar itiraf ediyorum hala kokularını bilmediğim o insanların özlemi içerisindeyim.Çok gerilere attığım duygularıma tercüman oldunuz.Herşey gönlünüzce olsun..Mutlu kalın

roji 
 27.07.2007 15:47
Cevap :
Sevgili Blog arkadaşım. Olayınızı tam yazmamışsınız ama sanırım sizde benimkinin benzeri bir olayla karşı karşıyasınız yada yaşadınız. Sayılarımızın onbinleri aştığını tahmin ediyorum. Ancak sessiz çoğunluk bu. Susuyoruz. Neden? Çocuklarımız daha ezilmesin yıpranmasın. Ama içimiz haykırıyor. Geç te olsa sesimiz duyulacak. Ancak yaşanamamışlıklar içimizi burkmaya devam edecek. Sevgilerimle  02.08.2007 11:37
 

Okuduğumda -geçte olsa- çok hüzünlendim. Sevgisini gelenek görenek yüzünden gösteremeyen rahmetli babacığım geldi aklıma. Sizden ricam lütfen kızınızı çok sevdiğinizi ona her halükarda gösterin. Damdan girin pencereden girin ne yaparsanız yapın ona çok sevdiğinizi gösterin. Eski eşinizi de Allaha havale edin. İnanın kimsenin yapamayacağı adil davranışı yapacaktır.Saygı ve sevgilerimle.

Abla 
 26.04.2007 12:35
Cevap :
Teşekkürler Sevim hanım; Dediklerinizi tabii eski eşim buluşmamıza izin verdiği sürece uygulamaya çalışıyorum. Ancak bu yazımdan sonra hiç ama hiç kızımı göstermedi. Okuluna gidip görmeye çalıştığım kızım da özellikle arkadaşlarının yanında bana daha çok ters davranmaya başladı. Şimdi sadece okul çıkışlarında servisine binerken görebiliyorum onu... Evet, dediğiniz gibi eski eşimi allaha havale ediyorum. Çünkü ne ben ne de kanunlar hiçbirşeyi halledemedik.. Sevgilerimle  26.04.2007 17:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 252
Toplam yorum
: 166
Toplam mesaj
: 49
Ort. okunma sayısı
: 4741
Kayıt tarihi
: 23.01.07
 
 

Kayseri doğumlu, 1977'den beri Sektörde (Otel, Çarşı, Yurtdışı Acente, Profesyonel Turist Rehberi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster