Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mart '12

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
227
 

''Suriye’nin dostları'' tartışıyor: müdahale ne kadar dostça?

Türkiye'nin aktif dış politika izlediği son yıllarda bölgesi belki her zamankinden de sıcak günler yaşıyor. Her zaman kaynayan ya da kaynatılan kazan olan ortadoğuda şu an gündem Suriye. Esad yönetimi karşıtı eylemlere sert müdehaleler yapıldığı, sivil-isyancı ayrımı yapılmadan yüzlerce kişinin öldürüldüğü haberleri hergün dış haberler bölümünün hakimi. Özellikle Avrupa ve ABD kökenli basından olayları takip ederseniz orada tam bir kıyımın yaşandığını düşünebilirsiniz. Bahsettiğim yayın kuruluşlarının dışında kalan yayıncılarda da farklı sesler var. Karşıt iddialar medyada pek az yer bulsada Humusta yaşanan bir çatışmada ilk olarak 200 kişi olarak açıklanan ölü sayısının 350 kişi olarak değiştirilmesi ve ardından 55 olarak revize edilmesi gelen açıklamaların güvenilirliğinin net olmadığının kanıtı gibi. Dışarıya servis edilen haberlerin kaynağınının Batıyı Suriye’ye müdehaleye çağıran Müslüman Kardeşler örgütü oluşu da konu üzerindeki kaygıları güçlendirdi. Ölenlerin sivil olmadıkları, sayıların abartıldığı, bir kısmı Türkiye’den de gönderildiği iddia edilen onlarca ajanın Suriye’de direnişi örgütlediği iddiaları da bir takım basın kuruluşlarınca dillendiriliyor. Ve Dünya Suriye’ye müdehaleyi tartışıyor.

Tüm bu tartışmaların gölgesinde sorunun çözümü için ortaya atılan yeni bir adım var. Suriye’nin Dostları Grubu. Türkiye ve Fransa’nın öncülüğünde Tunus’ta toplanan Suriye’nin Dostları grubu uzaktan bakıldığında Rusya ve Çin’in BM güvenlik konseyi vetoları sonrasında yeni bir uzlaşma zemini gibi görünüyor. 60’tan fazla ülkenin temsil edildiği toplantılarda Suriye halkının ve Esad hükümetinin geleceği tartışıldı. Çin’in katılmayacağı açıklanan toplantıya Rusya’nın da mevcut Suriye hükümetinin temsil edilmediği bir toplantıda ülkenin sorunlarının konuşulamayacağını gerekçe göstererek katılmaması bir bakıma toplantıdan beklenen geniş tabanlı uzlaşı umutlarını kırmış gibi görünüyor. Böylece toplantı NATO ve Arap Birliği ülkelerinin bir araya gelerek Suriye konusunda bir tasarruf ortaya koyacakları izlenimi veriyor. Bölge üzerinde etkin politikalar izleyen Türkiye’nin; meselenin ilk dünya kamu oyununun gündemine geldiği günlerdeki tepkilerinin yerini, daha sağduyulu tutumların aldığını söylemek mümkün. Arap Baharı sürecinin tamamında da olduğu gibi yine Fransa’nın işin içinde olması bekleniyor. Katar’ın Arap Birliği askeri müdehalesi fikrini tekrar masaya koyduğu toplantıda, Türkiye üzerinden insani yardım koridoru ve muhalif güçler için yaşam sahası açılması fikirlerinin gündeme gelmesi de bekleniyordu. Ayrıca kendisini Özgür Suriye Ordusu şeklinde adlandıran muhalif gruptanda temsilcilerin aldığı iddia edilen toplantıda grubun silahlandırılması ihtimali de masaya yatırılmış olabilir. Birincisi Tunus’ta yapılan toplantının ikincisinin İstanbul’da üçüncüsünün ise Fransa ev sahipliğinde yapılmasının planlandığı haber kaynaklarına yansıdı. Bu durum Esad rejiminin ortadan kalkmasına 2-3 hafta süre tanıyan analistlerin pekte gerçekçi olmadıklarını gösterirken bölgeyi uzun bir kaosun, belki şiddetli bir iç savaşın beklediğini düşünmek gerçekçi olur.
 
‘’Peki şimdi ne olacak?’’ sorularının ardının arkasının kesilmediği ve hemen yanıbaşımızda gerçekleşen bu olayın yakın ve uzak coğrafyamızı net bir kutuplaşmaya götürdüğü artık biliniyor. ‘’Yeni bir Soğuk Savaş’’ hissi yaratan bu kutuplaşmayı bölge üzerinde hakimiyet kurma çabaları doruk noktaya taşıdı. Suriye’de NATO, ABD, İngiltere ve İsrail dinamiklerinin yanısıra vetolarla kendini net biçimde ortaya koyan Rusya-Çin ve İran hattı Türkiye’yi gerçek bir tıkanıklığa sürükleyebilir. Şimdilik NATO ve ABD ile birlikte davranan ve Sünni Arap ülkelerinden de açıkça destek alan Türkiye ile savaş gemilerini Suriye limanlarına göndererek Akdeniz’de de var olduğunu herkese gösteren Rusya-İran ikilisi; şimdilik doğrudan muhatab olmasalar da bu gerilim ekseninde karşıt gruplarda görünüyorlar. Türkiye’nin doğrudan müdehalesi pek olası gözükmese de NATO şemsiyesi altında dahil olduğu bir kara operasyonu sonrasında bile pek çok şey eskisi gibi olmayabilir.
 
Durum; çeşitli zaafları olan ve müttefiklerinden samimi destekler alamayan Türkiye’nin yeni bölgesel düşmanlar kazanmasını beraberinde getirecektir. İsrail ile ilişkileri ‘’yok’’ noktasında olan, AB ile köprüleri neredeyse atmış, Füze Kalkanı vasıtası ile İran’la arasında soğuk rüzgarlar esen, büyük komşusu Rusya’yı da olası operasyon sonrası kaybedecek Türkiye’nin ‘’Arap Sokağı’’nın verdiği destek ve NATO’nun ve dolayısı ile ABD’nin dayatmasına dayanarak böyle bir operasyona kalkışması yada içinde olması şimdiden kestirilemeyecek sonuçlar doğurabilir. İç kamuoyunda İsrail ile müttefik olarak bir müslüman ülkeye operasyon yoğun yankı bulacağı gibi, İsrail’e karşı uygulanan yaptırım politikalarının inandırıcılığını da azaltacaktır. Özellikle İsrail ile İran arasında yaşanabilecek beklenmedik bir sıcak temas bölgeyi kimsenin kendini kolay kolay uzak tutamayacağı bir ateş çemberine çevirebilir. Suriye’de Esad’ın devrilmesi durumunda tam bir çevrelenme durumuyla karşı karşıya kalmaktan çekinen İran ise Esad için elindeki tüm kozları seferber edecektir. İsrail ile kavgalı olan Hizbullah tarafından desteklenen Lübnan hükümetinin de Esad yanlısı bir tavır aldığını da göz önünde bulundurursak bahsedilen kutuplaşmanın taraflarının netleştiği daha rahat anlaşılacaktır. Libya konusunda genel olarak sessiz kalan ülkelerden Suriye konusunda özellikle ortaya konan duyarlılık işte bu çok taraflı çıkar çatışmasından kaynaklanıyor.
 
Birinci Körfez Savaşı ve İkinci Körfez Savaşı dönemlerinde operasyonlara destek olmak ve olmamak anlamında iki yöntemde tecrube edildi. Bu tür operasyonlara destek vermeninde vermemeninde Türkiye’ye birtakım zararlar verdiği ortada. Birinci Körfez Savaşı'nda ülkede bir takım yabancı güçlerin bulunması çeşitli sancılara yol açarken; İkincisinde olayların dışında kalmak olaylara müdehale edememeye, dışarıda gelişen konularda bir yaptırım gücünün olmamasına neden oldu. Bugünde kapı komşusunda yaşananlardan en az zararla sıyrılmayı bekleyen Türkiye’nin manevra alanını geniş tutması ve çok yönlü politikalar izlemesi gerekiyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 288
Kayıt tarihi
: 03.03.12
 
 

Uludağ Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü 3. sınıf öğre..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster