Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Aralık '06

 
Kategori
Coğrafya
Okunma Sayısı
1664
 

“ Tanrı Nehir ” Ganj’ da birgün

“ Tanrı Nehir ” Ganj’ da birgün
 

Agra’ dan Varanasi’ ye trenle geliyoruz. Daha önceden haber verdiğimiz beş yıldızlı Clark Otelin yanındaki butik otel Suriya’ nın güler yüzlü elemanları bizi ciplerle karşılıyor.İstasyondan otelimize varana kadar yaptığımız yolculuk Şivanın Şehri Varanasi hakkında ipuçları veriyor.Yemyeşil bir bahçesi olan otelimiz temizliği ile şehrin içinde bir vaha gibi geliyor gruptakilere.Herkes kişi başı 10 YTL gibi bir fiyata kaldığı odalarına çekiliyor. Daha sonra bahçede toplanıyoruz Ganj için hazırlanıyoruz. Otelimizden rikşolarla yola çıkıyoruz.

2000 yıldır kesintisiz bir yaşamın devam ettiği bu şehir Hindistan’ ın en kalabalık şehri. Binalar birbirinden hiç ayrılmıyor.Yollarda insanlar kaldırımda yürüyormuş gibi dolaşmakta. Asfalt çoğu yerde bozuk ve yağmurda küçük birikintiler oluşuyor. Yağmur yazın her akşam üstü yarım saat kadar hafifçe yağıyor. Ganja yaklaştığımızda rikşolarımız duruyor. Varanasi’ nin Eski Şehir denilen bölgesine geldiğimizde, Ganj kıyısına yürüyerek gitmemize izin veriyorlar. Polisler yolları tutmuşlar ve düzeni sağlamaya çalışıyor. Tabi ne mümkün. Şunu da belirtmeliyim ki burada kimse çantasına sarılarak kapkaççılardan korkarak dolaşmıyor ama biz yinede tedbirli oluyoruz.

Ganja doğru yürürken nehre doğru giden su taşıyıcılarını görüyoruz. Kilometrelerce uzaktan yürüyerek geliyorlar omuzlarındaki süslü sopaların ucundaki küçük kaplarla geldikleri yerlere kutsal Ganj’ ın suyundan taşıyorlar. Zaman zaman marşı andıran dualarla tempo tutarak hızla yanımızdan geçiyorlar. Hindu hacıların dua sesleri, seyyar satıcıların bağrışlarına, bisikletlerin zil seslerine karışıyor.Bu telaşlı kalabalık içinde labirenti andıran Eski Şehir merkezinde ilerliyoruz.Çevrede son derece sakin oturan yada yatan insanlara da rastlıyorsunuz. Bunlar ölümü bekleyenler Ganj kıyısına yaklaştıkça çoğalıyorlar. Ruhlarının bedenlerinden kurtularak tekrar dünyaya gelmesi için küllerinin Ganja savrulmasını bekleyenler.Tam o sırada ince bir beze sarılı üzeri çiçeklerle örtülmüş bir cenazeyi bambu bir sedye ile omuzlarda taşıyan bir grup hızla yanımızdan geçiyor. Bir an önce yakılacağı Gatha götürülmesi gerek. Ganj kenarındaki Gaht adı verilen basamaklarda nehre girip ibadet ediyorlar ve burada ölülerini yakıyorlar. Çevremizde sanki bir şehir değil kocaman bir pazıl var.Herşey birbirini tamamlıyor.Hacı olmak için gelen insanlardan oluşan bir insan selinde ilerliyoruz.

Transa geçmiş sadular, dua edenler, bozuk megafonlardan yayılan vaaz sesleri insanı kuşatıyor.On dakikalık bir yürüyüşten sonra nehrin kıyısına ulaşıyoruz. Üzerinde Şiva’ nın resimleri olan turuncu tişörtler giymiş yüzlerce su taşıyıcısı dualar ederek kaplarına su dolduruyor. Boynumuza çiçekler asıp alnımızın ortasına boya sürüyor bir sadu. Nehir; suya kandiller, çiçekler bırakan, dalıp çıkarak ibadet eden, hacı olmaya gelmiş Hindularla dolu. Bu trans halindeki insanlar bizim farkımızda bile değil. Transa geçmiş bu insanları fotoğraf çekerken rahatsız etmemeye özen gösteriyoruz. En üst basamaktan Ganja bakıyorum. Kuzeydeki Himalaylar’ dan sularını toplayarak orta Hindistan’ daki Varanasi’ ye ulaşan bu dev nehri ilk gördüğümde büyüklüğünden etkileniyorum. Kıyısında yürüdüğüm balık tutup vapuruna bindiğim boğaz geliyor aklıma. Karşılaştırıyorum; sonuç yaz aylarında suları kabaran Ganj daha geniş. Bulanık suları içine dökülen külleri yutan bir kızıllıkta. Etraftaki mistik dualar ve şehrin seslerini eklediğinizde Ganjın canlı olduğunu bile düşünebilirsiniz.

Ganjın bulanık kirli suyunu içecek kadar kendilerini Ganj’ a teslim eden hacıların arasından “Tekne kiralamak istermisiniz?” diyen bir kayıkçı benimde bir çeşit transa girdiğimi fark etmeme neden oluyor. Teklifini kabul ediyoruz. Kişi başı 6 YTL gibi bir ücretle bütün grup tekne ile Ganj’ a açılıyoruz. Fotoğraf çekmek için bu çok daha iyi bir yöntem. Hintliler Ganga diyor kutsal nehirlerine. Kıyı boyunca iki kürekçinin çektiği teknemizle ağır ağır ilerliyoruz. Bazı Gahtların kıyısında ağaç taşıyan tekneler görüyoruz hemen arkasındanda dumanların yükseldiğini. 24 saat ölülerin yakıldığı Yakma Ghatları bunlar. Heyecanlanıyoruz. Hintliler ise çok sakin . Sakinliklerini nasıl olsa yeniden dünyaya geleceklerine inanarak koruduklarını düşünüyorum. Kıyıya yaklaştıkça odunların arasında yakılan cesetleri görüyoruz. Yakma işlemi bitenlerin küllerini nehre süpürüyorlar. 400 kilogram kadar odunla yakılan insan bedeninin tamamı yinede küle dönüşmüyor.Süpürülenlerin arasında kemik parçaları görüyoruz. Bir cenazenin yakılma töreni yaklaşık 3 saat sürüyor. Uzun bir süre izliyoruz. Ateşi ilk olarak varsa ölen kişinin büyük oğlu başlatıyor ya da büyük kardeşi. Tören alanında sadece erkekler yer alıyor.Kadınlar töreni uzaktan izliyor.Bağzıları ağlıyor. Teknede çıt çıkmıyor. Cenaze sahiplerini rahatsız etmemek için çok uzaktan fotoğraf çekiyoruz.Yakından fotoğraf çekmeye izin vermiyorlar.İtiraz etmek kavgalara neden olabilirmiş.Uzaklaşıyoruz.

Varanasi’ de güne nehrin kıyısında güneşin doğuşu için yapılan Aarti adı verilen bir törenle başlanıyor ve aynı törenle güneşin batışı gerçekleştiriliyor. Kandiller ve dualarla yapılan bu törende uyumlu bir şekilde bir şekilde, dans figürleri içeren hareketler sergiliyorlar. Halk basamaklarda bu töreni izliyor. Bizde teknemizden güneşin batışı için yapılan bir Aarti törenini izliyoruz.

Hava kararıyor. Kayıklarla yanımıza yaklaşan kız çocuklarından aldığımız yapraktan yapılmış kandilleri suya bırakıp dilek diliyoruz. Ay tanrısı Çandra’ nın parlak ışığında binlerce tapınağın siluetinin kıyısını süslediği Ganj’ a veda vakti geldiğinde ayrılmakta güçlük çekiyoruz. O ise bize aldırmadan büyülü akışına devam ediyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 2885
Kayıt tarihi
: 14.12.06
 
 

1969 Lüleburgaz doğumluyum. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Coğrafya Bölümü 1992 me..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster