Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '09

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1037
 

" Yazmak " Nisan Yağmuru olup Yağmaktır ince İnce

" Yazmak " Nisan Yağmuru olup Yağmaktır ince İnce
 

Yazmak “ benim için espiridir , yakalayabilene aşk olsun :)yakalamayan hep sobe olsun :)


Yazmak; nisan yağmuru olup akmaktır ince ince

Yazmak, yazabilmek üzerine şimdiye değin söylenmiş olan, söylediklerim üzerine ekleyebileceğim “ yazma “ eylemini nasıl gerçekleştirdiğim olabilir diye düşündüm.

İnsanın bir hafızası vardır. Her ne kadar “unutmaya “ meyilli olup “ balık hafızalı “ olduğumuz dile getirilmiş olsada, gerçekte hiçbirşeyi unutmadığımız, unutturulmaya çalışılanlar üzerine olumlu ve/veya olumsuz bir hafıza oluşturmaya/oluşturulmaya çalışıldığını fark ederiz. Gerçek şu ki ; “fark ettiklerimizi “ ne kadar bilince çıkarıyor isek o kadar ayakları yere basar “düşünce” üretmeye, ürettiğimiz düşünceye/fikre sahip çıkmaya ve olumlu ya da olumsuz taraf olmaya başlıyoruz.

Yazma serüvenim; klasik söylemiyle elimin kalem tutmaya başladığı çocukluk yıllarıma dayanır. Oralardan buraya kadar yaşam içerisinde biriktirdiğim o kadar çok hayat vardır ki hafıza sandığımda; özgürlüğüne demlenmek üzere yer edinmiş olan. Bu anlamıyla yazmak; hayatları özgürlüğe demlemektir.

Yazmak, okumak, düşünmek ; bir bütünün parçalarıdır benim için. Biri olmadan diğeri öksüz kalır gibi gelir bana.

Hafıza sandığımda özgürlüğe demlenen hayatlara, nefes aldığım her an yeni bir şeyler eklenir; yeni gözlemler, yeni olay ve olgular, farklı bakış açılarıyla yorumlar eklenir, çıkarılır.. Bazen loş ışıkta yaşanmış hayatlar, bazen geceler içinde kalmışlar, bazen gündüzlere kürek çekenler, bazen gece ve gündüzün tüm renkleri hayatları içinde karışmış olanlar... Bu yanıyla yazmak; karmaşanın köklerine inmek ve dibinde bir mum ışığı yakabilmektir.

Bu öyle bir hafızadır ki ; iyi dinleyicidir, sabırlı ve güvenilirdir, ciddi ve mantıklıdır, tedbirli ve dikkatlidir, sorgulayıcı, araştırıcı, şüpheci “ neden ve nasıl “ sorularını sorandır, araştırmacı ve detaycıdır, titiz ve özenlidir, çalışkan ve barışçıldır, sakindir, saldırgan olmayandır, doğrucudur, içten ve sadıktır, kalitelidir ve en önemlilerinden biri de genelde insanlar ve olaylarla ilgili değerlendirmeleri geçerli ve doğrudur. Bu tarafıyla yazmak ; önce insan sonra birey sonra kaliteli toplumsal hafızayı güçlendiren bileşenlerden biri olabilmektir.

Hafıza sandığımda birikenler yaşam boyu sahip olduğum hafızamın niteliklerine uygun bir öngörü ile çıkıverir ortaya genelde. Bu öngörü ile elbette yazılana ilişkin “ espiri “ yakalanmış olarak yazılır çünkü her hayatın bir espirisi vardır, mesele bu espiriyi yakalayabilecek donanımda ve nitelikte olabilmektir. Buradan bakıldığında yazmak ; espiriyi yakalayabilmektir tıpkı aşk gibi, aşk; espiridir çünkü, yakalayabildiniz, yakalayabildiniz, yok yakalayamadınız leblebi tozu olur elinizde ve elinize, yüzünüze, gözünüze bulaşır sonra.. Yazmakta aşkın bu tarafı gibidir ya leb denmeden leblebiyi anlar yazarsınız ya da leblebi tozuyla yetinir üstünüz başınızı batırırsınız.

Öncelikle ; doğa ile çok tatlı bir alışverişimiz var bizim. Yağmurunu da, karınıda, taze taze açan çiçeklerini de , güneşini de çok severim. Dalgasını da , dalgakıranıda, fırtınası, boranıda, gökgürültüsü, yıldırım düşmesini de ve hepsinin can yakmasını ve verdiği zararları da bilirim.. Serçenin çırpınışını, güvercinin telgraf tellerine olan özlemini (hoş atık telgrafın tellerine değil, e-postaların zarflarına takılıyorlar ), bülbülün memleket kokan şakıyısını da, papağanın durmaksızın kendini tekrar eden sözcüklerinin espirisizliğinide, leyleklerin havada uçusunu da dinlemeyi, izlemeyi, onları gözlemlemeyi de çok severim. Böyle bakıldığında yazmak; hayatın sunduğu tüm yüzleriyle yüzleşebilmektir.

Uzun yolculuklar vardır, o uzun yolculuklar boyunca gözünüze ilişen, iliştiği yerde yüreğinize değen, değdiği yerde bilincinizi uyaran görseller vardır, bu görseller çoğu zaman hafızamda birikmiş hayatların öykülerini tetikler suyun üzerine çıkarırlar ve yazma eyleminin ilk nüvelerini atarlar hafızamın başka bir bölümünde ve bir süre sonra bunlarda birikirler, öyle bir an gelir ki hani elinizin kalem tutmak istemediği bir andır ancak artık hafızanızda kayıtladığınız görseller ve kayda aldığınız hayatların öyküleri birleşmişlerdir ve kaleminizin suya dokunma vaktidir, isteseniz de istemeseniz de , kendilerini size yazdırırlar. Ve ilk sözcükler sonrasında ulaşılacak bir okyanusa damla damla düşerler, her bir sözcük kendisini tamamlayacak olanın ardından bir bir dökülür. Artık yazma eylemi başlamıştır. Hafızanızdaki hayatın/hayatların öyküsü aslında bir anlamıyla hafıza sandığınızda tuttuğunuz hazine, bir define adasının içinde saklanmışcasına güneşe çıkarılmak üzere elmaslara dönüşmüşlerdir bile. Artık her bir mücevheri işlemek kalmıştır geriye. Bu tamamen “yazma eylemini “ gerçekleştiren kişinin tekelindedir. İster ham alır işler, isterse işlenmiş olanı işler, isterse kendi motiflerini yaratır öyle işler. Ben ; en saf haliyle alıp kendi elleriyle işlemeyi ve üzerine yeni motifler işlemekten yana bir yazma eylemi gerçekleştirmeyi yeğlerim. Dolaysıyle bu tamamen üretime nasıl baktığı ile orantılı olarak işlenir. Bu tarafıyla yazmak ; okyanusta bir damla, kıyıda bir define adası, adada bir define sandığı bulup işleyebilmektir.

“Yazma eylemi “ benim için, söylenenin aksine, yazanı eksilten, azaltan bir çaba değil, bilakis yazanı çoğaltan ve yazılanı ; okuyanın hafızasına kayıtlayan ve aslında yazıldığı yanıyla okuyanın hayatından iz taşıyan ve iz bırakan eylemdir.

Elbette aklına geleni kusan, sorunlarının, içsel sıkıntılarının, ruh daralmalarının ve benzeri sıkıntılarını bertaraf etmeye çalışırken okuyanda sıkıntı yaratan, depresyonun sağaltımı olarak gerçekleştirenlerin yaptıklarının “ yazma eylemi “ olduğunu düşünmediğim gibi “ yazma eylemi “ ile uzaktan yakından ilgisi olduğunu da düşünmüyorum. Bu sadece artık bir tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır ve insanların bu yol ile tedavisi sağlanmaktadır. Bu tarafından bakıldığında yazmak ; yazanın kendini yazmasından öte bir olay ve olguya, bir hayat ve öyküye kendi bakış açısı ve dil zenginliği ile katkıda bulunabilmek, yazdığını yukarıya çıkarabilmektir.

Küçük bir çocuğun kendi oyun bahçeleri içindeki oyuncakları ile zamanı eğlenceli ve neşeli geçirirken, oyuncaklarından bir şeyler öğrenmesi, oyuncaklarını paylaşabilmesi ve zamanı kaliteli yaşarken; her gün biraz daha büyümesi, büyürken, birlikte büyüdüğü oyuncaklarını kendisinden küçük kardeşlerine bırakıp, oyuncaklarını değiştirirken yeni oyun arkadaşları edinmesi ve büyümeye devam etmesidir. Bu taraftan bakıldığında yazmak ; oyun bahçesi içinde birbirinden ayrı yerlere serpilmiş legoları bir araya getirebilmektir. Korku tünelinin labirentleri içinde duvarlarda asılı duran vampirler, cadılar, şeytanlar ile yüz yüze geldiğinde korkmadan hepsinin gözlerinin içine bakıp gerçekte hepsinin bir oyunun kötüleri olduğunu kavrayıp, labirentlerin içinden dışarıya çıkabilecek zekada küçük bir çocuk olabilmektir. Dışarıya çıktığında dili dışarıda nefes nefese kalmışken, tir tir titriyorken korkunun bam teline bastığını görebilmektir. Hal böyle olunca da yazmak ; aslında bir yanıyla hiç büyüyemeyen bir çocuğu hep yüreğinde taşımaktır.

En çok da yazmak nisan yağmuru olup, ince ince yağabilmektir, dilinde bir ıslık, başın yağmura doğru deniz boyunca yürüyebilmek bazen biraz ahmak olup ıslanmaktır, bazen biraz ahmak ıslatan olmaktır..

“Yazmak “ benim için espiridir , yakalayabilene aşk olsun :) yakalamayan hep sobe olsun :)



Eee peki niye yazdım ben tüm bunları , elbette blogdaş dostum sevgili Yapukay’ın beni de “ mim “ lemesi üzerine kendi payıma düşen kısmı yazmak düştü bana da. Kendisine çok teşekkür ediyorum keşke her “ mim”lenme böylesi olsaydı, olsa halihazırda….




Not; önerilerim : " Yavuz Bingöl leyli leyli ve Divit ee tabi ki bir de yine Nisan Yağmuru " :)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 43
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1779
Kayıt tarihi
: 24.06.07
 
 

72 istanbul doğumluyum.  Yağmur yüklü buluttan pamuk şekeri, Yağmurdan sonraki gökkuşağı, to..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster