Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Şubat '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
986
 

“12 kızgın Adam” ve evde unutulmuş Adalet(!)

“12 kızgın Adam” ve evde unutulmuş Adalet(!)
 

Doğrusunu söylemek gerekirse bazı filmleri 2 kere izlerim, bilmiyorum, belki çok beğendiğimden, belki bana ait bir şeyler hissettiğimden, belki de can sıkıntısından… Netice itibari ile geçen yazdan sonra bilgisayarda gezinirken arşivlenmiş filmlerden birini tekrar izlemeye koyuldum: “12 Kızgın Adam.”

Sanırım yarım kalan bir şeyler vardı ve “kusmazsam” rahatlamayacaktım. Evet mide bulandırıcı olduğunu ben de biliyorum. Nitekim aynı şeyleri düşünmüyoruz? Ben adaleti kastettim, peki siz? Neyse, izlemeyenler için kısaca filme değinirsek;

“Sidney Lumet'in yönettiği 1957 ABD yapımı bu filmde; cinayet işlediği şüphesiyle mahkemeye getirilen bir gencin kaderinin 12 adamdan oluşan bir jüriye bırakılması filmin kabaca konusu mahiyetinde. Basit bir sistem var: ‘Eğer jürinin hepsi aynı fikirde birleşirse mahkeme o fikre göre kararını verecektir.’ Yani eğer hepsi(12’si de) “suçlu” derse şüpheli kesin suçlu sayılacak. Tersi durumda ise; “suçsuz” sayılıp mahkemece serbest bırakılacaktır. Nihayet görüşme odasına girer jüri üyeleri. Hemen oldu bittiye getirme niyetinde olan birkaç jüri üyesinin talebiyle daha tartışma başlamadan oylamaya geçilir. Sonuç şaşırtıcıdır, sadece mahkemedeki birkaç tanığın beyanatından yola çıkarak 11’i “suçlu” diye el kaldırırken, sadece biri “şuçsuz” diye şüphelenip mütabık olmaz. O kişi filmin başrol oyuncusu ve aynı zamanda yapımcısı Henry Fonda’dır. Sonuç olarak yaklaşık 1,5 saat süren tartışmadan sonra Henry Fonda hepsini ikna ederek kararlarını “suçsuza” çevirtir.”

Ne oldu da kararlarında bu denli tutucu olan jüri üyeleri ikna olup kararlarını değiştirdiler. Aslında yanıtı basit. Çünkü hiç biri içsel bir değerlendirme yapmadan karar veriyordu. Kimisi geçmişinde yaşadığı tatsız olayların bir bakıma acısını belki de suçsuz olan birinden çıkarıyordu(ki psikanalizde buna ‘yön değiştirme’ denir ve bu savunma mekanizması özellikle üstlerine söz geçiremeyen kişilerin astlarından acısını çıkarması şeklinde özetlenebilir), kimisi toplumsal algı yanılsamasına boyun eğiyordu yani bir bakıma çoğunluğun verdiği karara aldanıp o yönde bir eğilim gösteriyordu. Daha da basiti kimisi akşam ki maça yetişmek için sorgulamaksızın hemen oldu bittiye getirmeye çalışıyordu. Ama biri hariç: Henry Fonda.

Çünkü o biliyordu insana verilen en büyük cezanın “insanın vicdanının kendisine verdiği ceza” olduğunu… O sorgulayacaktı, tartacaktı, tartışacaktı ve sonunda kazanacaktı. O “sadece güçlüler için adalet” metasını yıkacaktı. O “adaletin evde unutulmadığını vicdanda olduğunu” hatırlatacaktı.

Dünyanın “en adaletsiz adaletiyle” baş etmek, en azından, öyle göstermek ve sonucunda adına yakışırcasına bugün yine güçlünün kazandığı bu okyanusta kulaç atmak haddimize miydi? Tanımlamakta bile zorlandığım bana göre dünyanın en sorunlu kavramı sözüm ona “adalet” sadece koca bir ayıp olarak biz insanların alnına yazıldı. Fonda belki bu kara lekeyi sildi, peki siz? Şimdi işler karıştı, “ben”i karıştırmasak, egom buna izin vermez de(!)..    

Ego, “kendi” için çalışıyor, Freudyen ego’da ego “dengeleyici” bir rol üstlenir. Ama adalet egosunda bu denge yerini “sadece ben” anlayışına bırakır. Ben adaletten bahsederim tellal misali ‘adalet’ diye bağırırım ama kendim adil olmam. Benim için yararlı olan adaletsiz de olsa uygulanmalı çünkü ben ayrıcalıklıyım ve de güçlüyüm. Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir. Senin gücün varsa sen de dene! İşte tam da burada devreye Fransız matematikçi Blaise Pascal girer ama yanılır: “Adaletin kuvvetli, kuvvetlilerin de adaletli olmaları gerekir.” Adaletin kuvvetli olması kendi iç dinamikleriyle herkese sözünün geçiyor olması amenna, lakin kuvvetlilerin de adaletli olması dünyanın en büyük yalanı bana kalırsa! Eflatun biraz daha gerçekçi sanırım: “Kötülüklerin ilki ve en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır.” Tam da aradığımız bu işte! Tecavüz et cezasız kalsın, çal cezasız kalsın, vur-öldür cezasız kalsın… Kötülükler gezegenine hoş geldiniz pardon cehennemine: “Bu dünya, belki de bir başka gezegenin cehennemidir.” Sanırım onca olandan sonra Huxley’e itiraz edemeyeceğim…

Bu yazımı uzatmak istemiyorum, sanırım mesaj verildi, son olarak, filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ederim “adaletsizlik” olmasın…

 

 

Psk Mehdi Başer

İletişim bilgileri: https://www.facebook.com/pages/Psikolog-Mehdi-Ba%C5%9Fer/392554860918729

https://www.facebook.com/mehdi.baser

https://twitter.com/psikologamed

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 929
Kayıt tarihi
: 30.12.14
 
 

Psikolog ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster