Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mayıs '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
948
 

(15) Kadın elbisesindeki bir gülü farketti

(15) Kadın elbisesindeki bir gülü farketti
 

Yağmurlu bir günde adam gelmemişti, kadın çok üzüldü. Aşk vadisinde ikisi de uçarken neden erkeğin uçuş yönü değişmisti? Neden gelmemişti.? Kadın Tanrının onu sevmediğini düşündü. Çünkü kadın bir erkeğin kalbinde Tanrının gelmesini istiyordu. Kadın Tanrının gelmediğini düşündü ve üzüldü.

Oysa kendisinin müthiş büyük bir nurun içinde kaybolmaya başladığının farkında değildi. Kadın o büyük nurun içinde kaybolmaya başlarken, karşısındaki erkeğin ruhu o büyük nurun içine girerken çok arınması gerektiğini düşünüyordu. Dikkatlice ama onun da çekimine kapılmış olarak, bir saygısızlık etmeden gelmek ve önünde bulunan şeyi kaybetmek istemiyordu. Çünkü biliyordu ki, bir daha hiçbir şekilde karşısına böyle biri çıkmayacaktı ve bu onun son şansıydı.

O yüzden erkek kadına özenle dikkatle çok ince bir gül yaprağı gibi onu çizmeden, bükmeden, elinde yıpratmadan dikkat ederek geliyordu. Koklamaya bile kıyamıyordu. Çünkü korkuyordu. O yeterki onun elinde dursun. Ona bir zarar gelmesin.

Kadın bunun böyle olabildiğini ancak birkaç hafta sonra anladı ve aslında üzülmemesi gerektiğini hissetti. Kadın bunu farkettiği andan itibaren, ki farkettiğinde bir taburede oturuyordu ve bir arkadaşıyla konuşuyordu, üzerine bir sakinlik geldi. Aşkın sakinligi geldi. Kadın iki üç haftadır heyacanlıydı. Kadın kıpır kıpırdı. Kadın yine heyacanlı, kadın yine kıpır kıpır. Ama aynı zamanda sakin. Kadın bunu yaşadığında çok şaşırdı. Sakinlik ve kıpır kıpırlık bir aradaydı. Bu nasıl bir işti? Aslında bütün duygular bir aradaydı. Hem sakindin hem de kıpır kıpırdın. Bunu ancak bir insanın yaşaması gerekiyordu. Aşkta bütün duygular vardı. Bütün duygular olduğuna göre, kadın hem sakin hemde kıpır kıpır olmayı başarabiliyordu.

Kadın bunu farkettiği andan itibaren o büyük nurun içinde biraz daha kaybolmaya başladı. Her farkedişte kayboluş biraz daha fazla oluyordu ve kayboluş her fazla olduğunda kadın kendini çok güçlü hissediyordu. Önüne çıkan herşeyi başarabileceğini hissediyordu. Kadın başarısızlık diye bir kelimenin anlamını unutmuştu. Başarısızlık ta neydi? Çok uzaklarda, eskli alfabelerden, yazıtlardan kalmış bir kelime gibiydi. Anlamını bilmiyordu, bu harfleri kim yazmıştı ve neydi?

Bu sahnede başarısızlığın ne işi vardı? Başarısız değildi. Kadın sahnede sahnenin arka perdesini görmüştü. Aslında sahnenin olmadığını farketmişti. Aslında arka planın da olmadığını farketmişti. Aslında kadın Tanrıyı farketmişti. Ama bu farkediş farklı bir boyuttaydı. Kadın daha önce yedi yaşında da Tanrıyı farketmişti, otuz yaşında da, yirmi yaşında da, onbeş yaşında da ama bu seferki farklı bir farkedişti. Sanal dünyanın farkedişi değildi. Kadın bunu farkettiğinde, her farkedişte, her farkedişteki Allaha ait bütün olgular kadınla karşı karşıya geliyordu. O farkedişlerde kadın hepten yok oluyor, kadın hepten dağılıyor ve kadın herkesten bir parça oluyordu. O yüzden kadının hiçbirşeyi sevmemesi mümkün değildi. Kadın aslında tek hedef diye gördüğü koşulsuz sevgiye giderken herşeye aşık olmuştur. Kendi önüne çıkan engellere, onun zamanını çaldım diye düşündüklerine, kendisine kötülük yapanlara, dünyadaki negatifi ve pozitifiyle herşeye kadın aşık olmuştu.

Çünkü diyordu ki, şeytanı yaratan Tanrı ne yaparsa iyi yapardı. Kadın şeytana baktı ve ona dedi ki; “Seni Tanrı yarattı, senin gözlerinde bile bir kötülük görmüyorum. Senin insanlara kötülük yapabileceğine inanamıyorum. Sen insanlara hiçbirşey yapamazsın. Yapmak istemezsin ki. Biz böyle düşünüyoruz. Sen de bu sahnedeki rolünü böyle tamamlıyorsun.”

Kadın bunu farkettiği andan itibaren şeytanı bir ışığa çevirdi. Kendi yaşamındaki şeytanlarını bir ışığa çevirdi ve şeytanı aydınlattı. Artık kadının korkacak hiçbirşeyi yoktu. Bütün bu olaylar, bütün içsel kavgalar; beni aldattılar aldatmadılar, yalan söylediler söylemediler bu kadar karmaşa bu kadar trafik sıkışıklığı, kanallar, boyutlar, kapılar, havuçlar, zeytinler, pırasalar artık kadın için hiçbir önem taşımıyordu. Kadın dünyaya baktı, dünya kadına baktı ve dünya kadına teşekkür etti.

Dünya; “Beni farkettiğin için teşekkür ederim” dedi. “Bu sanal alemde beni farkedebilecek insanların da oluşması bu tahta sahnede beni rahatlattı” dedi.

Çünkü dünya da bir sahne olmaktan ibaretti. Dünyanın, evrenin ve diğer boyutların çok ötesinde bunların aslında elbisesinin bir çiçegi olduğunu gördü. Bütün evren kadının elbisesindeki bir çiçekti. Bir güldü. Oysa o kadar çok gül vardı ki. Kadın sadece güllerden birini farketmişti. O birini farketmek kadının kırk yılını almıştı. Ama bundan ötesi için boyut değiştirmesi gerekiyordu.

Kadın konuşamadı. Ne söyleyebilirdi ki, ne anlatabilirdi. Gördüğü şeylerin hiçbir lugatta karşılığı yoktu. O yüzden kadın sustu. Kadın şu anda susuyor.

Tekrar görüşünceye kadar sevgiyle kalın

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İçimize dönüp bizi düşünmeye yönelten, farklı bakış açısı kazandıran, kalbimizde, benliğimizde yeni kapılar açan ve bizi koşulsuz sevgiye yönelten yazılarınız için çok teşekkürler. La donna ile birlikte yeni dünyalar keşfetmek çok keyif verici. Yazılarınızın devamını diliyorum.

Bilgen ÖZGER 
 08.05.2007 13:14
Cevap :
Bende teşekkür ediyorum siz yazılamı okuyup yeni dünyalara, boyutlara doğru yolculuğa çıkan okuyanlarıma  08.05.2007 14:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 101
Toplam yorum
: 157
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 5029
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Ege Üniv. İşletme Fakultesi'ni, daha sonra da Harward Üniversitesi'nin Master programını Türkiye'de ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster