Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Nisan '08

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
640
 

"Açık oy - Gizli tasnif"

"Açık oy - Gizli tasnif"
 

CHP 32. Kurultayı: Adeta “Açık oy gizli tasnif”

Cumhuriyet Halk Partisi yeni bir Kurultay yaşayacak.

2003’te yapılan Tüzük değişikliği ile Genel Başkanlığa aday olabilmek delegelerin %20’sinin Divan önünde ve tek bir aday için imza vermeleri ile olanaklı. Bu bir anlamda “açık oy” demek.

O arada, Genel Kurul delegelerinin belirlendiği mahalle, ilçe ve il seçimlerinde oy tasniflerine ilişkin çok sayıda usulsüzlük yakınması olduğu da bilinmekte.

Bu da bir anlamda Kurultay yapısının “gizli tasnif” ile oluşturulduğunu düşündürmekte.

Özcesi Türkiye’ye demokrasiyi getiren Parti, bir zamanlar demokrasinin temelini işlevsizleştirme anlamına da gelen “açık oy-gizli tasnif”i andıran bir düzeneği kendisine reva görmekte.

Bunda kuşkusuz CHP’nin sade üyelerinin, emeğinin hakkıyla delege olanların ve CHP’ye gönül verenlerin bir kusuru yok.

Bu durumdan sorumlu olanlar CHP’ne Parti içi demokrasiyi çok görenlerdir.

Partinin daha iyi yönetilmesi adına düşüncesini her dile getireni Partisiz bırakmaya yeltenenlerdir. Bu anlamda herhangi bir ara rejimin bile yapamadığı örgüt kıyımını Edirne’den Kars’a, İstanbul’dan Malatya’ya Partiye yaşatan günümüzdeki yönetim anlayışıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi geleneği, cephelerden gelen demokratların Partiyi bir okul gibi değerlendirmeleri de belirginleşirdi. Öyle bir okul ki başöğretmeninden en küçük öğrencisine birbirine sevgi ve saygı doludur.

O anlayışın yarattığı duygudaşlık ve inanç birliğiyle, “her belde olan yerde bir CHP gönüllüsü mutlaka vardır” denirdi.

Ya bugün?..

Değil adsız örgüt kahramanlarının, Partiye ömür emeğini veren ve adı daha bilinenlerin kapısı yönetimler tarafından bir kez çalınıyor mu, yoksa yalnız bırakılmışlığın kırgınlığıyla bir söğüt ağacının gölgesinde ah ederek mi yaşama veda etti ve sessizce gitti niceleri?

Bu dağınıklık değil midir Anadolu devrimini savunan Kemalist aydınların emperyalist organizasyonların taşeronluğunda kolaydan vurulup aramızdan ayrılmasına –bilmeden- katkı sağlayan?.

Kurtuluş Savaşı sırasında Polatlı düşman toplarıyla dövülürken bir yandan kahramanca savaşan eşanlı olarak da eğitim çalışmaları yapan o gelenek bugün artık sadece bir seçimlik Kurultaylar toplayabiliyor.

İhraç ve ceza mekanizmasını ne denli nesnel işlettiği tartışılır haldeki CHP yönetimi adeta kendi evlatlarıyla savaşıyor!

Oysa aynı anlayış Sayın Recep Tayip Erdoğan’ı Başbakanlığa, Sayın Abdullah Gül’ü de (sine-i millete dönemeyerek) Cumhurbaşkanlığı sürecine taşımada alabildiğine demokrattı.

Bir dönem birlikte oldukları dava arkadaşlarını adeta “ebedi mahkumiyetle” Partiden uzak tutmaya çalışırken, geçmişinde solculara ne kadar hoşgörülü davrandığı kuşkulu eski sağcılara kucak açtılar.

Ve bu anlayışın elinde, Kurultaylarda Türkiye’nin sorunları, gençlerin işsizliği, kadınların uğradığı baskılar, işçinin sendikasızlaştırılması, meslek odalarının bir kenara itilmesi yok…

Kurultay’da Büyük Ortadoğu Projesi ile yüzleşme, emperyalizmle gerekirse cepheleşme yok.

Kurultay’da çocuk işçi (ırgatların) karın tokluğuna yollarda telef olması yok…

Kıbrıs Türk halkının geleceği, Batı Trakya Türkleri için ve Orta Asya enerji havzalarında ulusal duyarlılık yok.

Yok, çünkü bunlara ilişkin siyaset üretecek yarkurulları oluşumuna yetecek süre yok!

CHP’nin mevcut yönetimi bu konuları Genel Başkan’ın konuşması içinde ve bir tekelci anlayışa tutsak gibi görüyor adeta.

Bu konuların Kurultay görevleri içinde tanımlanmasını ve demokratik bir tartışma ortamını yaratacak yürek yok!

Böyle bir tartışma ortamına, Kurultay’ın oluşu ve sonuçlanması aşamasında en büyük katkıyı koyması gereken Parti Meclisi’nin oluşumu da aynı tekelci anlayışa koşuttur ve blok listeyi çeşitlendirmek neredeyse olanaksızdır.

Öyle olduğu içindir ki, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Kurultay’ında, Halk yok!

22 Temmuz 2007 genel seçimleri sonucunda CHP siyaseten Türkiye coğrafyasının bazı kesitlerinden adeta çekilmiş durumda. Partinin otuzu aşkın ilde bir tek milletvekili bulunmuyor.

Oysa 22 Temmuz öncesi halkımız, Tandoğan’da, Çağlayan’da, Gündoğdu’nda, Ege’de ve daha bir dolu yerde, tek ses- tek yürek oldu, adeta çağladı, denizlerde Zübeyde Analar karalarda Kara Fatmalar oldu sırtında umut cephanesini ve Cumhuriyet meşalesini taşıdı.

Ne yazık ki bu büyük birikim sandığa yansımadı. Daha da vahimi CHP yönetimi aylarca bunun nedenlerini sorgulamadı.

Oysa milletvekili listelerinin o yönetimin elleriyle belirlediği biliniyordu. Önseçimsizliğin gerekçesini bir türlü sonu gelmez “içinden geçmekte olunan kritik sürece” bağlayanlar, o seçim sonuçlarıyla kendi sorumluluklarını bağdaştıramadılar.

Kimi CHP sözcüleri seçimler sonrası adeta halkı suçladılar. Kapılarını kendi seçmenlerine bile kapattılar. Bu nedenle CHP’nin yerel seçimlerde mevzi yitirebileceği gerçeğini belli ki dikkate bile almadılar.

Gerçekten daha şimdiden Çankaya ve İzmir yerel yönetim alanları üstelik ona utanmadan “Çan-Kaya” ve “Gavur” diyenlerin av sahasına dönüştü. O sahada sosyal demokratlar, solcular adeta yetim bırakıldı.

Bugünkü CHP yönetiminin bir önceki 2002 seçimlerini de değerlendirme hatalarına düştüğü anımsanmalıdır.

Gerçi o günlerden ta şimdiki Kurultay arifesine Parti yönetimin etik olarak en ağır şekilde eleştirenlerden kimileri birden bire renk değiştirmişlerdir ama bu gerçek değişmemiştir.

CHP yaklaşık 178 milletvekilliği ile başladığı (2002) dönemini çok sayıda milletvekilinin o veya bu nedenle istifasıyla kayıplara uğrayarak kapatabilmiştir.

Oysa milletvekilliği de dahil hiçbir görev sade üyelere ve halka olumsuz örnek olacak şekilde kullanılamaz. Haksız gerekçelerle ve kişisel saiklerle Partiyi bırakacak tıynette kişiler o görev noktalarına taşınmışsa bundan CHP yönetimi de bir ölçüde sorumlu olsa gerekir.

Bunlara karşılık, mevcut CHP yönetimi ne 2002 ne de 2007 seçimleri için özeleştiri yapma gereği duyan davranışlar sergilemektedir.

CHP’nde emek ve bilim irtifa kaybetmektedir. Büyük iyi niyetlerle kurulan CHP Bilim, Yönetim ve Kültür Platformu’na yıllarca özveriyle katkıda bulunan kimi akademisyenler ve alanında uzman bürokratlar adeta dışlanırken, söz konusu Platform, Sayın Genel Başkan’ın Parti Meclisi’ne göstereceği kimi adaylar için bir sıçrama tahtasına dönüştürülmüştür.

CHP gibi bir Partide yıllardır Gençlik Kolları Başkanlığı için örgüt süreçlerinde ikmal edilen seçim yapılmamakta, Parti Türkiye’nin büyük kentlerinde Gençlik Kollarının gücünü arkasına alamadan seçimlere girmek durumunda bırakılmaktadır.

Öte yandan son genel seçimler öncesi onlarca İl Başkanı görevden alınmıştır.

Kimi İlçe Başkanları olanaksızlıklar içindeki hizmetlerinin bedelini çok incitici şekilde ödevlerinden uzaklaştırılarak ödemişlerdir.

CHP Genel Merkezi’nin artık bir oval ofisi vardır. Ancak bilebildiğim kadarıyla bazı

İl başkanlıklarının bile kendilerine ait belgegeçer aygıtları yoktur. Örgütleri “yoksun” Merkezi “zengin” bir Partinin bu düzene karşı çıkmada daha da inandırıcı olabilmesi için, “merkezi seçme ve yerleştirme” ile atanan o İş Bankası üyelerinin mesela yoksul halk çocuklarına burs vermek için özendirilmeleri gerekmez midir?

CHP yönetimi medyada yeterince yer bulamamaktan –bir ölçüde haklı olarak- yakınmaktadır.

Ancak bir iki gerçek daha var... Birincisi, her türlü görkemine karşın ülkemizdeki iktidar yapısını büyük medya değil halkımızın aş ve iş derdi belirlemektedir.

İkincisi eğer siz, bu infial uyandıran yoksulluk ve tiksindirici servet yığınağı ile gerçekten mücadele ederseniz, doğru sözleri, doğru kadrolarla söylerseniz, yani Genel başkanın Ankara panolarına yazdırdığı gibi “ya olduğunuz gibi görünür ya da göründüğünüz gibi olursanız” o halk sizi bağrına basar, işte o zaman görmeyen gözler görür, duymayan kulaklar duyar, siz tekelci medyanın ayağına gitmezsiniz, o medya sizin ayağınıza gelir.

CHP’ne de yaraşan budur. Bu olmalıdır.

Ancak bu kıvam noktasına gelebilmek için Türkiye’yi iyi okumak, Dünya’yı doğru yorumlamak ve her şeyden önce halkın dilinden konuşmak gerekir.

Her dilden ve inançtan insanımızı bir görmek, ırkçılığa, din sömürücülüğüne, emperyalizme, yabancılaştırmaya, soygunlara karşı dururken, en küçük bir lekenin değemeyeceği, değmemesi gereken bu Partide, seçimlerde iç işlerimize karışma küstahlığına varan ABD Elçisine de Avrupacı çevrelere de “evinize dönün” diyebilmek gerekir.

CHP’nde, AKP’nin ve yandaşlarının “Demokrasi üzerinden Cumhuriyet yıkımcılığı” tasarımlarına karşı koymanın en geçerli yolu; Ankara’da oturarak değil, Güneydoğu’yu, Doğu Karadeniz’i adım adım dolaşarak “şuranın yolu buranın yolu Diyarbakır’dan geçer” diyenleri bizzat yiğitler diyarı Diyarbakır’da susturmak ve halkı konuşturmaktan geçer.

Bölücü örgütü Kuzey Irak’ta kovalayan askerle içeride tartışma yaratır gibi bir izlenim vermek değil asıl olan; Türk ve Kürt analarının gözyaşını gözyaşımız bilmek ve bu başımıza gelenin emperyalist tezgahı olduğuna ilişkin isyanımızı Washington’un, Moskova’nın, Berlin’in, Pekin’in duymasını sağlamaktır, gerçek CHP’lilik sanırım.

Çetelere ve mafyaya dur demek ve TELEKOM’un, TEKEL’in, PETKİM’in ve diğerlerinin kapısında kravatlarınızı çıkartıp direniş gömleği giyebilmektir sosyal demokrat olmak.

Bankalarının Yunanın borsasının yabancı spekülatörün elinde olduğu bir ülkede ekonomik kurutuluş savaşı için üniversiteleri, sendikaları, aydınları, meslek odalarını seferber etmek demektir sosyal demokrat olmak.

Egemenliği Ulusa tevdi eden bir yüksek duyarlılık içinde son e-muhtırada olduğu gibi adeta Silahlı Kuvvetlerin ardındaymış gibi bir izlenim vermek ve öte yandan demokrasi işlerken kendi görevlerini adeta Anayasa Mahkemesine başvuru sıklığıyla anılır ve sayılır hale getirmek olmamalıdır CHP’lilik ve böyle anılmamalıdır ana-muhalefetlik.

CHP’nin mevcut yönetimi ülkede iktidardan çok Parti içinde mutlak iktidarı arar gibidir.

Değerli gazeteci-yazar Ali Sirmen in dediği gibi “Parti içinde demokrasi sorunu yok” demek Türkiye’de gericilik, faşizm ve emperyalist tasallutu yok” demek kadar geçerli ve gerçekçidir.

Ne yazık ki, bu verili koşullarda çıkış yoktur.

Herkes rollünü oynamaktadır.

Yolumuzu halkımızın açması gerekmektedir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 374
Toplam yorum
: 193
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 473
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Merhaba! Toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel olgularla ulusal ve evrensel düzlemde ilgilenme..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster