Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Nisan '18

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
97
 

“Adabı Muaşeret” Düsturları Bizle Beraber Yok Olup Gidiyor!

“Adabı Muaşeret” Düsturları Bizle Beraber Yok Olup Gidiyor!
 

Akşam yorgun argın eve gelip televizyon haberlerini izlediğim zaman, şok geçiriyorum. Yıllardır düzelir diyorum ama her gün şiddet, vahşet ve kan gittikçe artıyor. Sanki ülkemde bir şeyler yanlış gidiyor.

Çağımıza uygun çok iyi eğitimler vermeye başlamışız doğru. Doğrusu ve yanlışı ile devlet okullarının yanında özel okullarında sayıları artmış. Yetmemiş etüt merkezleri kurulmuş, oda yetersiz kalmış özel hocalar tutarak çocuklarımızın daha iyi bir eğitim almalarını sağlamaya çalışmışız. Paran da var ise istediğin okulda çocuklarını eğitme şansı yakalamışız.

Eskiye göre fiyatlar da ucuzlamış. Hocaların kalitesi de rekabet olmasından dolayı artmış. Bu tatlı rekabet hocaları da daha iyi yetiştirmiş. Kendisini yetiştirmeyenler ise meslektaşlarını geriden takip etmişler.

Ama düşünceye dayalı değil ezbere dayalı bir sisteme doğru gitmeye başlamış eğitimimiz. Test mantığı öğrenmenin yerini almış. Bu konuyu şimdilik ayrı tutuyorum.

Aileler çocuklarının daha iyi bir gelecek hazırlamaları için müthiş bir çaba sarf ettiklerini görüyoruz. Tüm maddi kaynaklarını çocukları için adeta seferber etmişler.

Ama bir yerlerde hata var sanki. Ruhsuz, kimliksiz ve maneviyatsız bir nesile doğru sürükleniyoruz gibi.

Çocuklarımızın hareketleri değişmeye başlamış, konuşmuyorlar, tartışmıyorlar, yorum yapmıyorlar. Gelecek endişesi ise hiç duymuyorlar. Nasıl olsa anne ve babalar onun yerine düşünüyor, geleceğini hazırlıyorlar. Sularını bile bardaklarına koyup içmekten acizler adeta.

“Adabı Muaşeret” kurallarımızı ise tamamen biz bile unutmuşuz ki çocuklarımıza örnek olamıyoruz.

Filmlerde çatal solda, bıçak sağda diye “Adabı Muaşeret” kurallarımızı farklı bir boyuta getirmeye başlamışlar. Ya da başlarda kitaplar ile insanları dolaştırmışız, doğru yürümeyi öğrenelim diye. Bence başarılı da olmuşlar. Kısıtlamışlar, adeta anlamsızlaştırmışlar bilerek ya da bilmeden “Adabı Muaşeretimizi”…

Oysa güne tanıdık ya da tanıdık olmayan kişilere “Allah’ın selamı ile başlamak” ya da gülümseyerek “günaydın” demek, hal hatır sormak ne kadar da önemli bir şey olduğunu çocuklarımıza öğretmemişiz. Ben babamdan öğrendiğim gibi “eve girerken veya dışarı çıkarken her zaman selam vermeyi” kesmedim, kendime düstur edindim. Çocuklarımdan da selam vermelerini her zaman istemişimdir. Bu köşe yazıyı okuyan kişiler; lütfen çocuklarımıza “bugün tüm arkadaşlarınıza ve çevrenize selam verin” diye öğütleyin.

İnsanları rencide etmemeyi öğretememişiz. Gerçi ilk olarak biz çocuğumuzu rencide etmişiz. Başkasının çocuğu ile kıyaslayarak, komşu çocuğun başarılarını takdir etmişiz ama kendi çocuğumuzun meziyetlerini ise görmemişiz, gözümüz hep başkalarında olmuş…

Trafikte gelişi güzel korna çalmamayı, sana ait olan yolda arabayı sürmeyi, bağırıp çağırmamayı, küfür etmemeyi, kırmızı ışıkta kamera olmasa bile geçmemeyi, yaşlı insanlara ve yayalara sabır ile yol vermeyi, arabanın camından dışarı bir şeyler atmamayı, insanları rahatsız edecek tarzda naralar atmamayı çocuklarımıza öğretmeliyiz. Tabi önce ebeveynler olarak bizler bu olumsuz davranışları yapmamamız gerekiyor.

Yolda tükürmemeyi, etraftaki çiçeklere, ağaçlara zarar vermemeyi öğretmeliyiz.
Sırada beklemeyi, kaynak yapmanın çok kaba bir davranış olduğunu, ekmek alırken sıraya geçmeyi,

Hayvanlara kötü davranmamayı, eziyet etmemeyi,
“Sokak hayvanlarını besliyorum” düşüncesi ile evde ne atık varsa sokaklara gelişigüzel dökmemeyi,

Çevremizi kirletmemeyi,

Bisiklet yolunda yürümemeyi,

Donla denize girmemeyi.

Lokantalarda yemek yedikten sonra tabağın içine kürdan, peçete atmamayı,

Büyüklere karşı saygılı hitap etmeyi, akranlarına karşı kaba davranmamayı, bayanlara karşı çok daha nazik hareket etmeyi, “hişt kelimesinin çok kaba bir şey olduğunu,

Giyimimize çok dikkat etmemiz gerektiğini ve temiz giyinmeyi,

Telefonlarda nasıl konuşmamız gerektiğini,

Sınıfa girerken acele ile birbirini itmeyerek sıra beklemeyi, sabırlı olmayı,

Sıralarda gürültü çıkarmadan sessizce oturmayı,

Verilen görevlerde mazeret üretmemeyi,

Ayakkabılarımızın devamlı temiz ve boyalı olmasını,

Kütüphanede ses çıkarılmamasını,

Evde anne babaya her zaman yemekte veya ev işlerinde yardım etmeyi, sesimizi yükseltmemeyi,

Hususi hayatımızı kimse ile paylaşmamayı,

Lüzumsuz münakaşalardan kaçınmayı…

Yukarıdaki “Adabı Muaşeret” düsturları uzadıkça uzar gider.

Bu kurallara uymamız hayatımızı kolaylaştırır, istikrar sağlar bizlere, kısaca neyi yapabileceğimizi neyi de yapamayacağımızı belirler. Çocuklarımız “adam gibi adam” olur…

Lütfen düşünelim, bu kurallara ne kadar uyuyoruz ya da çocuklarımızı bu konu da ne derece eğitmişiz. Çocuklarımızın davranışlarını ve de yetiştirme tarzımızı baştan sona tekrar gözden geçirmemiz gerekmektedir.

En doğrusu da okullarımıza “Adabı Muaşeret” dersini tekrar koymamız gerekecek.  Yoksa bu düsturlar bizle beraber yok olup gidecek ve geri dönülmez yaralar açacak. Bu akşam haberleri bu yazılanları düşünerek dinlerseniz ne kadar vahim bir durumda olduğumuzu anlarsınız…

www.hamditemel.com.tr

 

 

 

Matilla bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sadece "neleri öğretmiyoruz?" sorusunu irdelersek sorunun özünü ortaya çıkaramayız. Bence bir o kadar önemli sorun da "neleri öğretiyoruz?" sorusudur. Evet yıllar boyunca bir yığın şeyler öğretiyoruz ama bu bir "yığın" içinde ne kadarının gerekli, önemli şeyler olduğunu veya olmadığını hiç sorgulamıyoruz. Bence en önemlisi biz "inanmayı" öğretiyoruz ama "sorgulamayı" hiç ama hiç öğretmiyoruz. Daha da önemlisi "saygı" yı öğretiyoruz fakat "hak, hukuk, hukukun üstünlüğü ve bilimin üstünlüğü" gibi evrensel değerleri asla ve kata öğretmiyoruz. Hal böyle olduğu için de ne kadar iyi(?) eğitim verirsek verelim akşam TV de haberleri izlerken ülkemizin ileri değil sürekli geriye gittiğini gösteren ama bizim anlayamadığımız gerçekleri izlemek zorunda kalıyoruz. En kıytırık sanatçı, edebiyatçı, gazetecinin ölümünün yasını tutuyoruz fakat tek bir bilim adamının vefatından haberdar bile olmadığımızın farkında mısınız? Hiç tahmin etmiyorum! Selamlar

Matilla 
 10.04.2018 8:44
Cevap :
Bu konu gerçekten çok önemli. Sizin de yorumlarınızda görüldüğü gibi yanlış giden birşeyleriniz var ve bu konuyu tekrar baştan sona hem hükümet hem de aileler yeniden gözden geçirmesi. Gerekiyor. Katkınız İçin teşekkür ederim  10.04.2018 9:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 201
Toplam yorum
: 62
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 196
Kayıt tarihi
: 12.12.13
 
 

Prof. Dr. Hamdi Temel, 1966 yılında Sorgun'da doğdu, İlk ve orta öğretimini Sorgun'da tamamladı v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster