Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Temmuz '10

 
Kategori
Hukuk
Okunma Sayısı
28188
 

"Adaletin Sembolü"nün gözü bağlı mı kalmalı yoksa açılmalı mı?

"Adaletin Sembolü"nün gözü bağlı mı kalmalı yoksa açılmalı mı?
 

Görsel: Yeni Anayasa Mahkemesi binası girişindeki söz konusu heykeller.


Bir arkadaş ziyareti için yolum Anayasa Mahkemesi'nin Ahlatlıbel'deki yeni, modern binasına düştü... Binaya girer girmez de sağ tarafda birer kadın ve erkek figürü olarak yer alan heykeller herkes gibi benim de dikkatimi çekti.

Kadın figürü bir elinde terazi, diğer elinde ise kılıç tutmakta, çağdaş görünümlü genç erkek figürünün ise elinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bulunmakta... Heykellerin bildiğim(iz) adalet tanrıçası Themis figüründen farklı olduğunu görüp arkadaşlara sorduğumda aldığım yanıt hem ilginç hem de oldukça hoştu; göğsünde ay yıldız ve geleneksel Anadolu kıyafeti içindeki "Cumhuriyet kuşağı genç kızın", şahsında, "gözü açık ve ufka kararlı biçimde bakan Cumhuriyet'in ve hukuk devletinin temeli ve koruyucusu adaleti simgelediği" ifade edilmekte... Genç erkek figürlü heykeliyle de " Cumhuriyet kuşağı hukuk fakültesi öğrencisi bir delikanlı" nezdinde " ülkenin tüm adalet mensuplarının simgelenmekte" imiş!

Uluslararası adalet sembolü olarak bilinen tanrıça Themis figüründen ilham alındığı düşünülen genç kız heykelinin bir elindeki terazi ve diğer elindeki kılıç ise yerli yerinde duruyor.

Peki hemen hepimizin bildiği "Adalet sembolü" gerçekte ne anlama gelmekte?

Adaletin gözü kördür!

Adalet kavramının kişileştirilmiş simgesi olan Themis, Yunan mitolojisinde gökyüzünün hakimi olarak kabul edilen Uranüs'ün ve toprağı yani yeri temsil eden -ve tüm tanrıların atası olarak kabul edilen- Gaia'nın kızı olan, adalet ve düzen tanrıçasıdır. Olympos’ta yaşar, Tanrıların toplantılarına başkanlık eder, Olympos’ taki düzeni o korur. Büyük antik ozan ve tarihçi Homeros' da tanır, bilir onu, Hera ile Zeus’la konuştuğunu gösterir İlyada’da, ama çok söz edilmez Themis'ten... Onun efsanesi, öyküsü yoktur, O her yerde, her zaman vardır.

O,ürettiği, tanrısal varlıklarla sürdürür etkisini... Bu varlıklar da Tanrılardan daha güçlü oldukları için ehramın tepesinde oturur gibidir Themis. Adı da koymak, yerleştirmek, oturtmak anlamına gelen bir kökten türemiştir Adalet ve düzeni temsil eden Themis, bir elinde terazi öteki elinde kılıç tutan gözleri bağlı bir bakire olarak simgeleşmiştir.

Elindeki terazi adaleti ve bunun dengeli şekilde dağıtılmasını, diğer elindeki kılıç ise adaletin keskinliğini simgelemektedir. Kadın ve bakire oluşu bağımsızlığını, gözlerinin bağlı olması ise tarafsızlığını simgeler. Böylece adaleti dağıttığı kişileri görerek etkilenmesinin, taraflı davranmasınının önlendiği ifade edilir. Bu simge ile Themis insanların özlem duyduğu ve olmasını istediği bağımsız, tarafsız, adaletin dengeli şekilde dağıtıldığı, caydırıcılığı olan hukuk düzeninin ifadesi olarak tüm dünyada kullanılıyor.

Özetle ;Themis, yasadır, kuraldır. Ama gelip geçici bir yasa değil. Hem Tanrılar hem de insanlar dünyasında değişmez, evrensel ve ölümsüz doğa yasasıdır. Tanrısal yasadır. Onun karşıtı insansal yasa ise Nomos'dur.

Bilindiği gibi Temis sadece heykel olarak temsil edilmiyor. Çizimler de var.Heykel ve çizimler ve bu heykel ve çizimlerdeki terazi, kılıç, gözbağı birer sembol, birer alegoridirler. Sembollerle alegoriler, anlam olarak yüzde yüz bir çakışmaları olmasa bile, bir anlam ile bir biçimi birleştririler.

Aslında Gözleri bağlı olan Roma Mitolojisindeki Justitia'dır?

Themis mi, Justitia mı? Adalet Tanrıçası Yunan mitolojisinde Themis'dir ve özgün halinde gözü açıktır. Eski Roma'da ise "Adalet Tanrıçası" Justitia'dır ve gözleri bağlıdır. Yunan Mitioljisindeki Temis’le Roma Mitolojisindeki Justitia çoğu yerde birbirlerine benzer olarak temsil edilmektedir. Bakire olarak temsil edilen Justitia’nın da elinde kılıç ve terazi, gözlerinde gözbağı vardır. Kılıç, terazi ve gözbağının neleri temsil ettikleri genel olarak bilinmekle birlikte bazı ayrıntılar da söz konusudur. Örneğin terazinin eğik durması 'İn dubio pro reo’ (şüpheden sanık fayadalanır) prensibini ifade eder. Bazı tasvirlerde gözbağı yerine, bir alın bağı/saç bağı kullanılmıştır. İlk tasvirlerde barış sembolü olan bir zeytin dalı taşır. Diğer bazı tasvirlerde bir kaplumbağa üzerinde durur, her davanın çözümü için belirli bir zamana ihtiyaç olduğunu belirtmek için.

Adaletin gözü açık mı olmalı yoksa tarafsızlığı için bağlanmalı mı?

Adalet sembolü için şair Sunay Akın şu dörtlüğü yazmış:

"Beyaz adam / özgürlük gibi adaleti de / bir kadın heykeliyle simgeledi / ama elinde terazi tutan / zavallı kadın / gözleri bağlı olduğu için/ kendisine tecavüz edenin/ kim olduğunu göremedi...”

Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Mustafa Erdoğan yargıcın tarafsızlığı için Justitia'yı destekliyor. Erdoğan'ın 28.04.2006'da Radikal gazetesinde yayınlanan görüşleri şöyle:

“…Kör değil de gözü bağlı olduğuna göre, Justitia istese görebilecek olduğu şeyleri bilinçli olarak görmemeyi tercih ediyor demektir. Gözü bağlı yargıç yargılama esnasında herkese eşit nazarla bakacak ve hukuku sadece vicdanına göre belirleyecektir. Gözbağı sembolünün işaret ettiği ilkeler özellikle yargıcın egemenle olan ilişkileri bakımından önemlidir. Hakimler kurulu bir egemenlik yapısı içinde hareket ediyor olsa da, adalet dağıtırken iktidardan bağımsız olmaları ve ona karşı eleştirel bir mesafeyi korumaları gerekir. Justitia'nın en önemli görevlerinden biri iktidara (devlete) karşı doğruyu söylemektir. Onun içindir ki, yargıda tarafsızlığın asıl anlamı, onun devletle ilişkisi bakımından ortaya çıkar. Çünkü, en zor olan bu anlamda tarafsızlığı gerçekleştirmektir.

Bir ülkede hukukun ve adaletin egemen olması, her şeyden önce, adalet mekanizmasının, burada belirtilen anlamda ‘gözünün bağlı' olmasına bağlıdır. Gözün bağlı olması, elbette, yargıcın kendisini dış dünyaya büsbütün kapatması, içinde yaşadığı toplumdan soyutlanması gerektiği anlamına gelmiyor. Ne var ki, gözbağı çözülmüş bir yargıcın kamu otoritesinin -özellikle de çıplak gücün- taraf olduğu bir davada adil karar vermesi hiç de kolay değildir. Aynı şekilde, gözünü adalet dışı mülahazalara ve özellikle de kurulu egemenlik yapısının duyarlılık ve önceliklerine açan bir yargıcın kararından adalet çıkmayacağı gibi, bu kararın ‘vicdani' olduğu da artık söylenemez..."

Prof.. Sami Selçuk ise, eski Yunan'daki Themis gibi Adalet Tanrıçası'nın gözünün, yargıcın gözünün açık olması gerektiğini şöyle savunuyor:

"...Adalet tarafları yakından tanıyarak karar vermek durumunda. Hukukta bir manevi tazminat davası söz konusu olduğunda davacı ve davalının ekonomik ve toplumsal konumlarının saptanması gerekir. Cezada ise failsiz suç düşünülemez. Özellikle uygulanacak yaptırımda kişilik son derece önemlidir. Bu yüzden kimi ülkelerde ceza dosyası içine failin doğumundan suç anına dek kişiliğini yansıtan dosyası bulundurulur..."

"...Günümüzde Adalet Tanrıçasının gözünde bağ yoktur, olamaz da. Kişilik tanınmadan adil yargılama yapılamaz. Yargıladığı suçluyu görmeden yargılayan bir yargıç, asla doğru hüküm kuramaz. Ama bizde kurar. Sözgelimi, başka yerde savunma yapan kişi hakkında cezanın bireyselleştirilmesiyle ilgili yasal hükümleri uygular ya da uygulamaz. Çünkü yargıcın gözünde bant vardır. Ama Türk yargıcının doğaüstü yeteneklerine hep inanılmıştır. Doğaötesi dönemden kalma bir inançtır bu, belki de. İşte bu anlayışı yansıtır biçimde olsa gerek, Yargıtay'ın bulvara bakan kapısındaki tanrıçanın gözleri kapalıdır..."

Diğer yandan,

Geçmişe baktığımızda ister istemez şunu görürüz ki; antik çağlarda metafizik bilgiyi ön planda tutan yargıçlar, dinlerin egemen olduğu çağlarda teolojik bilgiye üstünlük tanıyan yargıçlar, bilimin egemen olduğu modern çağda da laik ve bilimden yana olan yargıçlar adalet dağıtmışlardır.

Ya günümüzde? Bilimin öngördüğü doğruların ve teknoloji ile akılcılığın belirleyici olduğu varsayılan "modernizm" den sonra geldiği iddia edilen, gelip geçiciliklik, süreksizlik ve kargaşanın egemen olduğu "Post-modern çağ" denilen günümüzde hangi tür yargıçlar ön planda olacaklar?

Gözü açık ya da bağlı, temsili sembolü Themis ya da Justitia, er ya da geç, adalet gerçekleşsin de figürü ne olursa olsun!

Sanırım, yeryüzündeki tüm adil gerçek ve tüzel kişilerin ortak dileği bu yönde olsa gerek!

İ.Ersin KABAOĞLU,

2 Temmuz 2010, Ankara

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sunay Akın tarafından bakınca bir kadın olarak ne diyeceğimi bilemedim. Zira gözümüzü sonuna kadar açıp dikkatle görmemiz gereken gerçekler olduğu gibi yaşadığımız sürece görmek istemediğimiz yüzler de var. Sayın Prof. Sami Selçuk; "Günümüzde Adalet Tanrıçasının gözünde bağ yoktur, olamaz da. Kişilik tanınmadan adil yargılama yapılamaz." derken geçmişte idamlık denilen onurlu masumlara uygulanamayan iyi hal ödülünün, toplum içinde dolaşması dahi sakınca yaratan sapıklara uygulanıyor olmasını mı kast etmiştir acaba? Bu çok tartışma gerektiren konu için emeğinize teşekkürler selamlar

Cemile Torun 
 23.03.2016 23:15
Cevap :
İster gözü açık ister bağlı olunsun kadın olmak çok zor değerli Cemile hanım. Hele de ülkemizde ve günümüzde... Sunay Akın o dizeleriyle farkında olmadan günümüze de -pervasızca ve artarak devam eden taciz, istismar ve katliamlara- önemli bir göndermede bulunmuş olabilir. Sn. Prof. Sami Selçuk'un ise bir doktrin tartışması özelinde bu görüşlerini dile getirdiğini biliyoruz. Bu açıdan o görüşün akademik bir yönü de var. Öte yandan, Ana sayfalarda iki yılı aşkın bir süredir "En Yeniler" yerine artık "Haftanın en çok okunanları" göründüğü için bu yazıma denk geldiniz sanırım. Tüm bloglarım arasında en çok okunan üçüncü yazımdır ve üzerinden dört yıl sekiz ayı aşkın bir süre geçmiştir. İlgi ve katkınıza teşekkürler... Saygı ve selamlarımla...  25.03.2016 12:34
 

antik çağdan alıp günümüze değin getiren bu değerli ve bir o kadar da ANLAM taşıyan çalışmanız,ortak DİLEK ve isteğimizi öyle güzel anlatmıştı ki sevgideğer Ersin Bey,gönülden desteğimle,sizi kutluyor,altını bir yürek imzamı atıyorum sağolasınız,yazdıklarınzla,düşündürdüklerinizle,sevgi,saygı,içtenliklerimle...:)

Şerife Mutlu 
 06.07.2010 16:15
Cevap :
İnsanlığın çağlar boyu sürekli aradığı, özlemle peşinden koştuğu "ANLAM"ların sorgulamasında -ki bu işde siz çok daha yetkinsiniz- bu seferki durağımız "semboller" özelinde "ADALET" konusu oldu. Blog sınırları içinde -ne de olsa- oldukça sığ kalmaya tutsak bu anlam ve sorgulamaları sizlerin engin algı ve yorumlarınızla ancak "DERİN"leştirme olanağı doğuyor. Bu şansı ve fırsatı yine verdiğiniz için çok teşekkürler sevgideğer Şerife hanım. İçtenlik, saygı, sevgi ve esenlik dileklerimle...  08.07.2010 17:00
 

Düşündürücü yazın için teşekkürler sevgili Ersin. Aslında her iki görüş sahibinin de ortak paydası zayıftan yana olmaya dair. Bu durumda adalet söz konusu olduğunda tarafsızlığın karşısına, konulabilecek ne var diye düşünüldüğünde zayıfın tarafı olmayı koyabilir miyiz sorusu akla geliyor. Kanımca çok temel ve çok derin bir sorun. Bunun cevabını ararken üstü kapalı olarak var olan düzenin adaletsizliğe neden olduğunu da kabul ediyoruz. Düzenin, güçlülerin karşısında zayıfları yarattğını. Adaleti sağlamasını beklediğimiz insanlardan da bu işleyişin hilafına zayıfı korumasını bekliyoruz. Bunun teminatı kim? İlk akla gelen ve en güçlü olan devlet mi? Devlet en güçlü ve aynı zamanda zayıflığın da nedeni ise nasıl zayıfın yanında olacak. Ayrıca prensipte devletin teminatı da adalet değil mi? Burada ister istemez Rousseau, genel irade ve diğer kavramlar akla geliyor. İçinden çıkılması zor bir sosyolojik, felsefi derya bana göre. Sevgi ve saygılarımla.

Hakan Kildokum 
 05.07.2010 11:39
Cevap :
"Devlet","güçlü","zayıf" ve bu üçlü kapan içinde "adalet"in konumunu net ve gür bir sesle ortaya koyan bu derin -ve tarihsel-yorumun için teşekkürü borç bilirim sevgideğer dostum. Doğrusu bu yorumun yazımı taçlandırdı. Cari iktisadi sistemin hep "güçlü"den yana olduğu hele de bu "küresel" denilen "yeni dünya düzeni"nin post-modern zamanlarında -senin de yorumunda yaptığın yerinde vurgu doğrultusunda- dönüp dönüp Montesque ve J.J.Rousseau'yu yeniden yeniden okumak ve -günümüz koşullarına uygun olarak- yeniden yorumlamak zorundayız! Sevgi, saygı, içtenlikler... Daimi esenlik dileklerimle...  08.07.2010 17:13
 

Ersin Bey, adalet terazisi “kapalı” gözle de “açık” gözle de dengede tutulamaz... Kapalı olsa, eğer terazinin dengesi bozulmuşsa farkında olmaz, açıksa hukuksal hakikati aramada tarafsız olabilme sorunu yaşar... Konuya somut yaklaşılınca bunları söylemek mümkündür, ancak adalet terazisi kalp gözü açık hâkim ve savcılar ister. Bu yüzden olsa gerek yasalar hâkimlere, karar verme sürecinde somut delillerin yeterli olmadığı durumlarda, “vicdani” kanaatlerini kullanma yetkisi vermiştir. Meseleyi bu çerçevede ele aldığımızda, görmeyen “göz” açık olsa ne yazar, somut delillerin işlemediği vehimlerin harekete geçtiği bir noktada, “göz” kapalı olsa ne yazar... Her halükarda sorun insan unsurundadır!.. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar...

Rıza Üsküdar 
 04.07.2010 17:24
Cevap :
Değerli yorumunuz için içten teşekkürler sevgi ve saygıdeğer Rıza bey! Halk nezdinde "...Hukuk yavaş işler, geriden gelir ve daha çok da egemeni gözetir..." şeklindeki genel kanaate karşın getirdiğiniz "kalp gözü" yaklaşımı gerçekten hoş bir metafor. İnsanlığın çağlar boyunca özlemini çektiği değerleri gören, bilen ve gözeten bir göz... Ama onu, "metafizik" değil de "laik, dünyevi" bir metafor olarak görmek gerekir kanısındayım. Adaletin sağlanmasında gerçekten adil, tarafsız, onurlu, tok duruşlu ve mazlumu bilen, gözeten bir anlayışı gerektirmekte. İçtenlikler ve dostça selamlarımla...  04.07.2010 17:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 335
Toplam yorum
: 3204
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2371
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster