Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Şubat '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
534
 

"Ağaç"

"Ağaç"
 

Bu "Ağaç" başkaydı...Bu ağaçta bir başka "Hikmet" vardı...Rengin hikmeti...


(Hayat Rengini Can Suyu İle Besleyenlere...) 

O, her zaman, oradaydı...

Bembeyaz karın altında saklanan
Bir tohumdu, önce…

O’nu yalnız ve yalnız
“Sen ki, 'orada' kök salacaksın” diyen
O Kudretli Ses ile
“Ben ki, 'sen'i saklarım” diyen
Başkalarına soğuk,
Sadece ona sıcak
Bembeyaz örtü
Bildi; her şeyden evvel…

Kimseler,
Daha tanımıyordu onu…
O'nu bilenler biliyordu ya,
O'na erenler eriyordu ya
O, yerinden memnundu.
Memnundu işte;
Gülümsüyordu…

Bir zaman sonra Güneş,
Kar örtüsünü seyrettiği
Yerinden kalkıp da
Yürümeye karar verdi…
“Hayatı gölgelere bırakmayacaktı”,
Bu kararından sonra...
Yürüyecekti;
Her yeri ışıtmak,
Ve her şeyi ısıtmak için…

O da görüyordu:
Sımsıcak kar örtüsü
Görevini yerine getirmişti
Nicedir…
"Nasibine erebilen
Gören gözlere göre"
Dağıtıyordu payları
O adil örtü; hakkıyla…

Kar örtüsü,
Kimine soğuktu,
Kimine gözü kör eden beyazlık.
Kimine aydınlık geleceğin levhası…
Altında saklayıp da
Kol kanat gerdiğine ise,
Gizemli ve güçlü günlerin müjdecisi…
Kar, beyazlığının içinde
“Payları da, gözleri de, renkleri de
Ve elbette 'sırları' da”
Sıkıca tutuyordu.
Ona teslim edilenlerin kıymetini
Bilerek gülümsüyordu…

Ama anladı bir gün Güneş;
O saklanan ve beyaza emanet
Küçücük hazine
Karın kol kanat gerişiyle
Hakiki olgunluğa
Eremeyecekti…

Kendinden utandı güneş;
O bembeyaz
O hemencecik eriyebilecek örtü
Cüssesinden beklenmeyecek çabayla
Şefkati dağıtıyordu, ona sığınana…

Fakat Güneş; ya kendisi!
Güneş, doğmaktan kaçıyordu, sanki.
Günlerce, içten içe terledi güneş…
Ve "O Gün", Güneş;
“Doğmak” ve “ısıtmak” için
Karlı yeryüzüne
“Yürümek”i göze aldı…

Kar taneleri,
Güneşin onlara doğru
Geldiğini görünce
Derinden gülümsediler…
Gözbebekleri ışıldadı, beyazın…
“Oh, nihayet” dedi; karlı örtü,
Örtüsünün altında gizlenene
Usulca fısıldadı:
“Benim görevim buraya kadar,
Sadece benim gölgem,
Benim ısım
Sana yetmeyecekti.
Bunu ikimiz de biliyoruz…
Şimdi,
Kendine güven
Sana doğru gelen güneşe
Başını kaldır!
Ben çekilmeliyim aradan,
Bundan sonraki günleri
Sana gösterecektir, Yaratan!

Kar,
Görevini tamamlamanın,
Kıymetli emaneti
Ehline teslim etmenin
Sonsuz huzuruyla
Mutluluktan eridi:
Erirken, gülümsüyordu…

Tohum,
Başını uzattı,
Ona doğru yürüyen Güneş’e…
Güneşle tohum göz gözeydiler, işte…
Ne
Gökyüzüne ve güneşe
Başını uzatan tohum
Tereddüt geçirdi, bir ân.
Ne de
Güneş, “Yürüme” kararından
Pişmanlık duydu, bir zaman…
İki yüreklinin
El sıkışacağı ân, bu ândı.
Anladılar ikisi de;
Vakit, tamam!

Öyle bir buluşmaydı ki
Güneşle tohumun buluşması;
Zaman baş döndürücü
Bir hızla ilerledi…
Ya da
Zaman durdu da;
Tohumun gökyüzüne ermek
İsteyen kolları
-Yüreğindeki filizle-
Yeşilden fışkırarak
Ansızın göğe doğru yükseldi…

Olan neydi?
Gerçek hangisiydi?

Bunu,
Yürekleriyle görenlerden
Gayrısı
Hiç bilmedi…

O müthiş ve hızlı
Kavuşmanın
Nihayete ulaştığı
Demde,
Güneş şöyle bir baktı...
Karşısında duran:
Yeşile gark olmuş
Neşeli dallarıyla,
Kahverengi köklü
Sağlam bir ağaçtı…

Güneş gördüğü
Manzaradan titreyerek,
Ellerini gökyüzüne açtı:


“Rabbim, sana şükürler olsun! Bana yürüme cesareti vermeseydin; ben, bu yeşili ömrümce göremezdim. Hem de, küçücük bir 'tohum'un 'sırrı'na eremezdim…”

Ağacın dalları Güneşten az evvel, Rabbine el açmıştı:

“Rabbim, sana binlerce şükür! Beyaz karın dışındaki soğuğu değil de, içindeki sıcağı buldurdun bana, önce. 'Gölge' içinde kaldım, aylarca… Ama rüyalarım, 'Sen'in Sayende' hep ışıkla süslüydü. Biliyordum! Bir gün Güneş, yürüyüverecekti, bize. Bana o buluşmada, Güneş’e başımı uzatma cesareti vermeseydin; hem Güneş’e bakamazdım, hem de içimde gizlenen hayatın, yeşille açılan sırrına eremezdim.”

Güneş Ağaç’a; Ağaç Güneş’e hayranlık ve hayret içinde bakıp da birbirlerinde “canlılığın sırrını” ararken, göklerden Bir Ses geldi:

“Ey Güneş! Sen, tam zamanında yürümeye karar verdin. 'Yüreğinde duyduğun kararı' cesaretinle bezedin de, 'zamanında' yürüdün! Ama şunu bil ki; senin yürüyüşün buraya kadar! Sadece gölgelerin değil; gölgelere sabredenlerin de, 'günü gelince', gözünü ve gönlünü açmaktı; senin görevin. Görevini bildin! Görevinde cesurdun, kararlıydın; kararınca yürüdün! Sıcaktın; ama kavurmadın! Aydınlıktın; ama gölgeleri hiçe saymadın. Her şeye ve herkese, her şeyden çok önce uzanabilirdi ışık demetlerin; haddini bildin! 'Sesimi', 'yüreğinde gizlenen sesimi'; yani sana verdiğim, senin olan sesini dinledin! Elini uzattın tohuma; ama aynı zamanda tohumun sana uzanmış elini de, mağrur olmadan, kabul ettin! Şu ân’a kadar, sana verdiğim bilgin ölçüsünce bir Güneş’tin. Şimdiden sonra da, öyle ol!
Şimdi, senin en büyük görevin; bu yerde, bu noktada ve bu kararda durman! 'Yürümek cesaretse, bir kararda durmak, sabırdır.' Gizeme; yan yana durabilen sabır ve cesaretle ulaşılır. Ağaç’ı iyi takip et! Bazen ışık, bazen ateş, bazen gölge ol, ona! Ve asla sesini çıkarma. O da sesini çıkarmadı şimdiye dek, bundan böyle de çıkarmayacak; görüyor musun? Sustuğun-uz müddetçe 'Sesim' duyulur, yüreklerden…”

Güneş ki, "Orada" durdu,
Ağaca sabırla baktı:


Ağacın kökleri topraktaydı,
Dalları sağlam ve taze…
Yeşil yapraklarla doluydu
Her yeri…
İçi huzurla kaplıydı, ağacın;
Duyuyordu rengini; azimliydi…
Yeşilinden ümitliydi…

Kendisini karşıdan izleyen,
“Sıcaklığı karar içinde olan”
"Mükemmel Güneş Dostu" da
Yanı başındaydı;
Tüm gözleriyle
Gördü, Ağaç…

Gördü de
Sessiz ama sabırlı Ağaç,
Fakat, neden;
“Hâlâ yüreği pır pır ediyordu?”
Birden...
İçindeki gizemi hatırladı;
İrkildi ve gülümsedi…
Gizem de titredi o ân,
Dolandı pır pır…

“Sabır” dedi,
Güneşe seslenen “Ses”in aynısı:
“Sabır”…

Gizemle ve sabırla ısındı, ısındı,
Gizemle ve Güneşle ısındı, ısındı,
Isındı, ısındı; “Ağaç…”

Geldi, çattı zaman…

Her dalda,
Tıpkı “bembeyaz örtünün altında kalan
O küçük tohum gibi…”
Tıpkı “içindeki gizemiyle gölgelere sabreden
O büyük tohum gibi…”
Binlerce “tomurcuk”
Patlamaya başladı:
Sabırla bir bir…

Sanki Güneş’in her gülümseyişi
Her “gülücük saklı” patlayış
“Bir Tohum Tanesi”ne eşti.
O Ân’ı bize anlatan, Güneş’ti…

Ağaç gülücüklerle dolunca;
Kendini daha bir önemli,
Şimdiye kadar hissetmediği ölçüde
Daha da anlamlı hissetti.

Şimdiye kadar hiç tatmadığı
Bir “seziş” sardı benliğini…
Nasıl sezmesindi yüreğinin gülüşünü:
O her bir tomurcuğu;
-İlk tohumun bilgisine eş tomurcukları-
“gizem”le dopdoluydu…

Sabretti, güçlü Ağaç:
Sabretti…
Hatta ezelden öğrendiği sevgiyle
Dallarının altında duran,
“Sıcaktan kaçanlara”
“gölge” serpti;
Dallarının gölgesine sığınanların
Yüreklerine hiç gölge etmeden…
Bu sırrı ona yaşatan
Karlara da, Güneş’e de teşekkür etti;
“Ben, kendim öğrendim” demeden…

Tomurcuklarını hayretle
Kucaklarken Ağaç:
Şu ân’a kadarki "hayat seyrini",
Ve şu ân’dan sonraki "canının rengini"
Güneşin tüm “ışık”larından
Aldığı kuvvetle
Seyretti…

Köklerinin, dallarının, tomurcuklarının,
“Gücünün” bilgisini ve sırrını
Anlamaya, çözmeye uğraştı Ağaç;
Güneş’in ona verdiği her bir günde…

Şu gizem? Ve bu güç?...
“Gücün sırrı” neydi?


“Gölgede sabırla duran
Tohum olmayı başarmak mıydı?”,

SIR:

“Karın altında uyumayı göze almak mı?”

“Sana doğru yürüyen Güneş’in
İhsânını kabul etme cesareti mi?”

“Yanına kadar gelebilen Güneş’in sana el verişinde;
Seni yakmayacağının işaretini okumak mı?”

Neydi sır? Neydi Bilgi?

“Gönle yayılan bembeyazlığın
Hemen ardından
Yemyeşile gark olmanın
Gizini kavramak mı?”

“Masmavi gökyüzüne uzanan,
Hızla büyüyen dalların;
Ateş’in, suyun ve karın,
Güneş’in ve tohumun
'Rabbi’nin Hikmeti'
Olduğunu anlamak mı?”

Neydi gizem? Neydi Hikmet?

“Güneşsiz gülebilen Ağaç,
Ağaçsız gülebilen Güneş olmayacağını
Tatmak mı?”

“Köklerin toprakla güçlendiğini,
Dalların Güneşle yeşerdiğini;
'Ağacın dalındaki meyveye uzanabilmek için
Ağacın eteklerine eğilerek su verileceğini'
Dalların ve Ellerin
'Göklerden İlhâm Aldığını'
'Yaşamak' mı?”

“Karın hizmetinin dondurmak
Güneşin görevinin yandırmak
Olmadığını çözmek mi?”

“Canlanmak ve hayat vermek için
Cesaretle yürüyebilmek mi?”

Ağaç;
Tüm bunları
“Cesur Yüreğinin Aklı”
İle düşünedursun…

Tomurcuklar hayata gülümseyerek
Bir bir yürüdü dallarda!
Güneşin yakmayan
Ama pişiren ısısıyla
Serpilmeye başladı,
Ağaç’ın her bir çiçeği…

Herkes,
Rabbin verdiği sabırla
Ağacı seyretmeye koyuldu,
Hayranlık içinde…

“Yürümenin,
Bir kararda durmanın,
Elini uzatmanın,
Kimi gölgeleri yok etmenin,
Kimi gölgelere tahammül etmenin,
Isıtmanın,
Soğuğa ve sıcağa gülmenin,
Kara bile şefkat göstermenin”
Büyüklüğünü ve cesaretini
Gösteren Güneş de
Sabırla seyrediyordu
Ağaç’ı…

Çünkü bu ağaç başkaydı:
Bu ağaçta,
Bir başka sır,
Bir başka gizem,
Bir başka hikmet vardı…

Bu ağaç bambaşkaydı:
“Başını kaldırmanın,
Yeşile boyanmanın,
Sürgün vermenin,
Patlamanın,
Çiçeğe durmanın,
Gölgeyi ve Güneş’i bilmenin
Kök salmanın,
Toprağı ve suyu dilemenin
Rengi özlemenin
Bir gizemi vardı ağaçta…

Bu ağaç bir başkaydı:
Hayata, ta yürekten
İçli ve yanık gülümseyebilmenin
Hikmeti vardı ağaçta…

Güneş, akşam kızıllığına ulaşılan
Bir demde:
Gözünü bir an olsun ayırmadığı
Ağacın her bir dalındaki
Her bir “Nar Çiçeği”ne baktı…
"O bakış"la, şu ân’a dek
Neden sabırla beklediğini
Kavradı…

Nar çiçeklerinin açıldığı
Şu ân’da
Sanki, tüm gökyüzü
Nâr Rengi ile kaplanmıştı…

O rengi gördü ya Güneş…
O renkten sonra
Birkaç “gün”ü daha verdi
Cömertçe, “Hikmetli Ağaç”a…

“Nar Çiçekleri" sonunda
Meyveye durdu…
İşte o ân’ı,
Yalnız yürekler gördü!..

"Görülen"; bir “Nar Ağacı” idi…

Gülen gözlere;
“Sabır” dedi, Rabbim: ”Sabır!...”

“Güneş, biraz daha sabret.
Sıcaklığını vermeye devam et,
Şu gayretli Nar Ağacı’na!.."

Güneş,
Tevâzu ve sessizlik içinde
Yüreğini tuttu…

Gaipten gelen o Kudretli Ses,
Güneşe seslendi, yeniden:


“Her bir Nar, kıpkırmızı olmalı
Senin “sayende”…
Ve her bir “Nar Tanesi” gülümsemeli
“Benim Gölgem”de…”

"Gün geldi":
Gülen Nar Ağacı’nın gölgesine;
Elleri toprak kokan,
Nefesi kar suyu kadar berrak
Yüzü Güneş gibi parlak
Yürüyüşü rüzgârın hızına eş
Yüreği ateş ile dolu
Gönlü nâr rengine açık
Bir adam oturdu…

Güneş’in güven veren sıcaklığıyla
Ağacın hikmet dolu serinliğinden
Aldığı güçle,
Elini,
“Bir Nar”a uzattı.
"Eline Aldığı Nâr"
Çatlamış bir nardı.
Nar’ın içindeki gülen taneleri
Yüreğinden gelen gülücükle
Tanıdı adam.

Şöyle yüreğinin nârıyla,
Nar tanesinin
Yanına sokulunca,
Fark etti…
“Eli 'Nâr Rengi’ne boyanmıştı adamın…”
"Oluş"a, Yürekli Nar da güldü…

Adam, elinde Nar;
Rabbi’ne, Güneş’e ve Ağaç’a
Yüzünü döndü,
Ellerini açarken gökyüzüne
“Gönlünde duydu,
Cesaretin rengini”
Yüreğine serpildi gülüşler;
Nâr, nâr…

“Gülen Nar”ın içinden
Bir nar tanesi seçti;
Nar Ağacı’nın yakınında
Bir Yerde
Taneyi toprağa ekti.

Hayatın yüreği,
O ân;
Nâr rengiyle doldu, taştı…

Taşan yüreğin giziyle
Nar Adam’a,
Adam Nar’a gülümsedi…

Aynı anda,
Canın canı
Canlanan Nâr’a gülümsedi.

Gülümsediler;
Güneş de, Ağaç da, Nâr Rengi ile
Canlanan Hayat da…

Hayat, her şeyden öte,
Hikmeti ve rengi bildi;
İşaret etti adamın uzandığı yeri,
Ve seslendi Ağaç’a, huzurla :

“ O, her zaman; 'Orada'…"Taa Orada..." 

.............. 

(Etrafı tarifsiz bir güzellikte "sükût" kapladı; Nâr Rengi... Ağac'ın gölgesinde serinleyen sordu: 

"Söyle bize 'Nârlı Ağaç'! Sır neydi?" 

Ağaç, "dile geldi": 

"Sır mı?.. Tek şey bilirim ben: O da, Sır... Sır mı?... Söyleyecek ne var ki?... "Sır ki Ora'da; güldüren gözlere!.." )

Yegâh Elif Mirzâde 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

okudum yazınız. Karlar altında başlayan bir macerada ilk aklıma gelen şey, bir kardelen çiçeği oldu. Ve aklımda kaldı. Ağaç sıcakta gölgesini sunarken, karlar altında bir kardelene de arkadaşlık ettiğini düşündürdü bana...

Nilay Yıldırım 
 02.03.2011 12:00
Cevap :
Karlarla örtülü yaşamda açmayı bekleyen ve nad,r de olsa açabilen kardelenler hep vardır.Ben bu "ağaç" denememi-ki ağacın rengi de önemli benim için-; diğer denemelerim kızmasın ama çok severek yazmıştım ve her okuyuşumda yeniden aşık oluyorum ona:) Güçlü bir kalemin güçlü yorumu beni çok sevindirdi. Sevgi ile.  02.03.2011 23:35
 

Yaşamın sırrını dillendirdi. Sindire sindire okurken, zihnimde "Günaydınım, nar çiçeğim sevdiğim" şarkısı eşlik etti. Tohumun yaşam serüveni için toprak, su(burada kar) ve Güneş'in işbirliğinin sırrı, sabırla kuşanmış. Narçiçeği öyküsünün farklı bir şekli belleğimde şöyle yer etmiş: Raca kızı bir yanaşmaya sevdalanmış. Kaçan sevgilileri yakalayıp, dar bir zindana koymuşlar. Hareketli duvar, üstlerine gelince birbirlerine sarılmışlar. Deliklerden sızan kanları birbirine karışıp, Güneşi görünce nar çiçeği şeklinde tüm duvarı kaplamış. Şarkıyı ne zaman dinlesem, bu öyküyü hatırlarım, şimdi senin öykün de eklendi... Kalemin hep güzellik yazsın Sevgili Rana...

Ayten Dirier 
 21.02.2011 23:52
Cevap :
Teşekkür ederim; ömrüm oldukça, içimde narımla hep güzellikleri yazacağım...  22.02.2011 14:06
 

Yazılarınızı çok beğenerek okuyorum.Benim gözümde siz sevgi ile çıktığınız yolda, sırra ermek ve erdirmek için gerekli her türlü çabayı gösteriyorsunuz.Ben yazınızdan Sırra ermek için sabrın en önemli koşullardan biri olduğunu anladım Elif Hanım.Yolunuz her daim açık olsun,teşekkürler,sevgiler.

pinar öner 
 15.02.2011 9:46
Cevap :
Hayat, sevginin sabrın ve yaratılış sırrının önümüze çıkan tüm engelleri erittiği kıacık ama anlamlı bir rüyadır.Teşekkür ederim, güzel ve içten sözlerinize.Selam ve sevgi ile.  15.02.2011 16:17
 

21 yüzyıl tarzı bir destan mı? dimagınıza bereket...

Kadri KANPAK 
 14.02.2011 23:18
Cevap :
21. Yüz yıl tarzı, hayatın sabırla ördüğü bir manzum hikaye bu.Sağduyulu tüm yüreklere bereket versin Rabbim..Saygılarımla.  15.02.2011 16:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 191
Toplam yorum
: 901
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 760
Kayıt tarihi
: 21.07.09
 
 

“Yazı yazmak” bir Yürek Yolculuğudur. Okumak ve yazmak bana Edebiyat alanının kapılarını açtı… Ed..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster