Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ekim '18

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
73
 

"Akıl Ne Yana Düşer Usta?"

"Akıl Ne Yana Düşer Usta?"
 

Refik Durbaş’ın mısralarını hangi sanatçıdan dinlersek dinleyelim güzeldir di mi?..

“…Sevda ne yana düşer usta, hicran ne yana

Yalnızlık hep bana, bana mı düşer usta…”

Bu mısraları günümüz Türkiyesinde “akıl ne yana düşer usta, bilim ne yana; çelişkiler hep bize, bize mi düşer usta” diye güncellemek de mümkün.

Aklın bittiği noktalarda geziyoruz çünkü.

Bakınız geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanımız ne demişti:

“Çocukların hayatları derslerle felç ediliyor. Çocuklara yüklenen yoğun ders programlarıyla onları hayata hazırlamak yerine, hobilerinden ve yaratıcılıktan uzaklaştırıyoruz. Eğer okulu yaşanır bir hale getiremezsek bir nesili kaybederiz.”

Ve devam etti Sayın Bakan Selçuk:

Bir ortaöğretim kademesindeki okulda seçmeli derslerle beraber yaklaşık 15 ders var. Bu durumda yapılan şey, çocuk nasıl felç edilir, hobilerinden nasıl uzaklaştırılır. Bütün bunları düşündüğümüzde biz neye izin veriyoruz?.. Yüzeysel olarak daha çok ders olmasına izin veriyoruz. Bunun önüne geçmemiz lazım. Gerçekten nesilleri kaybediyoruz.”

Milli Eğitim Bakanlığı’na Ziya Selçuk’un atanması kamuoyunun ve eğitim camiasının çok büyük çoğunluğu tarafından olumlu karşılanarak isabetli bir karar olduğu dile getirildi.

Biz de aynı kanıdayız ve halen de Sayın Selçuk’un harap hale getirilmiş Milli Eğitim için şans olduğunu düşünmekteyiz.

Ancak kuşkusuz işi çok zor.

Yukarıdaki cümleler o zorluğun ve çaresizliğin yansıması mıdır bilinmez ama Sayın Bakan’ın sözleri bir nev’i çelişki de barındırmıyor mu kendi içinde?

Çünkü tespit yapılıyor yapılmasına ancak çözüm mercii de zaten kendisinin başında bulunduğu bakanlık değil mi?..

Her kelimesine katılıyoruz. Çocuklar derslerle boğuluyor çünkü plansız ve sağlıksız bir şekilde yükleme yapılıyor.

İlköğretimden lise son sınıfa kadar çocuklara nefes alacak alan bırakmıyoruz.

Sonunda geldiğimiz noktadaki başarısızlık meydanda.

OECD ülkeleri sıralamasında, PISA testlerinde Türkiye her daim son sıralarda.

Temel bozuk olduğunda binanın sallanır ve en küçük harekette yıkılır olacağını da bildiğimize göre, aynı başarısızlık ve kalitesizlik bu kez yükseköğrenime sirayet ediyor ve üniversite ligi düzeyinde de hiçbir endeks veya sıralamada Türk üniversiteleri kendine yer bulamıyor.

Haliyle geleceğe “bilgisiz” nesiller yetiştirmiş oluyor, bir anlamda kendimizi ve Milli Eğitim Bakanı’nın da dediği gibi nesilleri kaybediyoruz.

Bu nedenle öncelikle eğitime ve siyasete “akılcı ve gerçekçi” bakış açısının gelmesi gerekiyor.

İlk şart bu.

Bu şartı katı şekilde uygulamazsanız ortaya her gün eğitim rezaletleri çıkar ve bu durum sürer gider, değiştiremezsiniz.
Bilineni yineleyelim, üniversite açma sevdasının artık noktalanması gerekiyor.

Yüzlerce bölümde öğrenci yok çünkü tercih edilmiyor, çünkü akademisyen yok. Çünkü üniversite demek bina demek değil, içini doldurmazsınız koca bir “hiç”.

Bu nedenle eğitim sisteminin, üniversitelerin halinin bu durumda olmasından en son şikayet etmesi gerekenler siyasetçiler.

Çözüm mercilerinin, idarecilerin, karar alma yetkisini haiz olanların “yapmaları gerekenleri” akıl ve bilim çerçevesinde yapmaları halinde eğitim sisteminin önce yaralarının sarılabileceği ve ancak bundan sonra iyileşme safhasına geçilebileceği aşikar değil mi?..

Ve eğitimin bu perişan hali nedeniyle hızlı beyin göçü devam etmiyor mu?..

Türkiye’de günah diye kadavra derslerine girmeyen tıp öğrencileri yok mu?..

Milli Eğitim, Kültür, Bilim Bakanlıklarına ayrılan bütçe ile bunların bir önceki yıla göre bütçelerindeki artış/azalış oranlarına bakın; beyin göçü engellenebilir mi engellenemez mi sonra karar verin.

Türkiye akılcı ve gerçekçi olmalı, örümcek bakış açısından kurtulmak zorundadır.
Sorunlar bellidir. Sorunların çözümü bellidir. Bile bile yapılan hatalarla doğrudur gençliğin bilmiyoruz kaç nesli heba olup gitmiştir.

Ancak artık neşteri vurmak şart, ilköğretimden üniversiteye kadar eğitimi bütün olarak ele alarak evrensel ve Avrupa standartlarında, eğitimin hiçbir aşamasına siyasi hiçbir saik katmadan, duru bir şekilde bilimsel bakış açısıyla bugüne uygun hale dönmemiz gerekmektedir.

Geleceğin nasıl şekillendirileceği bugünün siyasetçilerinin elindeyse vebal büyüktür. Bakanlıklar çözüm merciileridir. Sayın Selçuk, ilk dediğini hemen hayata geçirmeli ve çocukların hayatı derslerle felç edilmekten çıkarılmalıdır.
Aksi halde hiçbir zaman şarkıyı düzgün haliyle okuyamayacağız demektir:

“Akıl ne yana düşer usta, bilim ne yana?...”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 64
Kayıt tarihi
: 07.02.18
 
 

1971 Balıkesir doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimimi Balıkesir'de tamamladıktan sonra Ankara Ü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster