Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Haziran '08

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
716
 

"Ananı da al git!" diye halkı azarlayanlara ithaf olunur

Halk cephesi grubunun aktif üyelerinden biriyim. Gruptan hergün onlarca ileti gelir. Yani ileti trafiği epeyce hızlıdır. Hemen hemen her iletisi de okunup incelenecek derecede kültürel derinliğe sahiptir. Yani çoğu grup gibi cıvıklık ve geyik yoktur. Yani “Bir elinde cımbız bir elinde ayna, umurunda mı dünya”cıların grubundan değil! Ciddi, düzeyli bir tartışma platformu.

İşte geçenlerde bu platformun üyelerinden Gülçin Düzmen Yakut bir ileti göndermiş. Aşağıdaki anekdotun olabildiğince dağıtılmasını istiyor. Belki bu arada halka karşı nasıl davranacağını bilmeyen iktidar sahipleri için bir ibret olur düşüncesinde.

Ben bazı dilbilgisi bozukluklarını ve yazım hatalarını düzelterek, ayrıca anlatımı da biraz kişiselleştirerek yeniden düzenledim.

***

Mustafa Kemal, çiftliğinde gezinirken çok yaşlı bir kadına rastlar.

Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına yaklaşır.

“Merhaba nine.”

Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;

“Merhaba” der.

Atatürk kadına sorar:

“Nereden gelip nereye gidiyorsun?”

Kadın önce duraklar; yanıt verip vermemekte ikirciklenir; ama sonra cesaretlenerek:

“Neden sordun ki?” der. “Buraların saabısı mısın? Yoksa bekçisi mi?”

Paşa gülümser.

“Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?”

Kadın başını sallar ve:

“Tabii söyleyeceğim… Ben Sincan'ın köylerindenim bey. Otun güç bittiği, atın geç yetiştiği, kavruk köylerinden birindenim. Bizim muhtar bana bilet aldı, trene bindirdi, kodum Ankara'ya geldim.”

Atatürk meraklanır:

“Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?”

“Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da... Benim iki oğlum gâvurla harpte şehit düştü. Memleketi gâvurdan kurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Ben de gün demeyip muhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı Ankara’ya. Geceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte akşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey...”

Mustafa Kemal duygulanmıştı. Yaşlı kadına sordu:

“Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı?”

Kadının birden yüzü sertleşti. Gerilen yüz hatlarında ufacık kalan gözlerini Kemal

Paşa’ya dikerek:

“Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki... O bizim Vatanımızı kurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi. Daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gâvur dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona ‘sağ ol paşam!’ Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyorsun; bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver”.

Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi.

Refakatindekine dönerek,

“Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır... Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu…”.

Gökçen hemen attan iner. Yaşlı kadının elini tutar:

“Anacığım” der, “sen gökte aradığını yerde buldun. Rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa, yani Atatürk, işte karşında duruyor.”

Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Ne yapacağını şaşırdı. Elindeki değneği yere fırlatıp, Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu.

İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı, biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın ellerini. Ata da onun ellerini... Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk'e uzattı;

“İneğimin sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.”

Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yer. Çok beğendiğini söyler.

Sonra birlikte köşke kadar gideler.

Oradakilere şu emri verir:

“Bu anamızı alın, burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin, benim armağanım olsun.'

Olay tam olarak böyle mi cereyan etmiştir?

O zamandan bu zamana bu anekdot, her anlatan ya da yazanın biraz da kişisel katkı yapabileceği düşünülürse anlatıla anlatıla değişebileceğini kabul etmek gerekmektedir.

Ancak bugünkü “ananı da al git!” diye çiftçi yurttaşı azarlayan Başbakanlar dönemine büyük dersler bıraktığı da bir gerçektir.
www.fatihozcan.org

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Madem "Vatan", Anavatan...biz vatanı alıp bir yere gidemeyeceğimize göre...bir çözüm daha var arkadaşım. Sevgiler, saygılar, yüreğinize sağlık.

zelinartug 
 26.08.2008 21:04
 

Ben bu "Anektodu" çok kez okudum. Her nerde yazılı olarak görsem, baştan sonra tekrar okurum. Hatta arada açar, kendi kayıtlarımdan da okurum. Her okuyuşumda da gözümden yaş damlar, aynen şimdi olduğu gibi. Ama ne var biliyor musunuz? Bu "Anektodun" ruhunu bilen o kadar az kaldı ki, gençlerden bile "Atatürk'ü sevmiyorum" sözlerini duymaya başladık. Başbakan "ananı da al git" diyebilecek kadar "İktidar hırsı" ile gözleri, beyinleri kapalıyken, geneçler de böyle düşünürken, oturup "neler yapabileceğimizi" düşünmemiz gerekir. Oysa bizim "aydın" geçinenler, daha hala "Demokrasi ve insan hakları"ndan kuru kuruya söz ediyorlar. Oysa vatan, devlet ve millet olmadan, onlar ayakta kalmadan bunlardan söz edilebilir mi? düşünmek gerek...Tekrar hatırlattığınız için teşekkür ederim. Saygılarımla... İBRAHİM PEKBAY

İBRAHİM PEKBAY 
 26.06.2008 20:57
 

Anamız bizim en mukaddes varlığımızdır. Onu her şeyden üstün tutarız.Durup dururken ve de yapacak bunca iş varken bu anamızı orta atmak nemenem şeydir bilemiyorum. Lütfen bu hatayı kim işlediyse özür dilesin. İnsanları sevmek başka annıda... demek yine başka. Ünal şöhret Dirlik

Ünal Şöhret Dirlik 
 26.06.2008 16:15
 

Paylaşmış olduğunuz bu anıya her ne kadar değişiklik ve eklenti yapılma ihtimali olsa bile yakın tarihimiz ATA'mızın bu tür vatandaş söyleşileri ile doludur belgelidir.Size teşekkür ediyorum.Şahsınızda Burdur'a selamlarımı iletiyorum.Esenkalın...

TEKBAŞINA 
 26.06.2008 11:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 511
Toplam yorum
: 126
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 492
Kayıt tarihi
: 04.04.08
 
 

"Cv" Dedikleri Özgeçmişim 1953 yılının karanlık günlerinde Haziran ayının 24. günü, ağaçların mey..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster