Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mart '16

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
1803
 

"Anlıyorum" Demek Anlamak Değildir

"Anlıyorum" Demek Anlamak Değildir
 

İnsanlar anladıklarını düşünürler, çoğunlukla anlamadıkları şeyleri anladıklarını düşünürler. Hâlbuki anlamak gerçekte çok daha derin anlamlar içerir. Makine talimatlarını anlamak, programı, her hangi bir projeyi anlamak nispeten daha kolaydır. Fiziksel olarak yapabilirlik derecesine göre kişinin anlayıp anlamadığı test edilebilir. Ancak hepsi o kadar…

Gündelik yaşamda sıklıkla kullanılan bir kelimedir "anlıyorum" veya "anlıyorum efendim", "anlıyorum beyefendi", "anlıyorum hanımefendi" gibi kelimeler günlük iletişimde aslında sıklıkla kullanılan ve genel itibariyle kişinin saldırgan bir tutum takınmasına, yelkenleri suya indirmesini sağlamaya çalışan aslında "sakinleş ve silahlarını indir" veya konuyu uzatma  ve daha fazla vaktimi alma manasına gelebilecek ifadelerdir

Anlamak, gerçekten anlamak her şeyden önce iyi niyet gerektirir. Önyargılı bir yaklaşımla karşınızdakini anlamanız mümkün değildir. Gerçekte insan yaşamı boyunca aslında edindiği en önemli şey yargılar, sonuçlardır. Bu ön yargılar basitçe "eski giyen fakirdir"  şeklinde özetlenebilecek basit ön yargılar şeklinde özetlenebilecek durumdur. Bu tip yaklaşımlar genel olarak, yanılsamaya bağlı yaklaşımlar olduğu için, özellikle çok basit hilelerle insanlar kandırılırken de kullanılmaktadır. Şöyle ki, önemli bir avukatı doğru dürüst hukuk ile ilgili bilgisi olmayan bir dolandırıcının beş milyon lirasını çarpmasını da bu tür bir yanılsamanın örneğidir. O halde anlamak, önemli bir durumdur. Bu örnekte hukukla ilgili bilgisi tartışılmaz bir uzman veya bir general çok kolay dolandırıcıların ağına düşebilmektedir.

Anlamak, doğru ve yanılgısız anlamak oldukça önemli bir çalışma dizisinden sonra ortaya çıkar. Çoğu zaman anladığımızı düşündüğümüz şeyler tarafımızca ne yazık ki doğru anlaşılmamıştır. Doğru anlamak, anlaşıldığı düşünülen şeyleri veya anlaşılmadığını düşülen şeyleri tekrar tekrar süzgeçten geçirmeyi gerektirir. Neden, nasıl, niçin ve sonunda tıpkı bir matematik problemi gibi sağlam temeller üzerine oturtulmayı gerektirir. Sözgelimi bir öğretmeni düşünelim; sınıfında yirmi tane öğrenci varsa bu yirmi öğrenciyi doğru olarak algılaması gerçekten yüzeysel bir anlama, mantık yürütme gerektirir. Öyle ki, her öğrencinin bir ailesi, öz geçmişi ve doğru ifade edilen bir özgeçmişi varsa dahi, özgeçmişi doğru ifade edebilen kelimeler var mıdır? Soyut olan bir sürü değişkene sahip bir bireyin tam eksiksiz anlaşılması oldukça zordur. Aynı şekilde bir kişi şöyle bir ifade kullanırsa; iletkenden akım geçtiğinde eğer, akım yönü başparmak yönünü gösterecek şekilde iletken sağ elle tutulursa başparmak akım yönünü gösterirse diğer dört parmak manyetik alanın yönünü gösterir. Bunu ifadeyi doğru olarak kavradığını düşünen kişinin manyetik alanla ilgili ansiklopedilerce bilgiyi de doğru olarak bilmesi gerekir. Bu genellikle imkânsız olduğundan ve kanıtlaması hemen hemen imkânsız olduğundan kişi ezberlemiş olduğu bir ifadeyi anladığını düşünebilir. Burada anlatılmak istenen, tam anlama özellikle duyular, görülemez şeyler  söz konusu olduğunda genellikle ezbere dönüşür. Ezber ile anlamak kavramı karıştırılır. 

Fizik yasaları doğa yasaları genellikle varsayımlar üzerine kurulmuştur. Aykırı bir soru geldiğinde aslında konusunda uzman kişilerin de anlamadığı kolaylıkla görülebilir. Evliliklerde ilişkilerde, insanlar birbirlerini tam ve doğru olarak anlamazlar. Daha doğrusu genellikle anlamak da istemezler. Bu yüzden sürekli çatışma ortamı ortaya çıkar. Öyle ki, bazen onlarca yıl önce karşılaşılan birisi sizi doğru olarak anlayabilirken, yıllarca yanınızda olan kişiler sizi doğru anlayamayabilirler. Ya da bizler doğru olarak kendimizi ifade edemeyebiliriz. Kaç kişi eşine, kardeşine, arkadaşına kendini tam olarak anlatabilir veya onlar tarafından eksiksiz olarak anlaşıldığını düşünebilir ki? İlişkiler, doğrudan ön kabullerle başlar, ortaya konulan kuralların yorumlanması istenmez, sadece kurallara doğrudan uyulması istenir. Bu sorgulamayan beyinler için mükemmel bir yöntemdir. Her şey önceden çizilmiştir, kişiye kalan sadece o kurallara göre yoluna devam etmek kalır. Ancak gerçek hiç bir zaman dünyadaki onca gelişmeler söz konusu kurallara harfiyen uyanlar tarafından geliştirilmemiştir. Yani kurallara harfiyen uymak, sadece günü kurtarmaktan ibarettir. Yorum ve düşünce gerektirmez. Yeniliklere açık değildir. Hâlbuki her insan bir mucizedir ve birbirinden tamamıyla farklıdır.

Anlamak, dünya kuruldu kurulalı cevap aranan soruları anlamaya çalışmak, anlamaya çalışmakla, zihin hareketleriyle ve deneysel tecrübelerin pratiğe ürüne dönüşmesiyle elde edilebilmiştir. Anlamak oldukça zor iştir. Anladığını doğru anlamayı, yanlış anladığını, yüzeysel anladığını, anlamaya ihtiyaç olup olmadığını da anlayabilmeyi gerektirir.

Bir kimse kendisinin ne olduğunu bildikten sonra, kendisini bilmeyenlerin onun hakkında söylemekte oldukları sözlerin onun nazarında hiçbir önemi ve etkisi yoktur. »İbni Sina

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1539
Toplam yorum
: 257
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 188
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster