Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mart '11

 
Kategori
Dostluk
Okunma Sayısı
2878
 

"Arkadaşlık öldü mü be?"

"Arkadaşlık öldü mü be?"
 

“Sana, senin kadar güzel bir hediye almak istedim, suretinden güzelini bulamadım.” diyerek hediyesini uzatır genç adam. Ve aynadan yansıyan yüzüne bakarken uyanıverir genç kız. Gerçek olamayacak kadar güzel olduğundan mı rüya olarak anlatılmıştır dersiniz bu “hediye veriş”? TRT’1 de oynayan “Mazi kalbimde yaradır” dizisindeydi bu “rüya”.


Unuttuk artık değil mi TRT dizilerini, filmlerini?.. Onlardaki; hani heyecanla el ele tutuşulan, dudağa konduruluveren masum öpücüklerle yaşanan aşkları. “Arkadaşlık öldü mü be?” denilerek paylaşılan, omuz verilen “dertleri, yoksullukları”.

Uzun süredir, sağ omzumun “ben burdayım” deyişiyle uğraşıyorum. Sonbaharın son ayıydı ilk kendini anımsatışı. Önemsemedim, neden olduğunu biliyordum; balık ayrıntıcılığımla masa üstündeki, yok bildiğimiz masa değil bu, teknoloji gündelik yaşantımızı da değiştirdi; bilgisayarın masa üstündeki yıllanmış resim dosyalarımı elden geçirmek istedim. Aman kaybolmasın diyerek tekrar tekrar kopyaladığım resimleri ayıklamak, tarih sırasına koymak, unuttuklarımın tarihini bulmak, yeniden adlandırmak... Birkaç gece, kolumu koltuğun yüksek kenarına koyup, saatlerce uğraşmama neden oldu ve… Ve sonunda sağ omzum “ben buradayım” deyiverdi. Geçer sandım, bir ay geçti ama o geçmedi. Fizik tedavi; sıcak uygulama, hareket derken bir ay daha geçti; tam geçmedi. Bunun üzerine bir de evlat babasının yanından dönmeden, bir haftada kazak örüp yetiştirmeye kalkınca öyle bir “ben buradayım” dedi ki omzum, anladım ki evladı kıskandı(!)

Tekrar fizik tedaviye başlandı. En son, geçtiğimiz çarşamba; fizyoterapistim kolumu şekilden şekle sokarken, kısıtlılığın bir nebze olsun düzelmeyişi bir canımı sıktı ki sormayın! Eve dönüyorum, canım her sıkıldığında yaptığım gibi, aydınlık şehrimin mavilerine karışayım istedim ve Mustafa Kemal Sahil Bulvarı’nın bir yerinde otobüsten indim. Köpüren denizin, kuduran dalgalarının sesini dinleyerek, kokusunu içime çekerek yürüyorum ki aklıma geliverdi. “Öbür hafta ara, gel” demişti. Hani en son görüştüğümüzde; aslında yıllar sonra ilk kez görüştüğümüzde. O gece yine “Ayda’nın “Haydi” demesiyle, Haluk’un “Arayın” komutlarıyla:) bir araya gelivermiştik. Ben “omzumla” beraber gittiğim için Ali’nin ortopedist olduğunu öğrenir öğrenmez, hani bir komşuya gittiğinizde, mesleğinizi öğrenenlerin hemen dertlerini döküvermesi gibi, derdimi anlattım. İşte o zaman sözleşmiştik Ali’yle. Ve en son “Telefonum 24 saat açık, ne zaman istersen ara” demişti. Bir doktorun telefonun 24 saat açık olması… ulaşılabilir olması. Hem “zor”dur hem çok “kolay”… Neyse. Hemen telefona sarıldım ve “Alidr” yi tuşlayıverdim. Telefonun çalar çalmaz açılması, “Alo, arkadaşım merhaba”, deyişime, “Merhaba” deyişinin sıcaklığı ve ardından hiç duraksamadan “Yarın sabah saat on gibi gel, gelince beni ara.” deyişi, içimi ısıttı, unutuverdim birden omzumu.

Sol yanımda deniz, sağımda solumda soğuk rüzgar, soğuk rüzgara kendisini bırakmış martılar… bir otobüs durağı, yok öbürü olsun derken yürüdüm yürüdüm… Soğuk? Hani İzmir’in bu hafta; bu ay en soğuk olduğu gün? Hisseden kim?

Ve bu sabah sözleştiğimiz gibi saat onda ordayım. Aradım, hemen açıldı telefon, yerini tarif etti gittim. Dinledi beni sonra kolumu, omzumu “dinledi”, sonra olması gerekenler için kayıt olup olmadığımı sordu, “olmadım” deyince beraber gittik, kaydoldum. Biz kayıt olunan deskin arkasındaydık, önde memur kayıt yapıyor, birileri nedense memura değil de doktor beye, polikliniklerden birinin yerini sordu, o da yüksünmeden tarif etti, biri daha sordu onu da yanıtladı. Sonra geri geldik, ortopedi polikliniğinden film ve mr istediği yaptı, tabi netten, sonra beni yanına kattı, gidip filmimi çektirdi, mr randevusu için de yanıma birisini katıp yolladı. Randevuyu aldık, geri geldim, odada yoktu. Çıktım, telefon. Açmama gerek kalmadan karşımda buldum, mr tarihimi öğrenmiş, o zamana kadar yapmam gerekenleri sıralıyordu; sabahtan beridir hiç eksilmeyen o sakin, sabırlı ve güler yüzlü haliyle.

“Sağ ol, sağol canımmmm” diyerek ayrıldım ve ağzım kulaklarımda Atatürk Devlet Hastanesinin arkasından sola doğru yürüyorum ki İnönü caddesine inen yokuşun tepesine varınca karşımda o güzelim mavi uzanıvermez mi? Buluşma yemeğimize omzumla beraber gitmek istemediğimi anlattığımda “Sen gel, ben sana ortopedist bulurum.” diyen sevgili Haluk aklıma geldi ve gelmesiyle aramam bir oldu. Kendimi öyle güzel hissediyorum ki, ona bunu anlatmasam, anlatıp bulaştırmasam olmazdı. Hasta bakıyordu, “Tamam seni hemen bırakırım.” dedim, “yok anlat anlat” diyordu, sanki anlatmadan bırakmaya niyetim varmış gibi. Bir solukta anlattım, “Ben de yaparım, hem de kaymaklısını” diyordu kocaman gülümseyişiyle. Onun gülümseyişini de kattım yüreğime; çoğaldım.

Sevgili arkadaşlarım, giderek “eksilen” dünyada ister istemez bizler de “eksik” lenirken, varlığıma varlık kattığınız için sağ olun ve var olun!.. Sizi seviyorum.

Sevgiler, yüreğimizde çiçekler açtıran insanlarımızdan, eşimizden- dostumuzdan ille de arkadaşlarımızdan yansıyan masmavilerle.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dostluk bulunduğu an da kıymet bilip, kaybetmemek gerek. Dost selamlarımla, sevgim sevgine karşılık gelsin arkadaşım. Ayşen Kura

Ay Şen 
 12.05.2011 18:47
Cevap :
Aynı okuldan olmanın getirdiği dostluk da başka bir şey :) Nasıl oluyor bilmiyorum ama, yıllar geçse bile, okul zamanında çok bir şey paylaşmış olmasan da, yıllar sonra bir arada olmak insana kendini iyi hissettiriyor; iyi ki varlar :) Sevgilerimi yolluyorum, sevgine karşılık:) aydınlık selamlarımla.  13.05.2011 9:12
 

Öyle çok kullandık ki bu kavramı, içi mi boşaldı, yoksa biz mi boşaldık bilemiyorum. Eskiden de dostluk bugünkü kadar zor elde edilen bir değer miydi, yoksa günümüzde mi zorlaştı bilemiyorum. Bildiğim olup oluvereceği bir, çok şanslıysan ancak iki tane oluverdiği. Sanal dostluklarsa başka bir kavram. Sanırım onun da bir tanılanmaya ihtiyacı var. Sağlık büyük zenginlik diyeyim :) Kaleminize sağlık.

Emine Supçin 
 13.03.2011 21:52
Cevap :
Dostluk... Arkadaşlık... Aslında "gerçek" dostluk ve arkadaşlık değil her söyleyişimiz. Öylesine kullanıveriyoruz. Sonra da hayal kırıklıkları. Bazen de böylesine, birden açıveren çiçekler gibi bir "güzellikle" karşılaşınca kendimi çok, nasıl desem, kendi deyimimle "mavi" hissettim. :) Arkadaşımın, kendi posta grubumuza yazdığı yanıtın sadece bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum: "....ama ben farklı birşey yapmadım ki ben her zamanki ben işte yıllarımızı verdiğimiz okul birlikteliği ve anılarının da bir anlamı olması gerektiğini düşünüyorum..." Ve haklısın önemli olan sağlık ama emin ol, şu an "önemli değil, elbet düzelir" diye düşünüyorum. Sevgilerimi yolluyorum, aydınlık şehrimden, bahar kokularıyla.  13.03.2011 23:30
 

Aklıma bir mesel geldi bak şimdi: Baba iyice yaşlanmış, bahçede oğluyla oturuyorlar. Oğul gazete okuyor, baba küçük serçeyi gösterip: Oğlum bu ne? demiş.Oğlan gazeteyi indirip: Serçe baba! demiş. İki dakika sonra baba yine sormuş, oğlan gazeteyi sertçe indirerek yine yanıtlamış. Üçüncüde oğlan gazeteyi yere fırlatmış, ayağa kalkmış: SERÇEEE! kaç kere söylememi istiyorsun yav? Seer-çee! Baba kalkmış eve gitmiş, içeriden bir defter getirmiş. Oğlana vermiş al oku oğlum! demiş. Oğlan defteri açmış, Oğlumun günlüğü diye başlıyormuş. Okumaya başlamış: Bu gün oğlumla bahçede dolaştık, güzel yavrum bana tam 45 kere küçük serçe yavrusunu sordu: Bu ne baba? Ben de her seferinde "serçe" yavrum deyip, sarılıp öptüm aslanımı! .. Oğlan koşmuş baba diye ama baba oturduğu yerde öylece sonsuz uykusuna dalmıış,gitmiş.. Kazak şahane olmuş Ufucuum, ellerin dert görmesin. Evlatlar şımarırlar böyle ama baldan tatlıdırlar, ne diyelim?Allah hepsine uzun ömürler versin. Sevgiler güzel yüreğine..

Gülpembe 
 12.03.2011 9:28
Cevap :
Sağolll:) Önemli değil Gülpembe, önemli değil. Zevkler tartışılmaz biliyorsun ve o böyle kazak giymedi, üşüyen bir çocuk da değil, ama ben kazaktan o kadar eminim ki, bir kez giyse en azından kızlar bayılacak ve giymeye devam edecek ya, neyse:) Sevgiler, selamlar, adı bahar, kendi bahar bir günden sevgilerle.  12.03.2011 14:10
 

Kendini bööyle yor bakalım benim akıllı arkadaşım, yahu ne diye kolun ağrıyor biliyorsun da örmeye devam ediyorsun mavilerin delisi? Çok geçmiş olsun, umarım ciddi bir problem yoktur kolunda. Arkadaşlık! Dünyada daha güzel bir tad yok gerçekten. Dostların arkadaşların eksik olmasın Ufucuum, kendine iyi bak. Selam ve sevgilerle:))))))))

Gülpembe 
 11.03.2011 22:02
Cevap :
Yaa, canım çekti sevgili Gülpembe:) Ve oğluş gelmeden bitirdim ya!... Dur resmini koyayım kazağın da gör hele. Maalesef dizaynı bana ait değil ama dergidekinden daha hatasız oldu. Peki öğluş beğendi mi? Hayır :) Arkadaş... arka-daş; arkanı kollayan demek olsa gerek; hani sırtını dönebildiğin. Bu yüzden çok özenle kullanmalı diye düşünüyorum. Sağolasın güzel yorumun için. Sevgilerimi yolluyorum, aydınlık şehrimden yansıyan malum:) renkle.  11.03.2011 22:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 209
Toplam yorum
: 2556
Toplam mesaj
: 478
Ort. okunma sayısı
: 3224
Kayıt tarihi
: 29.03.07
 
 

Yazmak... Öyle güzel, öyle hoş ve öyle derin bir eylem ki!.. Olmazları bile oldurabiliyorsun. "Ke..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster