Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ağustos '18

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
635
 

"Azkaban Tutsağı"

"Azkaban Tutsağı"
 

İnsanın en büyük tutsaklığı nedir sizce? Bir yere hapsolmak mı yoksa bir şeye hapsolmak mı?

Bence bir insanın yaşayabileceği  en büyük tutsaklık insanın kendi zihninde yarattığı tutsaklıktır. Yani insanın bir düşünceye, bir ideolojiye, bir kuruma, bir canlıya ,bir eşyaya ,bir duyguya veya bir insana gösterdiği normalin çok üstünde  bağlılık ve kendisini bu etkiden kurtaramama durumu. Böyle bir tutsaklığa düştüğünüz zaman kendi benliğinizi, düşüncelerinizi, hatta varlığınızı bile bağlılık duyduğunuz şeye odaklamış ve adamış olursunuz. Kendinize ait bir benliğiniz kalmaz siz kalmazsınız, bağlılık değil saplantı olmuş olur siz de bu saplantının esiri.

Peki tutsaklıkların en ağırı nedir?
İşte o da benliğini ve ruhunu hiçbir şeye adamayan esir etmeyen, yani farkındalığı olan bir insanın davranış ve duygu özgürlüğünün başka biri tarafından kısıtlanmasıdır. Saplantısının esiri olmuş insan zaten bunun artık bilincinde değildir ona ne gösterirseniz gösterin pusulası kendi hastalıklı hisleridir gerçeklerin, doğrunun, yanlışın önemi yoktur. Dolayısıyla benliğinin ve hayatının bir saplantı üzerinden kısıtlanmasından rahatsız olmaz bunun acısını çekmez. Ama benliğini kaybetmemiş bir insanın iradesi dışında zorbalıkla duygularının ve fiziksel hareketlerinin zaptedilmeye çalışılması yaşanabilecek en ağır tusaklık durumudur. Çünkü bu bir insanı diri diri gömmekten farksızdır.

Bu hikayede kimi zaman  kendi takıntılarının kimi zaman gönüllü veya zorla başka insanların ve duyguların, düşüncelerin esiri olmuş bir çok insanla tanışacağız... Ama ilk olarak bu iki tutsaklık olgusu temeline oturtulan Nefes ve Vedat ile tanışıyoruz. Nefes ve Vedat'ın hikayesi bu iki tutsaklık olgusunun birleşmesi ile oluşmuş bir kısır döngüden meydana gelmiş. Nefes'i gören ve ona saplantılı bir bağımlılık duymaya başlayan Vedat, Nefes onu istemediği için onu zorla alıkoymuş gitmesini engellemiş, hapsetmiş  ve yine aynı zorbalıkla kendisini sevmesini sağlamaya çalışmıştır. Vedat saplantısından, Nefes istemediği bir şeyi kabul etmeme özgürlüğünü sonuna kadar savunmaktan vazgeçmeyince bu esaret ünlü fantastik romandaki meşhur hapishane "Azkaban" ile benzer çalışma prensipleri doğrultusunda tam 8 yıl sürmüştür.

SEN ANLAT KARADENİZ'e MERHABA
"Azkaban Hapishanesi" büyü dünyasında ki en büyük büyücüden,  en karanlığına kadar tüm büyücülerin çok korktuğu ürpertici bir hapishanedir. Ve bu korkutucu ününü "Dementor" denilen gardiyanlarından almıştır yani "Ruh Emiciler" den.

Ruh emiciler, insanların mutlulukları güzel duygu ve anıları ile beslenirler.Geriye sonsuz bir mutsuzluk ve umutsuzluk hissi kalana kadar, bulundukları ortamdaki tüm umudu, mutluluğu, iyi olan her şeyi içlerine çekip  yok ederler. Bir daha asla mutlu olamayacakmışsınız gibi hissedersiniz ve buna teslim olursanız kendi umutsuzluğunuza mahkum olmuş olursunuz, artık direnemezsiniz ve böylece Ruh emici sizi teslim alır...

Vedat'ta Nefes onu sevmedikçe her fırsatta kaçmaya çalıştıkça hep daha büyük bir umutsuzluğa çarptırmaya çalışmış Nefes'i. Dayak ile ,işkence ile, cezalar ile, evin her yerine yerleştirilen dilsiz ,sağır ve kör ruh emicilerle her köşesinde korkunç anılarının canlandığı burdan asla kurtulamayacaksın duygusunun kabul ettirilip boyun eğdirilmeye çalışıldığı bir hapishane olmuş Nefes için, Vedat Sayar'ın  şatosu...

Peki Nefes, bu korkunç Ruh Emicilerden ruhunu korumayı nasıl başarmış? Koruduğu gibi oğluna aktarmayı nasıl başarmış? Cevap "Expecto Patronum" !!! kelimelerinde saklı. Yani Patronus Büyüsü  ^=^

Patronus Büyüsü, ruh emici gibi karanlık yaratıklardan korunabilmek için kullanılan bir büyüdür. Bir savunma büyüsüdür ve ileri seviyede yetenek gerektiren bir büyüdür.

"'Patronus bir tür Ruh Emici-savuşturucudur – seninle Ruh Emici arasında kalkan görevi gören bir koruyucudur.’ Ayrıca ‘bir tür pozitif güçtür, Ruh Emicinin beslendiği şeylerin – umut, mutluluk, varlığını sürdürme arzusu – bir yansımasıdır, ama gerçek insanlar gibi umutsuzluk hissetmez, bu yüzden Ruh Emicilerin ona zararı dokunmaz."(Lupin)

Yani kişi mutlu bir anısını düşünerek bu anıyı bir enerjiye dönüştürür ve ruh emiciler ile arasında  kimi zaman cisimleşebilen  bir kalkan yaratır. Ruh emici bu kalkandaki enerji ile kendisini besler ama ondan öteye geçemez üstelik kalkan umutsuzluğa sürükleyebileceği bir şeyde değildir.Böylece kalkanın içindekilerin ruhu güvende olur.Nefes o cehennem çukurunda karnında bebeğinin ilk tekmelerini hissettiği an bir umut yeşertmeyi başarmış kendisine mutlu bir anı bulan Nefes buna tutunarak kendi patronusunu yapmaya başlamış ve çok ta başarılı olmuştur....

Nefesin Mavi Tüylü Geyik şeklini alan patronusu kendisinin ve oğlunun ruhunu korumayı başardığı bir dünya yaratmış zamanla oğlunada bu büyüyü  öğretmiş ve Yiğit'in patronusuda Ay Işığında Uluyan Kurt olmuştur. Böylece ruh emiciler ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar Mavi Tüylü Geyik ve Ay Işığında Uluyan Kurt'un büyüsünü alt edip onların ruhlarını ele geçirememişler...

Mavi Tüylü Geyik ve Ay Işığında uluyan Kurt Azkaban'dan kaçabilmek için her fırsatı kolluyorlarmış lakin o akşama kadar  pek başarılı olamamışlar. O akşam ise Azkaban'a misafirler çağırılmış, Vedat ruh emicileri misafirler gidene kadar geri çekmiş.Nefes'in hayatında her şey normal ve çok güzelmişcesine rol yapmak zorunda kalacağı bu yemek fikri hoşuna gitmemiş.Ama endişelenecek bir şeyi de yokmuş nasılsa kimse görmez ,anlatsa duymazmış, Nefes bunları çoktan öğrenmiş. Nefesin o akşam aklına asla gelmeyecek şey ise artık inanç halini almış bu düşüncesinin yerini bir mucizeye bırakmasıymış. Ama olmuş .Tek bir an ! Göz göze geldiği o adam gözlerinden içeri girip tüm ruhunu görmüş Nefes çıplak hissetmiş, gözlerini kaçırmış . Artık tüm dünya için hatta Tanrı için bile görülmez olduğuna inandığı anda birisi onu görmüş . Yabancı önce geyiğin  ışığı ve güzelliği ile çarpılmış sonra gözlerinden inip can çekişen bi ruh hissetmiş ve en sonunda da gözlerine değen gözleri yanınca bir daha onlara bakamayıp ellerini farketmiş ...

Bir oda dolusu insan ,hepsi ile aynı tanışma seremonisi aynı cümleler, ama aralarından sadece birisi Nefes'in yaralarını fark etti. Bu da orada ki kimsenin bakmadığı gibi ona bakmış demektir. Çünkü kimsenin göremediğini görebilmek için, kimsenin bakmadığı gibi bakan gözler gerekir. Ve daha da önemlisi o gün orada Nefes'i görmesi gereken kişi Tahir olduğu için görmüştür.

Çünkü bence kader bir insanın kaçınılmaz biçimde yoluna çıkan ve çıktıktan sonra da ne yöne giderse gitsin hangi yolu seçerse seçsin  kaçamadığı şeydir. Bu yüzden göz göze geldikleri ilk andan itibaren Nefes artık Tahir'in kaçamadığıdır. Nitekim Tahir de tüm kalbi ile acı çeken bir ruhu hissetmişken ve İstanbul'dan Trabzon'a kadar aklından çıkaramamışken hiç yolu yok Nefes kaçmamış olsa  kendisi zaten geri dönüp kontrol edecektir.

Ne var ki ilk bakışta Nefes'de daha önce görmediği bir şey görerek hayatı değişen tek kişi Tahir değildir.Vedat'ta Nefes'e ilk görüşte tutulmuştur,ama kendisi yüzyılın en popüler on manyağı arasında yer aldığı için aşkı da ! bu dolaylarda gezinmiştir.Yine de bu yüzden Tahir'in  Nefes'i dikkatinden kaçırmaması ,Vedat'ın da Tahir'i dikkatinden kaçırmaması ile  sonuçlanır. Ve bu durum Vedat'ın hiç hoşuna gitmez kişi kendinden bilir işi hesabı bu işin sonunu en iyi bilecek insan kendisidir. Hastalıklı bir biçimde sevdiği Nefes'i sanki her şeyin elinden kaymak üzere olduğunu hissetmişcesine kendi sınırlarını bile aşarak parmaklarını kırmakla cezalandırır...Hiçbir şey olmamış gibi aşağı indiğindeyse o Tahir'e ,Tahir ise ona artık düşmandır.

Gardiyan ruh emicilerin misafirler gidene kadar şatodan uzaklaştırılmasını fırsat bilen parmakları kırık Mavi Tüylü Geyik ile Ay Işığında Uluyan Kurt, Tahir'in arabasının arkasına binerek hapishanelerinden kaçmayı başarırılar. Ama kaderlerinden kaçış yoktur .O göz göze gelinen andan itibaren artık  sadece Tahir'in kaçamadığı bir  Nefes değil Nefes'in kaçamadığı da bir Tahir vardır .Belkide bu yüzden uyku perisi Nefes'in Tahir'in arabasının arkasında Sürmene'ye gelip iş işten geçene kadar uyuyakalmasına vesile olur.İyi ki de olur...

Denizden Gelen Kaplan Yükleniyor
Çok sevdiğim bir Karadeniz dizisi daha vardı ,GÜLBEYAZ

Kızımız Gülbeyaz, yavaştan Kadir'e (Sen ne güzel bakardın Nejat İşler) farklı bir şeyler hissetmeye başladığını anlayınca,bunun aşk olup olmadığını anlamaya çalışır. Karşılaştırma yapmak için çok seçeneği yoktur.O da ailede evli ve hayırsız kocasını seven halasına üstü kapalı bazı sorular sormayı uygun görür. Her şeye rağmen sevdiği kocasını ilk gördüğü an ne hissetmiştir...

"-Hala sana bir şey soracağım.Eniştemi ilk gördüğünde ne hissettin.

-Belayı bulduk dedim.

-Ne !

-Belayı bulduk dedim işte kız .Bir ömür belayı bulduk." ^=^

İşte bizim  Tahir'de "fuşki var İstanbul'da" diyerek gittiği yerden bir ömürlük  o belayı bulup gelmiştir.O dakikadan itibarende başım gözüm üstüne demiştir Tahir .Hatta o belaysa ben ondanda belayım bile demiş olabilir nede olsa Deli Tahir.

"Gözler kördür.İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçeği görebilir." der Küçük Prens. Tahir'de Nefes'e hep yüreği ile bakıp en başından beri görmüştür gerçeği görmesine ama henüz ruhunun yaralarını sormak içinde ,sarmak içinde erkendir.Hem ne hakla yapacaktır bunu. O da işe fiziksel yaralardan başlar.Kırık parmaklar Mavi Tüylü Geyiğin aşılamaz ama haklı inadı yüzünden doktora gösterilemez ama Osman Hoca 'ya götürülür.

"Şimdiye kadar bi işe yaradığını görmedim ama ben yine de dua ediyorum." der Nefes parmakları yerine tekrar oturtulmadan evvel acı çekmeyi beklerken. Henüz farkında olmasada aslında başlamıştır kaderinin değişimi, Vedat'ın açtığı yara bir başkası tarafından merhamet ile sarılmıştır işte.

Kahvaltılar yapılır hesaplar sorulur .Tahir ve  ebedi işbirlikçisi Asiye yengesi (Reyizzzz), zalim kocasından kaçan bu kadına yardım edecek ve gitmelerini sağlayacaklardır.Nefes o zamana kadar durması için Kaleli Konağa getirilir.

Getirilir getirilmesine ama.Bu evin annesi ve abisi tarafından çığlık gösterileri ile karşılanır . Daha dün akşam İstanbul'da evinde yemek yedikleri adamın karısı ve çocuğu sabahına kendi evlerinden çıkmıştır .İşin içinde Deli Tahir'de vardır, üstüne toplumumuzun yazısız kanunları biner ve Nefes'e,Tahiri ayartan kadın muamelesi, kapıdan girer girmez konfetiler eşliğinde başlar.

Tahirin durumu anlatması bir şeyi değiştirmez Mustafa ve Saniye için kadının kocası vardır ve o koca ile aile milyon dolarlık iş yapmaktadır.Adam karısını dövüyormuş ,parmaklarını kırıyormuş ,ortada bir çocuk varmış bunlardan bizene sonuçta adamın karısı severde döverde hem karı koca arasınada girilmez felsefesi ile Nefes'in evden gitmesi gerektiğini söylerler. Nefes bu konuşmalara alışkındır o da gitmesi gerektiğini düşünür ama bir tek KOCAN lafları artık tepesini attırmıştır .Zira o manyak adam onun kocası değildir aslada olmamıştır.

Tahir'in beyni mavi ekran verir burda dur der kalbi işler değişiyor.Kadın evli ve zulüm görüyor, kocasından kaçıyordur ona düşen sadece kadını ve çocuğunu korumaktır,kurtulmasını sağlamaktır. Ama şimdi bu isyan üzerine ikisinin arasındaki hikayeyi merak eder.Çünkü aklı bırakacağım dese de kalbi çoktan sımsıkı sarılmıştır.

Tahir'in kafasına olduğu gibi diline de tek bir soru takılır ."Nesisin o zaman ?" Cevap almadanda bırakmaya niyeti yoktur.Zira umut kalbinde kanat çırpmıştır bir kere,bu kanat çırpmalar ile bir gün uçulabilir mi ihtimali sorularının cevaplarına bağlıdır.

Nefes henüz yaralarını göstermeye hazır değildir.Hem şimdiye kadar kim inanmıştır ki ona .Üstelik bu adam kimdir, neden kendisine bu kadar yardım ediyor ,niye bırakmıyor gitsinler ? Bunları bilemez.Ama yinede Tahir'in inadına Nefes cevabı ile umut olur .Ve hikayesini hızlıca gerektiği kadar özet geçer.

Eve zorla hapsedilmiştir ve evlenmeyi kabul etmemiştir .Çünkü ona bu konuda fikrini soran tek kişi nikah memurudur, ona da HAYIR demiştir. 24 yaşındadır ve hayatının üçte biri Vedat'ın Azkaban Hapishanesinde geçmiştir. Tam 8 yıl...

Tahirin bu konuşmadan Vedatın ne denli şerefsiz olduğu dışında çıkardığı sonuçlar ise...O adamı hiç sevmemiş, sevmiyor kalbi kimseye ait değil.Artık bu inadın bir umudu var.Asla bırakmam.

Aşk ilk görüşte olur .Zaman alan şey aşık olmak değil bunu farketmek ,kabul etmek ve yaşama şansı yakalamak veya buna cesaret etmektir. Tahir , aşık olmuştur ,belasını bulmuştur ve bulduğu beladan kurtulmak istemez . Ama henüz düşündükçe içinde harlanan ateşin adını koyamaz .Acil durum sinyali veren beyni ise bir tehlike hissettiğinden kısayol çözümler sunmaya başlar, birde bunu dene diye .Böylece Tahir ,Nefes'e "yarın olsun bakarız" ,"elini doktora bi gösterelim gidersin","elin iyileşsin gidersin" şarkılarını besteleyip çalmaya başlar.

-Ben o herifi gebertmeliydim !

Nefes'in çektiği 8 yılın yükü çilesi ,acısı ,yaraları çoktan binmiştir Tahir'in sırtına...

Baktığımız zamanTahir Kaleli, hayatında öyle büyük bir cefa çekmemiş...her anlamda güçlü bir ailede doğmuş,dağlarda,bayırlarda özgürce büyümüş,çok sevilen ,korunan mutlu bir çocuk olmuştur .Büyüdüğünde de durum değişmemiştir ailesinin göz bebeğidir.Annesinin Karadeniz'e sığmayan oğlu,abisinin yeri gelip insanlığından üstün tuttuğu,kardeşlerinin hayran olduğu,köyün Deli Tahir'i dir.Köyde hatırı sayılır bir genç kız hayran kitlesi de vardır.

Nefes ise olabildiğine tersi gibidir bu hayatın.Vedat'tan öncede bir hapistir aslında Nefes ,hiçbir zaman özgür olmamıştır. Yapabilecekleri ,yapamayacakları vardır hep.Gönlünün istediğini öylece yapamamıştır, hiç çocuk olamamış,sokaklarda dilediğince oynayamamıştır mesela. Onu her şeyden herkesten çok sevip koruması gereken babası onu sevmemiştir ve korumak bir yana kapanın içine eliyle atmıştır.Aşağılamış hakaret etmiş ve bir mal gibi satmıştır.Abisinin gücü onu korumaya yetmemiştir.Daha büyük bir hapishaneye hapsedilmiştir .Onu sevdiğini iddia eden adam tarafından akla hayale gelmeyecek işkencelere maruz kalmıştır.Ama kimse elini tutmamış, sesini duymamıştır .

Birinin alabildiğine ÖZGÜRLÜK olmasına karşılık diğeri,dibine kadar ESARET  'tir sanki.

Ama birini sevdiğinizde , gerçekten sevdiğinizde onun acısı da sevinci de  sizin kalbinizde yankı bulur,sizin içinizde de tekrarlanır.İşte tam da bu yüzden belkide hayat Nefes ve Tahir'i birbirine ayırmıştır.Çünkü "Bazı insanlar bazı insanlara şifadır."

Mavi Tüylü Geyik ve Ay Işığında Uluyan Kurt saklandıkları sığınakta Ruh Emici ve gardiyanları tarafından bulununca yeniden ait oldukları yere ormana kaçmak zorunda kalırlar. Fakat bilmedikleri bu ormanda o kadar ruh emici peşlerindeyken saklanmaları mümkün olmaz...Ruh emiciler ve bir uçurumun arasında sıkışıp kaldıklarında ise bu sefer yalnız değillerdir, yanlarında Tahir vardır...

Size uzatılan ele güvenip güvenemeyeceğinizi düşünecek vaktinizin olmadığı zamanlar vardır .Tahir Nefes'e ve Yiğit'e elini uzatır ama Nefes ona güvenip güvenemeyeceğini bilemez sadece tutmaktan başka çaresi yoktur. Ve bir kere tuttuğunuz o el sizinle uçurumdan atlayıp yinede sizi bırakmadığında işte o zaman güvenmekten başka bir şey düşünmezsiniz.Çünkü hayatınız bir Karadeniz olmuş sizi dibe çekerken ,o Karadenizin dalgaları arasından sizi tutup çıkaran adam artık DENİZDEN GELEN KAPLAN'dır.

 

http://www.kore-lasyon.com/2018/08/07/azkaban-tutsagi/

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 687
Kayıt tarihi
: 18.11.17
 
 

Tarih Bölümü okudum.Güzel hikayeleri severim.Çünkü içinde bu dünyadan kaçıp saklanacak bir yerler..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster