Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ocak '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
521
 

'Barış' mı, 'barışma' mı?

'Barış' mı, 'barışma' mı?
 

Sorun özelinde süreç tarihsel, 'derinlik' ise deryalar boyu iken son günlerde birdenbire, aniden barış havası esmeye, barış mesajları havada uçuşmaya başladı.Yazımın başında samimiyetle hemen belirtmek isterim ki; onurlu, mantıklı ve kalıcı bir barış(may)ı hepimiz diler, ister ve biliriz! Lakin işin ilginç yanı, tüm bunların Anayasa'da yapılması düşünülen değişikliklere, 'Başkanlık -ya da 'Yarı başkanlık'- sisteminin de monte edilmesi yolundaki ani talebin ardı sıra ve Suriye-Irak-İran üçgenindeki yoğun karmaşa ve çatışmalarla eş-anlı gelişmesi... Ardından dakikasına kalmadan Fransa'dan gelen ve hemen ardından taraflarca "süreç ilk baştan sabote ediliyor" denilen suikast olayı...

Her şey sanki bir 'hızlı çekim'in de ötesinde, ışık hızı içerisinde cereyan etmekte...

Öte yandan yurtiçinde sayıları zaten 2500 civarında olduğu söylenen dağdaki teröristlere -2012 yılı boyunca- 1500'ün üzerinde zayiat verdirilmiş, tam da güçsüzleşmişlerken bu ani 'barış' atağı da nedir diye sordururcasına...

Daha iki-üç ay önce "teröristlerle kucaklaşan milletvekillerinin dokunulmazlığı kalkmalı!" diye diretilirken, "görüşenler varsa şerefsizdir!" denirken şimdi "sadece silah bıraktırmak için" denilerek (ama kapsamlı bir planın ortada olduğu da başta medya olmak üzere her taraftan sezilerek) bu ani barış havarilikleri niye? 

Uzun süreli böylesi bir hazırlık var idiyse bunlar neden söylendi, yüksek sesle seslendirildi ki?

Akla gelen;

Olumlu bir senaryo; Kafkaslar ve Orta-Doğu gibi hem stratejik doğal kaynakların hem de olası çatışma odaklarının bol olduğu zorlu coğrafyada, Suriye- Kandil- İran eksenli ve olası bazı büyük güçleri de (Rusya- Çin gibi) arkasına alması muhtemel gizli ve acil bir inisiyatife karşı yerel güçler, ilişki ve imkanlarla ulusal-stratejik anlamda acil bir inisiyatif alınmış olabilir. Eğer böylesi bir olasılık gerçekleşmiş ise bunu dış politikada Suriye'ye karşı son dönemde izlenen aşırı hevesli ve atak politikanın öncü bir diyeti olarak görmek gerekir.

Diğer yandan olumsuz bir bakış açısı ise, bağımsız gözlemci, stratejist yazar ve otoritelere göre, 99–2001 döneminde resmen bitirilip yok edilmesine rağmen (muhtemelen de bölgedeki petrol/ doğalgaz hâkimiyeti ve İsrail'in stratejik güvenliği için) Irak- Suriye- Türkiye ve İran Kürtlerini içine alacak AB - Amerikan - İsrail dostu bir  'Büyük .ürdistan' yaratma ideali peşinde dış odaklarca yeniden canlandırıldığı da ifade edilen terörün "Ulus İnşası" teorisine göre "Yeni Anayasa" aşamasına getirildiği yolunda bir kaygıyı yeniden gündeme getirebilir. (*)

İç siyaset açısından da yılın ikinci yarısında gündeme gelmesi olası olan bir "Başkanlı Anayasa" referandumuna yönelik olarak karşılıklı bir "win-win" olasılığı dillendirilmekte...

Hangi açıdan olursa olsun ortada iç ya da dış siyaset odaklı ya da her ikisinden birden eş-anlı kaynaklanan bir tür 'takvim sıkışması' olduğu açıkça göze çarpmakta!

Genel ve terminolojik bir bakış açısıyla "Barış" demek için karşıtının "Savaş" olması gerek! Bu ise topyekün anlamlar içeren, arkasında birbirine düşman halkların da olduğu genel bir siyasi durumdur! Hangi kerteye vurursanız vurun, böylesi bir durum yoktu ki ortada... Tarih boyunca, bin yılı aşkın bir süreç içerisinde iç içe geçmiş olan  Türk ve Kürtler halk olarak asla çatışmadı! Tanrı korusun, böylesi akıldışı bir durumda taraflardan birinin muhtemelen hiç bir şansı olamazdı!  Oysa halklar arasında farklılıklardan çok -tarihten, coğrafyadan, geleneklerden ve gündelik yaşamdan gelen- 'ortak bağlar' hep daha fazla ağırlıkta olmuştur!

Sağduyulu bir tanımlama ile ortada; varlığına, toprak bütünlüğüne, ikbal'ine kastedilmiş bağımsız bir devletin (Türkiye Cumhuriyeti'mizin) kendini savunduğu, karşısında ise (arkasında olduğu izlenimi verdiği kitleleri korkutarak sindirmiş) bir terör örgütü ile uzun süreli düşük-orta yoğunluklu bir çatışma vardı!

Bu anlamda olumlu bir husus da hızla gündeme gelip gelişen bu sürece karşı halktan gözle görülür, önemli bir tepkinin göze çarpmaması! Bu durumun oluşmasında genel sağduyu, itidalin yanısıra, yılların psikolojik yılgınlığı, önemli sayıda ( 2011 yılı itibariyle -%6'sı yalnız yaşayan- toplam 19,3 milyon) hanehalkından yakından ya da uzaktan askerde - ya da yakın bir gelecekte gitmesi muhtemel- bir evladının bulunması veya tüm bu faktörlerin birleşik etkisi neden olabilir.

Aceleye getirilmiş bir "Barış anlaşması" çerçevesinde tanınacak hak, özgürlük ve özerklik taleplerinin önceden hesaba katılması gereken, zamana sari değişik sonuçları da olabilir! Örneğin demokrasi açısından ülkemizden çok daha ileri düzeyde olan bazı ülkelerin çoğunda devlet eliyle ana dil eğitimi yoktur. Tanınması muhtemel  özerklik  ve serbestiler Uluslararası Hukuk'a göre zamanla 'self determination' (kendi kaderini tayin) hakki dogurabilir! Konunun bu yönünü de dikkate almak gerekir !

Bu bağlamda;

Bu sürecin ardından gelecek olana "barış" değil olsa olsa "barışma" denebilir!

Bu büyülü coğrafyada, bunca iç içe geçmiş halk arasında düşmanlık yoksa, olsa olsa bir ölçüde kırgınlık, burukluk ve soğukluk varsa bu kavram çok daha uygun düşer kanımca...

Büyük bir çoğunluğumuz makul ve uygar insanlarız. Rahmetli Melih C. Anday'ın muhteşem dizeleriyle söylersek; "...O gün gelsin/ neşemiz tazelensin de gör/ Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör/ Seyreyle gülü bülbülü/ Çifter çifter aylar gökyüzünde/ Her gece ayın on dördü..." dediği BARIŞ'ı özler, sever ve hep hayal ederiz.

"Tabii ki barış(may)a varız hepimiz
Tek bir koşul dileriz
Bu toprakların öz be öz çocuklarının
barış(mas)ıysa
Piştiği ocak buram buram Anadolu
kokuyorsa
Emperyal dayatmaların dışındaysa
O türden çıkar avcılarına toptan
ve yüreklice karşıysa
Alet olmaya değil
birlikte abat olmaya adaysa..."
 
diyorum ben de kendimce, kendi dizelerimce...
 
(*) Olan bitenler kanımızca daha çok -bilim adamı kılığıyla yazan ama- büyük ulusların stratejik önceliklerini bilimsel anlamda resmileştirme amacı güden ( ve daha önceden "İdeolojilerin -ve Tarihin- Sonu"/1997) başlıklı ünlü/ kışkırtıcı makalesiyle bildiğimiz) Fukuyama'nın ('Nation Building') "Ulus İnşaası" adlı kitabındaki aşamalara uygun olarak sürmekte olduğu izlenimi vermekte...  Bu aşamalar: İstikrarsızlaştırma - Çözme- Yeniden inşa- Yeni Anayasa vb. süreçlerdir! Aynı karakterde başka bir yazarın, rahmetli Samuel Hungtinton'un " Medeniyetler çatışması" tezi ise bilindiği üzere suni 11 Eylül 2001 saldırısı ve sonrasında olan biten gelişmelerin fikri altyapısıdır!
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kıymetli yazarımız Ersin Kabaoğlu: Türkiye Cumhuriyeti gibi temeli sağlam ve muhkem,Depremde,selde,sallanmayacak bir yapı,güven ve itimat,binlerce yıl düşünülerek planlı,projeli,içinde hiç bir yabancı ve çürük madde bulunmayan tertemiz duygu ve düşüncelerle yapılan BARIŞ'lar çok nadir görülmüştür.Sonradan sancıları çekilmiş ve hastalığa sebebiyet vermiştir.Barışın temelleri çok önemlidir..Selam ve saygılar sunuyorum..

Mehmet Burakgazi 
 14.01.2013 22:38
Cevap :
Cumhuriyetimizin kuruluş dönemine ait gerçekçi ve övgü dolu barış tanımınız çok etkileyici değerli Burakgazi yazarım. Gurur duydum. Gerçi günümüzde moda olduğu üzere bu statü içten-dıştan çokça eleştiririlmekte! Fakat bu eleştiriler daha çok konjontürel ve ülke olarak duruşunuzun güçlü ve zayıf (y)anları ile ilgili. Nihai çözümlerin uygun konjonktürlerde ve güçlü iken yapılması bu açıdan çok önemli. Bu değerli yorumunuza da içten teşekkürler, saygı, sevgi ve dostça selamlarımla...  16.01.2013 15:20
 

Fransa'daki 3 suikast olayı ile,kentde OHAL ilan edilmesi,Türkiye'deki teröre bakışın ciddiyetini bir kez daha sorgulamamızı sağladı.2012 yılında zayiat verdiği söylenen rakam,(devlet tarafından açıklanan bir rakam olduğu için)"tam"güçsüzleşmiş olduklarını göstermemektedir.Pkk ve Türkiye uzun yıllardır masaya oturuyor.Devlet müzakereci ve barışcı bir tutum izliyor gibi görünebilir.Ama asıl niyet BARIŞ değil,TERÖRÜ YENMEK olunca ve bu tutum militanlarca farkedilince,sorunun çözümlenememesinin temelini oluşturuyor.Teröristle kucaklaşan milletvekillerinin yaptıkları da "yakın siyasi birlik" tir,düz ovada siyaset yapmak!Üzerinden bu giz perdesi henüz kalkmamış Fansa'daki suikast,Öcalan ile hükümet arasındaki barış sürecini baltalamak olarak değerlendiriliyor.BARIŞ;istenilen şeylere bakıldığında çelişkilere gebe ve sürpriz gelişemeler yaratabilir,kürtlere farklı bir statü getirir.BARIŞMA;Bu da en az barış kadar kritik. Sözün sonu; birileri direkt "savaşma seviş" politikasını yaymalı...SVG.

Berra 
 14.01.2013 15:06
Cevap :
Diğer yazarlarımıza olan yorumlarınızdan da farkedip bildiğim, ülke tarihinine olan hakimiyetiniz, çağdaş, laik ve aydınlanmacı duruşunuz göz önüne alındığında 'öteki' bağlamında 'empati içeren' bu yorumunuza da -analizinizin tümüne katıl(a)mamakla birlikte- saygı duymaktayım değerli 'Berra'. Üzerinde düşüneceğim. Son cümlenizdeki "sevişme platformu" siyasi arena olacağa benziyor. Artık seviyesi, estetiği ve kalıcılığı nasıl bir şey olacaksa? Değerli, içten ve özgün katkınıza teşekkürler, sevgi ve selamlarımla...  16.01.2013 15:28
 

Barış da olur barışma da...yeter ki bu toprakların çocukları birbirini öldürmesin artık...Ülkemin değil sade, Dünyadaki "birincil çelişki" "yöneten-yönetilen" çelişkisidir...Ve "Dünyadaki tüm savaşlar bir iç savaştır çünkü insanlar kardeştir"...bunları unutmadan tabii ki...saygıyla...*Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok...kitap da film de çook güzeldi...film internette var sanırım...tekrar izlerim*...eyvallah...NüüYork'a da sağlık ve saygı tabii ki...eyvallah...

nedim üstün 
 14.01.2013 9:01
Cevap :
İnsanlık ortak payda olunca "bütün savaşlar iç savaş", bütün kanamalar da 'iç kanama o zaman... Birincil çelişkiyi -günümüz şartlarında- emek/sermaye çelişkisinden alıp yöneten/ yönetilene'e vermişsin. Vardır senin bir bildiğin:) Değerli yorumuna içten teşekkürler ve dost selamlarımla, Nü-yoork/ Mersin hattına da:)  14.01.2013 14:11
 

Demek ki ne yanından bakarsanız bakın iş belki de "Tez"-"Antitez"...Diyalekteğinin sonucuna bağlı oluyor. Bu demektir ki tarihi bir bakış açısıyla "Savaş" kaçınılmaz mı oluyor...? Bence her zaman değil...Bir "Sorun çözme" sürecinde eğer seçenekler iyi saptanır ve iyi niyetle çözüm için çalışılırsa , o zaman "Savaş"a gerek kalmayabilir. Ama bunu kim yapacak, belki de asıl sorun burada... Saygılar efendim.

Erdal Ceyhan 
 13.01.2013 20:54
Cevap :
Bu değerli yaklaşım ve sorunuz karşısında "Uluslararası İlişkiler" literatüründe “Çatışma Çözümü” diye (üç aşamalı bir plan içeren) önemli bir başlığı anımsadım. Burada amaç, barış için formüller üretmektir. Buna göre, barış için üç ana yol mevcut Erdal bey. (1) Düşmanı yok ederek (onu düşman olmaktan çıkarmak) (2) Düşmana bakış açısını değiştirmek (onu farklı görmeye başlamak) (3) Düşmanın uğruna savaştığı meseleyi çözmek. Artık zamana, zemine, koşullara göre hangisi daha uygun düşerse... Ama ben "halklar arasında düşmanlık yok ki, onu dayatanlar var" diyorum. Belki de asıl çözümsüzlük burada başlamakta... Saygı ve selamlarımla...   13.01.2013 23:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 335
Toplam yorum
: 3204
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2350
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster