Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '07

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
655
 

"Ben, Sen, Onlar!"

"Ben, Sen, Onlar!"
 

Hayır, Türkçenin şahıs zamirlerinden bahsetmiyorum. Bir kadın, dört çocuk ve üç kocanın bir araya geldiği ve Brezilya'nın ufak bir kasabasında geçen, hikayesiyle sizi ele geçiriverecek bir filmden söz ediyorum.

Karşınızdakini anlamak için çaba göstermenin en önemli alan olduğu aşk, en ufak dokunuşun, en hafif sözün bile bu hassas terazinin kefelerini bozabileceğini bilmekten de geçer.

Özel hayatınız da tıpkı iş ve aile yaşantımız gibi "özel idare" edilmek ister, ilişkinin ihtiyaçlarını ve isteklerini anlamak için çaba göstermek gerekir. Bu ihtiyaçları ve istekleri anlayıp çözümünü bulursanız, istediğiniz sıcak ve sevgi dolu bağlılığı kazanabilirsiniz.

Peki bu bağlılık "Ben ve sen" derken acaba onlar'a da dönebilir mi?

Muhteşem güzellikteki Brezilya'nın kırsal bölgelerinden birinde yaşamakta olan Darlene aşk, aile ve sevgi ateşiyle yanar. Bu arzularını gerçekleştirmeye kararlı bir şekilde küçük kasabasından çıkarak hayalindeki erkeği aramak üzere yola koyulur.

Üç yıl sonra ve hâlâ bekar olarak kasabasına dönen Darlene eski komşusu Osias'ın mütevazı evlilik teklifini kabul eder. Ancak kısa bir süre sonra onun yattığı yerden kendisine emirler yağdırmasına ve her işi ona yıkmasına dayanamaz.

Evlerine ziyarete gelen Oasis'ın yeğeni Zezinho, onu çok beğendiğini açıkça söyleyince Darlene sanki bir kurtuluş kapısı aralanır. Birbirlerine olan aşkları bir çocukla perçinlenir.

Tam Osias ile Zezinho bu üçlü ve görülmemiş evliliğe alışmış görünürken karşılarına Ciro çıkar. Onu gören Darlene'in içine gizlediği duygular birden alevleniverir.

Ancak O da bu garip evliliki oyununa dahil olacak mı? Yoksa kadını ve çocuklarını da yanına alarak, oradan kaçacaklar mıdır?

Gerçek bir hayat öyküsünden uyarlanan bu film umut, boşluk, neden, arzu ve dinginliğin bir dokunuşu sanki. Çünkü filmde hepsinden biraz var.

"Ben-Sen-Onlar" (EuTu Eles - 2000), bazen bir kadının, üç erkek ve dört çocuktan da üçlü olduğu, Brezilya kırsalının muhteşem kırsalında gözünüzün önüne geliyor. Bu insanların tek eğlencesi ise sevmek, dans etmek ve sevişmek...
Umut burada lüks bir sözcüğe dönüşmüş. Sadece çalışmak ve yaşamak var.

Yaşamın kendisi ciğerlerinize dolarken, Elena Soarez'in yazdığı, Regina Case, Lima Duarte, Stenio Garcia, Luiz Carlos Vanconcelos ve 1970 Brezilya doğumlu Adrucha Waddington'ın yönettiği "Biz-Siz-Onlar", bir anda Anadolu kadınının da hikayesine dönüyor. Aradaki bunca mesafeye rağmen, hikâyede anlatılan umut arayışı, yeni bir yol açma çabaları, bir kadının bir araya getirdiği ve ayakta tuttuğu erkekler, çocuklar...

Los Angelas Times'tan Kevin Thomas'ın "muhteşem oyunculuk ve çok kurnazca bir film" dediği "Ben-Sen-Onlar", aşkın benden sana, senden de onlara doğru sıçrayışındaki arayışı, bir kadının "her erkeği yeni bir umut" biçiminde algılayışını da gözler önüne seriyor.

Oysa insanların gerçekte ne istediğini ve neye ihtiyaç duyduklarını bilsek, dünyadaki bütün kadın erkek ilişkilerinde sihirler yaratılabilirdi...

Sevdiğiniz insanın, ya da değer verdiğiniz kişini ne düşündüğünü, ne hissettiğini anladığınızda, kafanızdaki ufuk çizgisi aydınlanır ve dengede kalırsınız.

İnsanlar genellikle neye ihtiyaçları olduğunu söylemez, danışanlarımıza bu konuda soru sorduğumuzda “Beni seviyor olsa, anlardım” derler. Oysa her insanın ve her ilişkinin kendine özgü bir dili vardır. Birey, karşısındaki insanın zihninden geçeni tam olarak anlama konusunda zorlanabilir. Yoksa siz hep anlar mısınız?

"Bir gün gelecek olan beyaz atlı prensini" bekleyen bir kadın kaldımı bilmiyorum ama anladığım bir şey var: Kadın olsun, erkek olsun, pek çoğumuz karşımızdakinde, kafamızdaki ideallere ulaşmaya çalışıyoruz. Kendimizi atlıyor, düşlerimizi erteliyor, benliğimizi yitirmeye başlıyoruz.

Oysa karşıdakinin istediği gibi bir kişi olmaya çalışmak, bir insan için en büyük tehlikedir. Bu tavır, kişinin kendi ihtiyaç ve beklentilerini göz ardı etmemize sebep olur. Bundan kurtulmak için saygının ve dokunulmazlıkların, sevdiğinizin de özel bir yaşantısı olduğunu bilmek ve bu alana karışmamaktan ileri gelir.

Erkelere gelirsek, erkekler kendilerine “çok yakın arkadaş, mükemmel bir aşık ve güvenebileceği sadık bir eş” ararlar, buldukları anda da bağlanırlar.

En uzun süren ilişkiler, arkadaşlık çerçevesinde ve yıllar içinde demlenen duygu birikimleriyle zenginleşir. Sohbet edebildiğiniz, yeri geldiğinde sessizliği paylaşabildiğiniz kişi, evliliğin de sağlam zemine çakılmasını sağlayabilir. İnsanların yaşamı kucaklamak için bardağa hep dolu tarafından bakılması gerekiyor. Evliliklerin başarılı yürütülebilmesi için de eşlerin birbirine güven duyması, sakız gibi yapışmaması, endişelerden uzaklaşmak gerekiyor.

Arkadaşlıkta, güvende hissedip duyguyu paylaşmak sadece kadınların ihtiyaç duyduğu bir unsur değildir. Bu erkeklerin de istediği, varlığını özlediği özel bir dokunuş.

Başarılı evlilikler ikili sarmal gibidir, ilişkiniz i dokudukça, her iki tarafı da başarı ve mutluluğa götürür. Ancak eşlerin birbirlerinin dışında, kendilerine ait yaşamları da vardır. Belki de bu nedenle, Darlene'in kocası Osias, film boyunca hiç dile getirilmese de, karsının önce kuzeni Zezinho'yla birlikte olmasına ve bir çocuk yapmasına, sonra da genç ve yakışıklı Ciro'dan çocuk yapmasına ses çıkarmıyor. Çaresizlik, erkeği buna da sürüklüyor. Ve bir evde aynı kadını paylaşan üç erkeğe dönüyorlar zamanla.

Görmemiş, duymamış, bilmezmiş gibi yaparak... "Dünyanın Sonundaki Ev" tadındaki bu film, ilişkiler üstüne düşünmek ve büyük bir sakinlik duygusu içinde nefis Breazilya kırsalı manzaraları izlemek için ideal.

Goethe’nin de dediği gibi: "Bir kadınla erkeğin kalitesini kavga anlarında anlarsınız."

Ya da benim dediğim gibi:

Hayatınıza giren kadın, sizi yükseltir. Böylece görüş açınız eskiden çok daha zengin ve renkli olur. O manzara karşısında rakınızı alıp tek başınıza oturmayın. Bir kırmızı şarap açın ve günün altın sarısı ışıkları, turuncu ve mora dönerken, hayattan konuşurken, bir kadeh kırmızı şarap için. Bir kadeh de benim için...

Şerefinize!...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3667
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster