Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Aralık '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1297
 

'Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım'

'Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım'
 

İstiklâl Marşı şairimiz ve devlet adamı Mehmet Akif ERSOY (1873-1936)


İstiklâl Marşımızın şairi ve güftekârı Rahmetli Mehmet Akif ERSOY (1873 - 1936) günümüzden yetmiş altı yıl önce bugün İstanbul'da hayata gözlerini yummuştur.

O‘nun Çanakkale Destanı, Bülbül, Gitme Ey Yolcu ve Azmine Sarıl, Küfe, Hakkın Sesleri, Müslümanlık Nerede, Berlin Hatıraları, Umar mıydın gibi pek çok şiiri de dillerden düşmeyecek birer destandır.

O'nun şiilerinin pek çoğu bir bütün olarak olmasa bile bir kaç mısra, bir iki beyit ya da bir kıt’a olarak hep ezberimizdedir. Onun şiirlerinin taşıdığı düşünce özleri yanında, içerdikleri ses uyumu da o şiirleri bize sevdirir. O şiirlerin her biri dillere destan olmuştur.

1991 yılında TRT'de tanıştığım Azerbaycan'ın büyük şairi Merhum Bahtiyar Vahapzade konuşmamızın bir yerinde O'nun 'en büyük Türk Şairi' olduğunu anlatmıştı kısaca. O'na göre 'Akif'in üzerine başka bir şair de gelemez' idi.

Aydınlarımıza düşen sorumluluk Büyük Şair Mehmet Akif ERSOY’u unutturmamak, onun şiirlerini nesilden nesile yaymaya çalışmaktır.

Bugün toplumumuz üzerinde oynanan oyunlardan biri de Mehmet Akif ERSOY konusunda bir biri ile çelişen bazı yanlış değerlendirmelerden kaynaklanmaktadır. Bu açıdan kendisini 'münevver' ya da 'aydın' olarak gören kitleler içerisinde O'nun kişiliği, mücadelesi ve bazı şiirlerinin gizlenmeye çalışılması gibi bir çaba göze çarpmaktadır. Öyle ki Mehmet Akif Ersoy'un 'işgal altındaki' İstanbul'dan kendi isteği ile Ankara'ya gelerek Milli Mücadele için katkılarda bulunmaya çaba harcadığı da görmezden gelinir. O'nun Cumhuriyet ile ne kadar barışık olup olmadığına dair de somut hiç bir açıklamaları yoktur. Bu yüzden Mehmet Akif'in  yılları arasındaki Milletvekilliğini bile yazmaktan kaçınacak kadar kördürler.

Özellikle Mehmet Akif'in İstanbul'un işgali ile başlayan huzursuzluğu da görmezden gelinir. Özellikle çok yakın arkadaşlarından Hasan Basri Çantay'ın Akifname adlı eserinden hiç bir alıntı yapılmaz. Bu konuda aşağıdaki açıklamalar sanırım bazı yanlış değerlendirmeleri de göstermesi bakımından önem taşımaktadır.

'İstanbul'da rahat hareket etme olanağı kalmayan Mehmet Âkif, görevinden azledilmeden az önce oğlu Emin'i yanına alarak Anadolu’ya geçti. Sebil'ür-Reşad’ı Ankara’da çıkarması için Mustafa Kemâl Paşa'dan davet gelmişti. TBMM'nin açılışının ertesi günü olan 24 Nisan 1920 günü Ankara'ya vardı. Millî mücadeleye şair, hatip, seyyah, gazeteci, siyasetçi olarak katıldı. Ankara'ya varışından bir süre sonra ailesini de yanına aldırdı.

Ankara’ya geldiği günlerde, Mustafa Kemâl Paşa Konya vali vekiline telgraf göndererek Âkif’in Burdur milletvekili seçilmesini sağlamasını istemişti (1920). Haziran ayında Burdur’dan, Temmuz ayında ise Biga’dan mebus seçildiği haberi meclise ulaştı. Âkif, Burdur mebusluğunu tercih etti. Böylece 1920-1923 yılları arasında vekil olarak I. TBMM’de yer aldı. Meclis kayıtlarında adı "Burdur milletvekili ve İslam şairi" olarak geçmektedir.

1921'de Ankara'da Taceddin Dergahı'na yerleşen Mehmet Âkif, Burdur milletvekili olarak meclisteki görevine devam etmekteydi. O dönemde Yunanlıların Ankara'ya ilerleyişi karşısında meclisi Kayseri'ye taşımak için hazırlık vardı. Bunun bir dağılmaya yol açacağını düşünen Mehmet Âkif, Ankara'da kalınmasını, Sakarya'da yeni bir savunma hattı kurulmasını önerdi; teklifi tartışılıp kabul edildi.' (Alıntı yeri: Tr. Vikipedi.org)

Son yıllarda Mehmet Akif ERSOY'nu şiirlerindeki açıklamaları bir yana bırakılarak O'nun Türk değil de bir Arnavut olarak nitelendirimesi gibi maksadı aşan bazı siyasi açıklamalara yeltenildiğini görmemek mümkün değil. Prof. Dr. Kemal Karpat'ın O'nu, 'Baba tarafından Arnavut, anne tarafından Özbek asıllı Türk' olarak nitelemesi ise ne yazılır ne de kimi konuşmalarda değinilir ne yazık ki.

İki yıl önce bir açıklaması ile karşılaştığım Rumeli Balkan Federasyonu Kurucu Genel Başkanı Av. Özcan Pehlivanoğlu' na göre, 'Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un üzerinden günlük siyasetin sürdürülmesi ve O'nun Arnavutluğunun vurgulanması, Türk milletini ve Mehmet Akif’in her zaman Türk olmaktan ve Türk olarak adlandırılmaktan gurur duyan hemşerilerini ziyadesiyle üzmektedir.

Mehmet Akif, İstiklal Marşı’nda, 'Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihal' ve 'Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım' mısraları ile Türk Milletine mensubiyetini açıkca vurgulamıştır.

Unutulmasın ki; Türklük bir ırk değil, cefa ve safada birlikte olmayı, ortak tarih ve kültürü, konuşulan ve düşünülen dili, yenilende içilende birlikte duyulan zevki ve yüksek ahlak ile yaratıcıya sonsuz bağlılığı ve evliliklerde oluşan genetık zenginliği ifade eder.

Mehmet Akif bunların hepsinin farkında olan ve Arnavutluğunu inkar etmeden Türklüğü ile övünen, Türk Milletinin büyük bir tarihi şahsiyetidir.
Onu; Türklüğü kabul etmeyenlerin anlamasını da beklemiyoruz. Onun siyasete malzeme olarak kullanılmasını da asla tasvip etmiyoruz.'

Vatan, Millet ve İstiklâl Marşı şairimiz Mehmet Akif ERSOY Batı'nın ilmini alacağız Mehmet Akif'in yazdığı gibi ne ki bulandırılmamış biçimi ile İslâm Ahlâkı da bizim en kutsal değerlerimizdendir. Onun 13 Haziran 1329 (1913) günü yazmış olduğu:

Müslümanlık nerde? Bizden geçmiş insanlık bile! şiiri nasıl unutulabilir?

Mehmet Akif'in, 'Kim müslümanların derdini kendine mâl etmezse onlardan değildir' Hadis-i Şerifi'nden de esinlenerek yazığı bu önemli şiirinden bir kaç beyitini bir kaç kelimelik sadeleştirme ile günümüzdeki 'ayrılıkçılık' saldırganlığını da göz önünde bulundurarak birlikte okuyalım:

Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile.
Alem aldatmaksa maksat, aldanan yok, boşuna!

Kaç hakikî Müslüman gördümse: Hep makberdedir;
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir!

Kaç hakikî müslüman gördümse: Hep kabirdedir;
Müslümanlık, bilmem amma, gâlibâ göklerdedir!

İsterim sizlerde görmek ırkınızdan yadigâr !
Çok değil ancak Soylu evlâda layık, tek bir şiar.

Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdasına?
Benzeyip 'şirâzesiz bir kitabın parçalarına.

Hiç görülmüş müydü olsun birlik bağı darmadağın ?
Böyle olmuş muydu millet can evinden rahnedar (yaralı)?

Böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi?
Böyle âdet miydi, hiç çekinmeden, yemek insan leşi?

Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan!
Hey sıkılmaz ağlamazsan, bâri gülmekten utan?

Kahraman atalarınızdan sizde bir kan yok mudur?
Yoksa: Geleceğinizden korkulur, pek korkulur.'


Merhum Mehmet Akif'in içinde yaşamış olduğu dönemlerde çekilen baskılar yanında Balkanlar'da Rusya ile Batılı bir kaç devletin desteğinde yaşanılan acılar ve göçler süreci ile Osmanlı'nın çöküşü sırasındaki çalkantıları da içeren Zulmü Alkışlayamam şiirinin giriş bölümünü birlikte okuyalım:

'Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım!…
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam...'


Büyük şairimiz Mehmet Akif ERSOY'u rahmet ve saygı ile anarım. Nur içinde yatsın...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 619
Toplam yorum
: 654
Toplam mesaj
: 130
Ort. okunma sayısı
: 701
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster