Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Aralık '18

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
50
 

"Ben Ötesi Ben" Kavramı

"Ben Ötesi Ben" Kavramı
 

'Ben ve Ruhum-Ustam', Nodira İbrahim Güçsav, 2005


Ben Ötesi Ben

Bir sorum olacak: Kendinizi katı ve net olarak ‘ben şuyum’, ‘ben buyum’ diye yaşarken, bazen aynada size sizin gözlerinizden bakanın kim olduğunu ayırt edemediğiniz olmadı mı?

Hayat, bazen, bize, önemsiz ve değersiz olduğumuzu empoze eder... Hatalı, yanlış dolu biri ve hatta suçlu... Toplumda kim olsak olalım, hiç birimiz önemsiz ve küçük değiliz. Hepimiz hemen hemen aynı potensiallar, güçler, başlanğıç imkanlarla dünyaya gelmiş bulunuyoruz. Ama aile ve toplumsal hayata ilk adımlarımızı atmaya başladığımız andan itibaren bizi belli kavramlar içinde adlandırılmaya, nitelendirilmeye, tanımlanmaya başlıyoruz: cinsiyet, millet, inanç (din), toplumsal sınıflar, meslek, falan filan: (iyi adam, ters adam, kötü koca, iyi baba, hamuratlı kadın, azimli ve hırslı oğlan, yaramaz çocuk, deli dolu delikanlı, asi kız, saliha kadın… vs.vs.)

Etrafımızda sayısız ters, kısıtlı, bozuk, sahte aynalar oluyor ilk yaşlarımızdan ve bize bazı şeyler doğru, bazı şeyler yanlış diye yansıtılmaya başlanıyor zihnimizdeki kendi aynamıza, ona gore kendimiz hakkındaki fikirlerimiz de şekillenir. Ben buyum, ben şuyum diye kendimizi çoğunda yanlış tanımladığımızı daha sonra bazılarımız kavramaya başlıyoruz, ama bazılarımız karşısındaki ters ayna onu nasıl gösterıyorsa ona inanarak yaşar, davranır ve hayatın olayları, deneyimleri, değişmez gibi görünen faktörleri, sinav ve imtihanları karşısında BEN tanımlamamıza gore iş tutarız ister istemez. Bazen, içimizde gelişmek, değişmek için güçlü güdü sezeriz. Işte o zaman, benlik arayışlarımız belli süreye bizi ‘kendimizi’ unutmamızı ister.Kendini tanımak bir anlamda kendini unutmak değil midir?.. Kendini unuttuğunda dünyadaki, hayattaki, varoluştaki sonsuz ve sınırsız güzelliklere, farklı anlamlara açılabilirsin.

‘HER ŞEY, "BEN KİMİM?"  SORUSUNA CEVAP BULDUĞUN GÜN BAŞLAYACAK…’

Bir GÜN gelir belki,  ‘ben şuyum ve şöyle biriyim’ diye yaşayıp giderken, bir sabah farklı uyanırsın ve dünyaya açtığın gözlerinden daha farklı biri baktığını fark edersin…

Güneşin daha farklı güneş olduğunu, bulutların da şuurluı varlıklar olduğunu, insanların seslerinin, konuşmalarının, el, göz hareketlerinin onların bile haberi olmadan seninle haberleştiğini, bilinçaltının her zaman tüm geri kalan her şeyle sıkı bağlantıda olduğunu sezmeye başlarsın…

Her şeyin o güne kadar aklına bile gelmeyen şekilde farklı anlamları olduğunu yaşarsın…

Bizmişiz gibi gelen her şey ‘ben’ diye tanımladığımız kavrama uymaya-sığmaya bilir… Milyonlarça yılların genlerini bir araya getirmiş bir Genetik Kütüphaneyiz aslında. 60 trilyondan ziyade hücrenin birliğiyiz bedenen. Kollektif bilinç ya da beyinaltı planında belli evrensel, dünyavi ve hayati kodlamaları, sayısız yaşam deneyimlerin hatırasını, bireysel olarak anne rahminden beri oluşagelmiş reflekslerimizin canlı taşıyıcılarıyız biz.

Benlik hissiyatımız birden genişleyip, derinleşip, bir ucu sonsuzlukla birleştiği,  benliğimizdeki BİZLİK dediğimiz Varoluş topluluğuna dönüştüğü durumda zihnen ve bedenen çokça ‘başkalarının’ topluluğundan ibaret oluverdiğini yaşamak ilk başta her insanı şaşırta bilir. İster bunu neyropsikolojik durum deyin, ister mistik aşamanın bir belirtisi deyin, ister bilinçaltı-kollektif bilincin hakimeyetini dayattığı bir durum deyin. Ben daha çok İçsel Evrenin Yaşamı demeyi tercih ederim, Platonus’un ‘yukarılarda ne varsa aşağılarda da o var’ deyimini, ben, ‘Dış’ boyutlarda ne varsa, onun küçük modelinin içimizde de hem kendi alanını, hem dışarıyla sıkı sıkıya bağlanmış saat çarhları gibi Tek Sistem oluşturduğu kanısındayım.  Lakin, insan bütünden kendini ayrı his etmesi ve ayrı tutması mümkündür (belli yere kadar lazımdır da), bütünden çok fazla ayrı, içe kapanık sistem olduğunda bu ciddi sorunlar oluşturur… Bütünün doğal, işlevsel sisteminden fazla uzaklaşmak, kopmak, bozukluk, tecrit olmak sayılır ve bedende böyle hücrelere KANSER hücreleri derler, bilirsiniz…

İçinizdeki bu sonsuzluğu, bu ‘kalabalığı’ ve onların ilginç devinimlerini fark ettiğinizde İnsanlık boyutundaki yeriniz, tutumlarınız, toplumsal yaşamınızdaki yeriniz gibi alanlar bazen bir birinden uçurumlarla ayrılan, alakasız alanlarmış gibi az ya da çok bocalatabilir. Ama korkmayın, bir sistem varsa eğer, o sizin haberiniz ve kontrolünüz olmadan da oluşup, iyi kötü yaşadıysa ve sizi de yaşattıysa, onun işlevsel kuralları da vardır: kendi öğretmeye, kendi anlatmaya, kendi kendini düzenlemeye başlamıştır bile çoktan… Dinlemeyi bilin, farkında olmaya çalışın, seçimler yapın, yeter…. Beyinaltınız zaten çok işleri ‘arka planda’ kalarak, sanki yokmuş gibi yapmıyor mudur? Sizin haberiniz ve kontrolünüz olmadan çalışmıyor mu çok organlarınız? Ve neden hücrelerinizin de kendi şuuru olduğu konusuna inanmak güç oluyor? Ama bu durumu çocukluktan bilinçli dönemlere adım adım atmaya benzetmeye kalkaranız, ‘normal’ insan bilinci çok yüksek farkındalık, dikkat, öz-yönetim, disiplin gerektiren Yeni Şuur’un daha yukarı, ileri, daha geniş bilinci karşısında çocuksu kaldığını görebiliriz. O yüzden hep ‘doğru’ yaşamış, etkilere karşı ‘doğru’ verdiğiniz kanısıyla yaşadığınızda bile kaos ve anlamsız durumlar karşısında kalabildiğiniz hakkında sorulara ve taassuflara dalarsanız, artık yeni dönemde bilmeniz gereken bilgilere, bilinçli algı seçiciliği ve Öz kontröle ne kadar ihtiyacınız olduğuna dair ipuçları alabilirsiniz deneyimleriniz hemde araştırmalarınızdan. Seller ve depremler önlenmeye bilir ama karşısında nasıl davranacağınız, korunacağınıza dair hazırlıklı olabilirsiniz. İlişkilerdeki ve toplumsal olaylardaki duruşlarınız daha bilinçli ve bilgece olmak zorunda olduğunun farkındaysanız, bunu geliştirmenin de yolları vardır elbet. Çünkü insan sadece anatomi ve fizyolojide öğrendiğimiz gibi değil, çok daha karmaşık, farklı boyutlarıda geçen bir ‘çokluluk’dan ibarettir, öbür boyutlara da uzanan kısımlarınızın farkında olmazsanız, bilinaçtınızın ve üstşuurun mesajlarını alamazsanız yada doğru yorumlayamazsanız, bu geri dönüşsiz durumlar yarattığında pışmanlıklara, acılara yol açabilir.

  Ki, atom altı düzeylerdeki parçacıklar bile şuurlu davranışlar sergilediğini, izlenip izlenmediğine göre farklı iş gördüğünü vurguluyor modern fizik… Siz ise 65 trilyon hücreden ibaret Dünya’sınız insan olarak. Bunun dışında yedi şuur ve farklı varoluş katlarındaki enerjisel bedenlerimiz de olduğunu hesaba katsak…

Aynı mantıkda devam edersek… Aslında biz bile büyük sistemin hücreleri gibi değil miyiz? Toplumsal olarak, evrensel olarak boyutlara yukarıdan bakmayı başardığımız zaman, Büyük Dünya İnsanı (Âdem, Dünya Ruhu, Arhat, Manas, Büyük Ben, Dünya Ana gibi isimleri hatırlayın) bedenindeki sürekli ölüp-yenilenen, yarattığımız kültür olarak O’nun manavi varoluşunu da geliştiren, aklen ve ruhan Büyük Tek Beyin ve Tek Kalp(Sevgi)inin parçaları olduğumuzu tasavvur etmek zor değildir artık bu dönemde her kes için...

Dr. Nodira İbrahim Güçsav

'Kaynağın Kapıları' kitabından parça

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 121
Kayıt tarihi
: 24.11.18
 
 

1996 da El-Harezmi adındaki Harezm Devlet Üniversitasını tamamlayıp, Biyoloji öğretmenliği diplom..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster