Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '12

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
676
 

“Beni Sıkı Tut ve Bırak” ve hamur dişidir de…

“Beni Sıkı Tut ve Bırak” ve hamur dişidir de…
 

Piramid Sanat


INTERNATIONAL UNDERGROUND ÜZERİNE

Piramid Sanat bu günlerde mihengin yeraltındaki gizli nabızlar olduğu bir sergiye ev sahipliği yapıyor, serginin başlığı” INTERNATIONAL UNDERGROUND”. Sergide çalışmaları yer alan sanatçılar ne ünlü ne de zengin. Her zaman bu çekici konuya doğru ilerliyorum ki konu ruhsal yeraltının deşifresi ve Marchel Duchamp’ın pisuvarı olunca cömertçe yükseliyor zekam dile dökmek için tanrısal bir hızla. Sergide birbirinden farklı çalışmalar aynı zamanda da birbiriyle çarpışan, kesişen, teğet geçen alana konumlanışlarıyla etkili bir sunumla izleyiciyi içine çekiyor.

Havalanıp uçuverecekmiş gibi duran pisuvarı görünce David Midlebrook’a “Bir Nefes Temiz Hava” isimli bu çalışmasını soruyorum ve bu bir maske diyor, biraz temiz havaya ihtiyacımız var ve ekliyor, Marcel Duchamp hayatta olsaydı bu günlerde pisuvarı bize böyle sergilerdi. David ile sohbetimiz bir yanıyla beni Proust’un o meşhur sözüne götürüyor, “…bir miktar saf zaman” . David Middlebrook tıpkı Duchamp’ın yaptığı gibi hem çalışmasını kışkırtıcı bu anlatımla sunuyor hem de ona verdiği isimle sunumun etkisini güçlendiriyor. Ve şuna da vurgu yapıyor; aslında bu gün ne yaparsak yapalım Duchamp’ın 1917 de o pisuvarı sergi salonuna gönderdiğindeki etkiyi yaratamıyoruz. Bu yüzden zamanı da her şeyi tükettiğimiz gibi postmodern çöplükte öğütülen çöp zamana çevirmeyelim bir nefes temiz hava alalım ve bir köprü kuralım geçmişte yapılanlarla aramızda, çalışmamızın hareketinin ivme aldığı nokta tam da bu nokta olsun. Diğer yandan bu kitschmiş gibi algılanabilir ilk görüşte ve bu bizi yıldırmasın. Çağ ikilemler çağı ve çoklu ikilemlere açık bir anlatım David’in çalışması.

Salonda duvar kağıdına yazılmış başlangıcı ve sonu olmayan sözcükler karşılıyor izleyiciyi. Ve bu duvarı karşıdan görebilecek bir bilgisayar oraya konumlandırılmış. Sanat yapıtlarının ne kadar da metinlere bağlı kaldığını ti’ye alan bir çalışma Eva Beierheimer ve Miriam Laussegger’in hazırladığı bu çalışma. Bu proje için oluşturulmuş program orada bilgisayarda açık. Bilgisayardan özne, yüklem, sıfat, edat, vb. sözcükleri istediğiniz harflerden seçiyorsunuz ki, her harf için çokça sayıda sözcük sanat sözlüğüne eklenmiş, ve enter tuşuna bastığınızda karşınıza seçtiğiniz sözcüklerden kurulu bir metin çıkıveriyor. İzleyiciyi  “anlaşılamaz metin yazamazsam ya da yazılmazsa benim çalışmam kimin umurunda?” soruyla cebelleştiren bu sunum bir bilgisayar oyunu gibi. Çalışma bize sanat yapıtlarını metinden bağımsız hale getirme çağrısını yaparken bizi doğrudan daha önceden yazılmış bir başka metne de yöneltiyor; Bedri Baykam’ın “Maymunların Resim Yapma Hakkı” nın ikinci bölümünde “Duchamp Sonrası Kriz” de sanat yapıtlarının metne ne kadar bağımlı olduğundan söz ettiği makaleye.

Sergide bu yazıya da başlık olarak kullandığım “Beni Sıkı Tut ve Bırak” adlı video sunumuyla yer alan Ray Harris, serginin kataloğunda “Ray Harris orta yaşlı bir adam değildir” diyor. Burada yine Ray bize çoklu ikilemlerin kapısını açıyor. Videoda hamurdan yapılmış bir manken ile sanatçının tatmin edilmemiş duygularının üzerine gidişinin mücadelesi var. İzleyicide genel yargı üzerinden biri dişi, diğeri erkek algısı uyandıran bu sunum adeta iştahlı bir sevişme üzerinden anlatılıyor. Oysa hamur dişidir ve doğurgandır, mayalanarak çoğalan bir şey.

Videoyu izlerken çınlayan sorular, bir yandan cinsel yönelimlerimize gönderme diğer yandan, şehvet anlarının özgürleşmesi, özellikle bizim gibi toplumlarda kadın için bu. Kadın diyor ki, beni olanca şehvetinin gücüyle tut ve aynı güçle de özgür bırak. Belli bir ön kabulle örgütlenmiş toplumsal bakış açısı için incitici olsa da durum ve çığlık bu.

Birdenbire Lautreamount’un 5.Şarkı’daki “…Son bir söz… Bir kış gecesiydi. Çamların arasında uğuldarken karayel, karanlıkların içinden kapısını açıp bir oğlancıyı içeri aldı Tanrı.” dizesine gittim. Tanrı erkektir ya…

Burada ayrıca üzerinde durulması gereken malzeme seçiminin hamur olması. Modern işlenmiş bir malzeme değil de hamur. Çok etkilendim ben bu çalışmadan. Ne kadar da kişisel gibi görünecek kadar yalın bir o kadar da toplumsal meselelerle yoğun ilgili.

Peter Polach’ın çalışması da yine kışkırtıcı bir isimle adlandırması ve içeriği bakımından sanat yapıtlarının metinlerle doldurulmasına ve güçlendirilmesine gönderme. Çalışmasına verdiği isimle ( “eğer akıl bir penis olsaydı buna mastürbasyon denirdi” ) hem tabu kıran hem de polyesterleşen ilişkilerin, derinliksiz bir düzlemde, kaygan bir zeminde, içeriksiz, salt sanat yapıtı, eleştirmen, otorite üçgeninde varolmasına dayanarak yaşanıyor olduğuna vurgu. Çağdaş sanat dünyasındaki bu döngü kutsal anafora dönüşmüş durumda. Peter Polach bu çalışmanın varolma sebebinden söz ederken, “…bir galeride gururla önümde duran bir sanat eserinin benim aklımda varlığını kanıtlamak için hiçbir şey söylemediği ya da hiçbir ipucuyla katkıda bulunmadığı an…” diyor.

Bu durum teknik olarak kusursuz bir şiirin ya da müzik eserinin içine işlememesi gibi bir durum da değil, söz ettiğimiz üçgeni oluşturan işin başındakilerin pohpohlanıp yüceltilmişlikleriyle yapıtı kutsamaları ve yapay bir salınım ve solunumla piyasa oluşturmaları.

Belvedere kaybolmuş bir şaşkın değil, bir zangoç kendi sesini duymadan bağırmakta… Ve bu sergi Guiseppe Belvedere’ye adanmış. Bedri Baykam’ın telefon ile video çekimini yaptığı ve adına “Hazır-Yapım Anı” dediği Guiseppe Belvedere belgeseli bir yandan çağdaş sanatın varoluş nedenlerini bünyesinde taşırken, diğer yandan ülkemizde son günlerde dayatılan hayvan karşıtı yasaya işaret. Belvedere 6 yıl bankacılık, 25 yıl restoretör olarak çalıştıktan sonra uzun zamandır, Paris’te Müze duvarının önünde düzenli olarak güvercinleri besleyen ve güvercinleri beslediği için Paris Belediyesi tarafından evinden atılıp eski bir arabada yaşayan Paris Beyefendisi.

İçeriden bir duyarlılık Belvedere’nin duyarlığı ve hepimizin yaşamla yüzleşmemiz gerekirken  vereceğimiz refleksin başlaması gerektiği yerden başlıyor tam da kendimizden.

Bu video beni ister istemez daha duygusal metinler yazmaya yöneltti. Belvedere içimizdeki çocukluğun insana dönüşmüş hali bence, o ev duygusunu yasalar arasında unutan içimizdeki yakutlaşmış mertebe. Önünde saygı ile eğiliyorum. Bu dervişin ruhumuza fısıldayacağı bir şeyler mutlaka var, arınmak uğruna…

Sergide "Bir Virüsün Anatomisi" adlı dijital sunum, Genco Gülan’ın çanak antenle Yarım İskender başını birleştirdiği “Dijital Rüya” isimli çalışması ile “Politik Karbon” çalışmaları, Third Belgrad’ın “Zihinsel ve Fiziksel Sanatsal Alan” isimli çalışması, Radendo Milak’ın “Savaşın Köşesinden Mektup” başlıklı çalışmaları, … daha pek çok ezbere bilmediğimiz şeyler var.

Son dönemde karşılaştığımız entelektüel sunumlar, bilgi ve deneyimler, sınıflandırılmış ve sınırlandırılmış tepkiler ve çözümler üretmemize neden oluyor. Bu sergi bana oldukça içerikli ve pompalanmış yapay ruhlardan uzak geldi. Kısaca iyi geldi.

En iyiler daima en alttadır.

25 Ekim 2012

Zeliha Demirel

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 83
Toplam yorum
: 42
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 588
Kayıt tarihi
: 05.03.09
 
 

Konya Akşehir doğumluyum. Selçuk Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, İnşaat Mühendisliğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster