Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Kasım '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
3190
 

"Bir manitam olsa/ampulü patlak olsa"

"Bir manitam olsa/ampulü patlak olsa"
 

Öyle görünüyor ki, önümüzdeki günlerde bunca sorunumuzun arasına bir de “İzmir sorunu” eklenecek. Geçen Pazar günü İzmir’de DTP konvoyunun taşlanması olayından yansıyan fotoğraflar bu müstakbel sorunumuzun habercisi gibi… İzmir giderek, ulusalcı kibrin, “laik” kisveli dogmatizmin, bencilliğin ve tahakkümcü devlet dilinin gözle görülür, elle tutulur bir simgesi haline geliyor.


Dini duyarlılıklara, Kürtlere, azınlıklara, demokratlara muhalif olmayı muhalefet sanan, gerçekte ise çürümüş ve çökmekte olan statükonun savunuculuğunu yapan bir anlayışın merkezi haline getirilmek isteniyor İzmir. Herhalde bu ülkede eskiyle yeninin arasında bir iç savaş ya da Kürt-Türk çatışması gibi bir şey çıkacaksa bunun fitili İzmir’den ateşlenecek.


Ancak bir şehirle ya da genel anlamda bir sosyal olguyla ilgili olarak bu tür bir tespit yapmaya çalışırken önümüze önemli bir sorun çıkar: Genelleme sorunu… Bütün genellemeler kusurludur, sakattır (bu genellemenin kendisi bile), birçok şeyi dışarıda bırakır, birçok noktayı da haksız yere kapsam içine alır; ancak sosyal konularda genelleme yapmadan da hemen hemen hiçbir şey konuşulamaz. O nedenle bu yazıdaki İzmir'e dair genellemenin bazı kapsam kusurları içereceğini peşinen belirtelim. İzmir dediğin karakteri az çok belli bir birey değil, içinde farklı karakterde, farklı düşüncelerde milyonlarca insanın yaşadığı bir şehir. Dolayısıyla, gördüğümüz her İzmirliye yukarıdaki nitelemeleri yapıştıramayız; yazının bundan sonraki bölümünde bahsedilen "İzmirli", bu yazının konusu olan "tırnak içinde" İzmirliler olacaktır.


Evet, genellemeler sakattır ama buna rağmen bugün bir İzmirli tavrından bahsedebilmek de mümkün. Mesela bu ülkenin hiçbir şehrinde insanlar bir siyasi tavır olarak evlerine bayrak asmıyor. Bayrak asmak yanlış değil, bunu bir siyasi araç olarak kullanmak yanlıştır. Türk bayrağı bir partinin, bir siyasi görüşün bayrağı değil, hepimizin bayrağıdır. Birileri onu sahiplenip birilerine karşı kullanmaya başlarsa o bayrak bu ülkenin ortak simgesi olmaktan çıkar. Ayrıca asılmasının ve indirilmesinin kanunla belirlenmiş kuralları vardır. 2893 sayılı “Türk Bayrağı Kanunu” incelenirse, bayrağın o apartmanlara bir siyasi pankart gibi asılmasının kanuna aykırı olduğu kolayca anlaşılır.

İkinci ve daha belirleyici bir İzmirli duruşu milliyetçiliktir. Özellikle büyük şehirler arasında hiçbir şehirde İzmir’deki kadar yoğun bir milliyetçiliğe rastlamıyoruz. Hemen hemen aynı milliyetçi tabana hitap eden CHP ve MHP’nin son yerel seçimde İzmir’deki toplam oy oranı yüzde 62’yi buluyor. Bugün bir seçim yapılsa bu oranın daha da yüksek çıkması muhtemeldir.

Bir başka İzmir gerçeği laik yaşam tarzı duyarlılığıdır. Ancak bu öyle herkesin inanma inanmama özgürlüğüne saygılı bir laiklik anlayışı değildir. Tanımını da kendisinin yaptığı laikliğin dogmatik biçimde benimsenmesine dayanan bir çeşit laikçilik dinidir. Bir sofu Müslüman için Allahın varlığı nasıl tartışılmaz bir dogma ise bu anlayıştaki bir kişi için de kendisinin tanımladığı laiklik tartışma dışıdır.


Daha acı bir İzmir gerçeği son zamanlarda iyice yükselen yoğun bir Kürt düşmanlığıdır. Kürt düşmanlığı, İzmir’e özgü değildir, Türkiye’nin Batısındaki birçok şehirde rastlanan bir olgudur. Ancak hiçbir şehirde İzmir’deki kadar sistematik hale gelmemiştir. İzmir Türkiye’de en yoğun Kürt göçü alan şehir değildir, Kürt nüfusun en yoğun olduğu il değildir, PKK’yle mücadelede en fazla şehit veren il değildir, bir ara PKK’nin şehir merkezlerinde yoğunlaşan bombalama, kundaklama gibi terör eylemlerinden en fazla zarar gören şehir değildir. Buna rağmen Türkiye’de Kürt düşmanlığının en gözle görülür şekilde tezahür ettiği yer İzmir’dir. Yani bu düşmanlık, kendisine yönelik bir tehdit algılamasından kaynaklanan bir tepkiden ziyade kendinden farklı olana karşı bir tahammülsüzlükten doğan bir tavır gibi görünüyor.

Ne yazık ki bu tahammülsüzlükten payını alan sadece Kürtler değil. Bir siyasi parti olarak AKP ve onun tabanındaki insanlar da İzmir bağnazlığının hedefi durumunda… Bir insan, bir topluluk, bir şehir bir siyasi partiye, bir siyasi görüşe muhalif olabilir; onu beğenmeyebilir, sevmeyebilir, oy vermeyebilir. Bunlar onun en doğal hakkıdır. Ancak bu sevmeme, onaylamama tavrı kategorik nefret ve düşmanlık biçiminde tezahür ediyorsa burada ciddi bir yanlış ve sorun vardır (kategorik düşmanlık: bir şeye sırf “o” olduğu için, başkaca bir sebep olmaksızın düşmanlık beslemek). İzmir’de nüfusun önemli bir çoğunluğunun AKP’ye karşı bu tip bir kategorik nefreti mevcut. Karşıyaka taraftarlarının bir tezahüratı var;

“Ooo bir manitam olsa
Ampulü patlak olsa
Adı da Tayyip olsa
Bir k..sam laik olsa
Türkiye laiktir laik kalacak
Türkiye laiktir laik kalacak!”


Şimdi futbol takımı taraftarları arasında bu tür küfürlü, ırkçı, lümpen siyasi tezahüratlara dünyanın her yerinde rastlanabiliyor. Böyle bir şeyin İzmir’de de oluyor olmasında o kadar da şaşılacak bir şey yok. Burada şaşırtıcı olan şu: İzmirli aklı başında, olgun, okumuş yazmış, aydın, futbol fanatiği diyemeyeceğimiz birçok insan bu küfürlü tezahüratların yer aldığı videoları beğeni ve takdirle izleyip birbirlerine gönderiyorlar, altına onaylayıcı yorumlar yazıyorlar. Burada hiçbir anormallik görmüyorlar. Bu da bize bir başka şeyi gösteriyor. Bu anlayıştaki insanlar için AKP sadece kendileri gibi düşünmeyen kişilerin partisi değil her türlü aşağılamaya, hakarete, küfre müstahak şeytani bir düşman…


Yani özetle, bugün İzmir’in kimliğine damgasını vuran ayırt edici özelliklerine baktığımız zaman hiç de bu şehrin imajına yakışan iç açıcı şeyler görmüyoruz. Sosyolojik boyutta farklı etnik kimliklere, farklı inançlara kuşku ve düşmanlıkla bakıp onları ötekileştiren bir tahammülsüzlüğün ve dışlayıcılığın; siyasi düzlemde ise faşizan politik yapıların kolayca kitlesel manivelası haline gelebilecek bir bağnazlığın, milliyetçiliğin, zenofobinin esiri haline gelmiş durumda…

“Günümüzün İzmirlisi, Cumhuriyet’in yaratmak istediği tek tip örnek vatandaş projesinin vücut bulmuş halidir” desek pek de yanlış olmaz. Zaten İzmirliler de bu özellikleriyle övünürler. Ancak asıl sorun da bu “proje” den kaynaklanmaktadır. Çünkü bu “devlet ideolojisine uygun vatandaş yaratma” projesi Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana cebelleştiğimiz birçok sorunun temel sebebidir. Bu proje vatandaş tek tiptir. Türktür, Sünnidir, Atatürkçüdür, doğuştan askerdir, milliyetçidir, devletçidir, sağcıdır, devletin izin verdiği ölçüde solcudur vs… Tek tipliliğin doğası gereği de farklılıklara tahammülsüzdür. Kendine benzemeyene, kendisi gibi olmak istemeyene kuşkuyla bakar. O kuşku da gerilim anlarında kolayca düşmanlığa ve çatışmaya dönüşür. Projenin çıkmazı da buradadır. Hayat tek tipli değildir ve tek tiplileştirmeyi asla kabul etmez.


İzmir’de son yıllarda olan bitenin ve önümüzdeki günlerde tüm Türkiye sathında muhtemelen olabileceklerin temelinde Cumhuriyetin proje vatandaşlarıyla o kalıba uymayan, girmeyen, giremeyen bu yüzden de devletin nezdinde bir türlü makbul vatandaş olamayanların (sözde vatandaş!) çatışması vardır. Cumhuriyet, onca çabaya rağmen tüm uyruklarını o Prokrustes yatağına yatıramadı ama onların azımsanmayacak bir bölümünü kendine benzetmeyi başardı. İşte devletin yapamadığı şeyi şimdi onun yerine o yataktan geçmiş olanlar yapmaya çalışıyor. İzmir bağnazlığından söz ederken bunu anlatmaya çalışıyoruz.

ÇokEskidendi bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İzmirlilerin dtp ( pkk) karşı taşlı protestosunu eleştirmişsiniz ama pkklıların tüm türkiyedeki havai fişekli saldırıları galiba size çok normal geliyor veya insanları artık alıştırdılarki başta siz olmak üzere çoğu insan görmezden geliyor. Bu kadar karışıklıkda izmirlilerin tepkisini görüyorsunuz. Demekki aklı başında ve medeni bir şehir olan izmirliler bile haksızlıklara dayanamayıp taşlı sopalı tepki verdiler. İsviçrede bile küresel bir soruna karşı isviçreliler sert tepkilerde bulundular. İzmir AKP'li olsaydı bunları yazmazdınız herhalde.

balaban bal 
 02.12.2009 9:46
Cevap :
Bir sonraki yazımı da okuyun. İzmir AKP'li olsa da fark etmezdi.  04.12.2009 23:40
 

Bilmiyorum dinimizle, kültürümüzle ve sınıfsal konumumuzla ezilen bir kesimden geldiğim için bana bazı şeyler anlamsız geliyor. Küçük burjuva olmak, zengin olmak, müthiş camekanlara sahip olmak bunlar modernlikmidir? Ya da sol'la ne tür bir ilişkisi vardır bilemem. Belki beni aşıyordur. Akp karşıtlığının bile satın alınmış olduğu bir devirde, bazı değerler vardır satın alınamaz. Bunlardan bir kaçı da sol'un taşımış olduğu evrensel değerlerdir. Anti faşist olması, ezilenden yana olması, anti emperyalist olması, laik olması gibi. Bunlardan biriyle solcu olunmaz ama İzmirli olunur zannediyorum. Bununla da gurur duyarken yanında en iyi bira ve midye tava gider zanlımca. Tabi garsonu kürt olursa değmeyin kimsenin keyfine. (Çünkü onlarki ilelebet garson ve amele kalacaktır bazılarının gözünde.) Teşekkürler güzel yazınız için. Olay budur. Yorumlara yazdığınız cevaplarda mezesi olmuş haberiniz olsun. Antep Mutfağı bu olsa. ...:)

S.Kar 
 01.12.2009 13:42
Cevap :
Ben teşekkür ederim değerli blogdaşım. Onur verdiniz. Siz de çok güzel özetlemişsiniz durumu. Selam ve saygılarımla...  02.12.2009 10:47
 

Görüş bildirmem ne kadar doğru bilmiyorum, çünkü Türkiye tarihini çok iyi tanımıyorum. Fakat bundan on yıl önce bu kadar ayrıştırmanın şahidi hiç olmadım gibime geliyor. Yoksa farkında mı değildim. İnanın bilemiyorum...Atasözlerini ben çok seviyorum beni bugüne kadar hiç yanıltmadılar. Bir tanenesi diyor: Balık baştan kokar...Bence sorun burada gizli. Sağlıklı günler dileklerimle...

Gül AYAN 
 28.11.2009 13:18
Cevap :
Türkiye'yi fazla tanımadığınızı biliyorum Gül Hanım, ama siz sağlıklı düşünebilen bir insansınız. Şimdi burada uzun uzun Kürt meselesini anlatabilmem mümkün değil ama özetle şöyle tarif edebilirim: sizin bir Türk olarak Bulgaristan'da uğradığınız muameleye burada Kürtler uğruyor. Elbette bire bir aynı değil ama çok benziyor. Bütün mesele bu... Size de iyi bayramlar ve sağlıklı mutlu günler.  28.11.2009 21:51
 

Hepsinin gururla anlatacağı bir Rum dostu vardır (!) Siz bu iğneli yorumunuzla ırkçı değil misiniz şimdi Aylin Hanım? Evet din baskısı istemiyoruz... Çünkü dini ibadetlerin şova döndüğü bir ülkedeyiz. Öyle akrabalarım vardı ki 5 vakit namaz kıldıklarını öldüklerinden sonra öğrendim. Güya DİN Allahla Kulun arasında. AKP RUHBAN SINIFINDAN BETER benim gözümde... Bu arada Celal Bey, sabırla verdiğiniz yanıtlar için saygılar ve teşekkürler... Şunu söylemeliyim... Evet, maalesef şu düşüncedeyim. AKP içindeki kişiler Refah zamanından beri ortaya çıkan video bantlarında sayısız kez "Demokrasi ve İslam bir araya gelmez" demişlerdir blirsiniz. Ben de diyorum ki AKP ve Atatürk Sevgisi yan yana koca bir yalan. Haa şu vardır. Aslında Atatürkçüdür ama ticari çıkarları için gizliden AKP'ye oy veriyordur. Bence bu da Atanın emanetine ihanettir. 60 darbesinden sonra AP'yi 1. parti seçmiş İzmir Cumhuriyetin ilanından bu yana sadece 2002'den beri eğilime uymuyorsa herkes dursun bir düşünsün.

Savas Savasan 
 27.11.2009 14:14
Cevap :
Merhaba Savaş Bey. Aylin Hanım yorumunda hiç de ırkçılık yapmıyor. Bir durum tasvir ediyor; tıpkı sizin yaptığınız gibi o da gördüğünü kendince yorumluyor. Ve bu yorumdan çıkarılacak en uzak sonuç ırkçılık. Küçük bir azınlık dışında kimse bu ülkede din baskısı istemiyor, kimse bunu kabul etmez. Siz Refah Partisi zamanında takılıp kalmışsınız. O günden bu güne çok zaman geçti. O günden bu yana nice İslamcı demokrat olurken nice keskin solcu faşizme evrildi. Bunları da düşünmek lazım. Katkınız için tekrar teşekkür. Selamlar.  30.11.2009 22:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3692
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster