Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Aralık '16

 
Kategori
Müzik
Okunma Sayısı
382
 

‘Bir Nefeste Arguvan’ klibi ya da türkülerin başkentini sıradanlığa teslim etmek

‘Bir Nefeste Arguvan’ klibi ya da türkülerin başkentini sıradanlığa teslim etmek
 

Ankara Arguvanlılar Kültür ve Dayanışma Derneği ile İnönü Üniversitesi’nin ortaklaşa hazırladığı ve üç eserden (türkü) oluşan klibin sunum toplantısı geçtiğimiz günlerde, Ankara’da yapıldı. 
 
Çalışma, Arguvan türkülerini ve bu türkülerin eşliğinde Arguvan’ı geniş kitlelere tanıtmayı amaçlıyor.
 
"Bir Nefeste Arguvan" başlıklı çalışma, iyi niyetli bir çabanın ürünü. 
 
Ancak, son yıllarda Türkiye'de şehir ve ilçe tanıtımlarında kullanılan basit bir şablonun, sanatsal bağlamda evrensel özgünlüğe sahip ‘türkülerin başkenti’ Arguvan ve türküleri için uyarlanması, bu özgünlüğün, Arguvan’ı temsil etme iddiasında bulunanlarca bile yeterince anlaşılmadığına dair işaretler vermesi açısından ironik bir görüntü arz ediyor. 
 
Hayalî’nin, ‘Bilmezler’ gazelindeki “O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler” durumu yani…
 
Özgünlüğü zehirlememek koşuluyla, sanatsal eylem, belirli bir düzey ve dozda takliti de içinde barındırabilir. Sanatın doğasında taklit / öykünme / aynı yolu ya da uslubu takip etme / örnek edinme de bulunur. 
 
Buna itirazımız olmaz. 
 
Ancak, 2000'li yılların başında dünyada "Playing For Change" ile başlayan, Türkiye'de ise "Doğa İçin Çal" ile müzikal dünyamıza giren klip tekniğinin, özellikle "Diyarbakır İçin Çal - Suzan Suzi" klibi ile şehir tanıtımları için uyarlanmaya başlanmasından birkaç yıl sonra, koyu bir taklitçilik tutkusuyla Arguvan için kullanılması yaratıcılıktan yoksunluğu gösterdiği gibi, taklitçiliğin sahneye sürdüğü yüzeysellik, Arguvan’ın sanatsal derinliği ile tümüyle çelişiktir. 
 
Aynı teknikle Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin “Malatya İçin Söyle”, Battalgazi Belediyesi’nin “Battalgazi İçin Çal” sloganları ile birer klip hazırlatmış olduklarını hatırlatalım. Malatya Büyükşehir Belediyesi ve Battalgazi Belediyesi’nin taklitçi, yani bir başkasının zihinsel yaratıcılığı üzerinden bu alanda birşeyler yapma girişimini anlamaya çalışabiliriz. Nihayetinde, bu belediyeleri yönetenlerin sanatsal beğeni düzeylerinin ve estetik kaygılarının, fabrikasyon heykel (!) imal eden demirci atölyelerinde ucube kayısı anıtları yaptırıp, şehrin muhtelif yerlerine dikmek, ya da bin yıllık Roma surlarını yıktırıp yerine sıfır km. taşlarla sur inşa ettikten sonra, tarihsel / kültürel mirası ayağa kaldırma (!) iddiasını propaganda etmekle sınırlı olduğunu biliyoruz. Bu nedenle, adı geçen belediyelerin bu alanda hazırlattıkları çalışmaları eleştirmek bile, zaman, zihin ve klavye israfıdır.  
 
Ancak, Arguvan kültürel ve sanatsal genetiğinin yarattığı ve dünya kültür mirasının müzikal hazinesinin tamamlayıcı bir ögesi olan türkülerin ve o türküleri üreten toprakların tanıtılmasını kendine dert edinen kurumların fabrikasyon üretim yapan klip yapım şirketlerinin sıradanlığına teslim olmak gibi bir lüksünün olamayacağını düşünüyorum. Arguvan için böyle bir çalışma yapılacaksa, bu çalışmayı üstlenenler, Arguvan’ın dünyaya kazandırdığı sanatsallığın derinliğine ve biricikliğine vakıf olmak, bu biricikliğe yakışan bir bilinçle birşeyler üretmekle mükelleftir. Aksi, sıradanlaştırmak / aynılaştırmak olacaktır ki, bu da Arguvan’a yapılan bir haksızlık olacaktır. 
 
Sözlükler, ‘özgün’ kavramını, “Yalnız kendine özgü bir niteliği olan, kopya ve taklit olmayan” minvalinde tarif ediyor. 
 
Arguvan türküleri, bu türkülerin söyleniş uslubu, icra ritüelleri ve kimi enstrümanları tümüyle özgündür / kendine hastır ve dolayısıyla kopya ve taklit değildir. 
 
Kültür ve Turizm Bakanlığı Arguvan türkülerini Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alırken gerekçelendirmeyi de zaten bu özgünlük üzerinden yapmaktadır: “Anadolu halk şiirinin ve halk müziğinin özellikli kaynak yörelerinden biridir. Türk halk müziği literatüründe ‘Arguvan ağzı’ olarak isimlendirilen Arguvan türküleri, yöreye has bir söyleyiş üslubuna sahiptir”. 
 
Dolayısıyla, derin kültürel damarların beslediği sanatsal yaratıcılığın eseri olan bu türkülerin ve o türkülere hayat veren toprakların sıradan ve taklit / kopya bir teknik ile tanıtımını ya da ecnebice deyimi ile prezantasyonunu yapmak, en hafif deyimi ile Arguvan türkülerinin benzersizliğindeki ruha vakıf olamamakla açıklanabilir
 
Hele sözkonusu çalışma İnönü Üniversitesi ile ortaklaşa yapılmış ise, bu durumda eleştiri dozunu yükseltmek gerekir belki de. Çünkü akademi, belirli sınır ve kurallarla alıntı yapabilir, esinlenebilir ama günün sonunda kendi özgün üretimini ortaya koymak / kendi değerini yaratmak zorundadır. 
 
Oysa, "Bir Nefeste Arguvan" çalışması, Arguvan Türküleri’nin özgünlüğüne inat, taklitçi bir yol izliyor. “Playing For Change” ile doğan,  "Doğa İçin Çal" ile Türkiye’ye transfer edilen,  “Diyarbakır İçin Çal” ile, türküler eşliğinde şehir tanıtımlarına dönüştürülen ve kolaycı belediye yönetimlerinin ‘sanatsal’ etkinlik diye faaliyet envanterine yazdırarak popülerleştirdiği ve yeni bir harcama kalemi yaratılmasına yarayan tekniğin Arguvan’a uyarlanması. 
 
Hepsi bu. 
 
Tekniğin Türkiye’ye, özellikle de şehir tanıtım filmlerine uyarlanma biçiminin bizatihi kendisi oldukça sorunlu zaten. 
 
Şehri tanıtma iddiasındaki, 2,5 ya da 3 dakikalık müzikal kısa filmin içine, türkünün her bir cümlesini seslendiren 12- 14 sanatçı ya da sanatçı adayının yerleştirilmesi, arka plandaki şehrin tanınmasını / öğrenilmesini kesin biçimde sabote eden bir zafiyet barındırıyor. Üç dakika içine yedirilen 12-14 kişi, kameranın zoom yaparak izleyicinin gözüne soktuğu enstrümanları ile birlikte tümüyle odak dağılmasına yol açarken, arka planda tanıtılmak istenen kentin, doğa / tarih ya da kültürel mirasa ilişkin görüntü yoğunluğu bir süre sonra flulaşmakta / belirsizleşmekte / kaybolmakta / anlamsal varlığını yitirmektedir. 
 
Bu bağlamda, "Bir Nefeste Arguvan" özeline gelirsek; 2.40 dakikalık ilk türkü için tam olarak 12 sanatçı kameraların karşısına geçiyor. 160 saniyelik eserde, 12 kişi, (+1 tekrar) ortalama 12 saniyelik sürelerle türkünün birer dizesini okuyor.  Klipteki 3. Türkü de farklı değil, yine tam anlamıyla, izleyicinin üzerine bir sanatçı ve enstrüman bombardımanı ile karşı karşıyayız. 
 
Diğer yandan, dünyaya nam salan bestelerine ve güftelerine koşut, bir de kendi özel enstrümanını yaratmış Arguvan toprakları üzerinde, şırıl şırıl sesleri ile doğanın bestesini seslendiren çayların kıyısında, müziği sentetikleştiren tavrı ile org eşliğinde Arguvan türkülerinin okunması, izleyicide (en azından bende) doğaya atılmış bir pet şişenin doğa ile çatışmasını / uyumsuzluğunu çağrıştırıyor. Bu çağrışım, Arguvan türküleri ve o türkülerin yaratıcısı toprakların otantikliğine aşikâr bir haksızlık duygusu imal ediyor. 
 
Klibin görsel dili de sorunlu. Arguvan coğrafyası / kültürü ve mekânsal karakteristiğini segileyen birkaç plan dışında, tümüyle yeşil topraklar / bu toprakların tamamlayıcı süsü yeşil ağaçlar / çaylar / ağaçların çevrelediği ev kümeleri….  Yani bu klip, bahar aylarında, yukarıda betimlediğimiz tabiata sahip herhangi bir coğrafyada çekilse ve altyazı olarak ‘Arguvan’ diye yazsa ortaya farklı bir eser çıkmayacak. Çünkü görsel dile de öznellik değil, pastoral bir anonimlik hâkim. O kadar ki, Arguvan’ın (Kızık) bulaşık yıkamakla ünlü balıklarının yaşam mekânı olan göl bile, herhangi bir yapay göl gibi görüntüye aktarılmış…
 
İki düzine sanatçı adayının seslendirdiği iki türkü arasına sıkıştırılmış 1.20 dk. (80 saniye) süreli, Arguvan türküleriyle özdeşleşmiş sanatçı Erhan Yılmaz’ın seslendirdiği ikinci eser, Eymir Köyü’nde etnoğrafya müzesi görünümlü mekândaki arka planı ile klibe kısmen değer katıyor olsa da, klibe hakim olan taklitçi / kopyacı tekniğin yarattığı sıradanlığı ortadan kaldıramıyor doğal olarak…. 
 
Her şeye rağmen, emek verenlere teşekkür etmek gerekir yine de. 
 
Peki, hem bir çalışmayı bu denli eleştirmek, hem de nihayetinde emek verenlere teşekkür etmek bir çelişki midir?
 
Hayır; tam tersine, iyi niyetli emeğin hakkını teslim etmekle birlikte, emeğin doğru konumlandırılması gerektiğini ve iyi bir çalışmanın ortaya konulması için sadece iyi niyetin yetmediğini, bir de üretken zekâya / özgün düşünce ve eylemselliğe ihtiyaç olduğunu göstermek gerekir kimi zaman. 
 
Bunu yaptık. 
 
Çünkü, türkülerin başkentine / onca imkansızlığa karşın yıllardır dünyanın tek türkü festivalini sürdüren Arguvan’a bu taklitçilik / kopyacılık / kolaycılık yakışmıyor.  
 
Kayda geçirelim / uyaralım istedik. 
 
 
...
 
'Bir Nefeste Arguvan' çalışmasını aşağıdaki bağlantıya tıklayarak izleyebilirsiniz
https://www.youtube.com/watch?v=QkqfGft4-rU

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 646
Kayıt tarihi
: 24.04.12
 
 

Gazeteci / Bakü Sosyal Yönetim ve Politika Enstitüsü Politika Fakültesi Sosyal Siyasi İlişkiler T..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster