Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mart '07

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
2857
 

"Bir zanbağın" mektubu

"Bir zanbağın" mektubu
 

Sevgililerin “aşk” adını verdikleri hayâli çocuğu besleyen, büyüten en temel gıdalardan biridir “mektup”, günümüzde “e.mail kuşunun kanadıyla” yol almaya çalışsa da o bir zamanlar aşk’ın yegâne iletişim aracıydı. Hatta “ mektupsuz aşk yaşamanın imkânsız olduğu” bir dönem yaşanıp geçmiştir.

II. Meşrutiyet döneminin, serbestlik rüyâsı gördüren aldatıcı havasında, müstehcen yayınlar pıtırak gibi artmaktadır. O günlerde eser veren yazarlar, genellikle takma isimlerinin arkasına saklanırlar. Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı sayılan Eylül’le tanınan Mehmet Rauf da bu dönemde, imzasını koymadığı, ancak yine de altında ezildiği, küçük bir müstehcen kitabın kurbanı olacaktır.

1910 yılında “Bir Zanbağın Hikayesi” yayınlandığında, maraz-i aşk’ı müstehcen bir tarzda anlatan hikâyesi ile büyük sansasyon yaratmış, çok sayıda baskısı yapılmıştır. Kitabı bulamayan ya da okumak isteyen ancak kütüphanesinde saklamayı tercih etmeyen meraklı okuyucular sayesinde Bir Zanbağın Hikâyesi, “Bir geceliğine kiraya verilen kitap” ünvânını alacaktır.

Bir Zanbağın Hikayesi, yayınlandığında deniz subayı olan Mehmet Rauf, kitapta imzasını kullanmamış olsa da, kitabı onun yazdığına dair ihbar ve işaretler nedeniyle mahkemede yargılanmaktan ve ordudan atılmaktan kurtulamamıştır.. Servet-i Fünûn’un bu ünlü romancısının kaderi, 44 sayfalık bu küçük kitaptan sonra tamamen değişecektir.

Rauf, Bir Zanbak’ın Hikâyesi’nin ilk sayfalarında, mektubun yaşadığı dönem için ne kadar önemli olduğunu anlatır..

Bir Zanbağın Hikâyesi’nin, anlatıcı rolünü de üstlenen çapkın erkek kahramanı, kadın avına çıktığı bir gün Haydarpaşa vapurundan inen güzel bir kadınına rastlar, oturduğu evi öğrenerek, ona aşk mektubu yollar. Dönemin ruhunun renklerini taşıması bir kesimin sosyo-kültürel ilişkilerini özetlemesi açısından bu erotik hikâyedeki mektup bölümü önemlidir. Mektup aynı zamanda o devrin en modern iletişim yoludur;

“… bu hanımın ikâmetgâhını öğrenir öğrenmez evvelâ arzumdan kendini haberdâr etmek için mektûb yazdım; bizim hayâtımızda, mektûbsuz aşk olmak imkânı yokdur. Diyebilirim ki mektûb bizim hayâtımızda Avrupa'da muârefenin mebde’i olan (tanışmanın başlangıcı olan) resmi takdim gibidir, burada madem ki bizi birbirimize takdim edecek kimse ve bir usûl yokdur, bundan bi’l-istifâde (yararlanarak) heman bir mektupla arz-ı iştiyâk etmek lâzım gelir. Şu farkla ki, Avrupa'da bir kadına takdim edilerek kesb-i muârefe edilirdi (tanışıklık kazanılırdı), haftalarca, hatta aylarca aşka dâir şakk-ı şefe etmek mümkün olamaz(hiçbir şey söylenmez); fakat bizim hayâtımız icâbınca, bir kadının cevâbı "ben seninim, ne istersen yap!" demekden başka bir şey değildir. Şu farzla söylenmeğe karşı karşıya konuşan bir erkekle bir genç ve güzel kadının aşk ve sehvetten başka bir söz konuşmalarını sahtekârlık add ederim;(…) Yazık ki insanların sersemliği, canavarlığı bu emsalsiz saadetleri bir hayâl-i muhâl hükmüne, yahud ki bereket versin ki, ancak gayet müşkil bir ameliye haline getiriyor... Şüphesiz kalbde bu ateşler yanarken bir genç erkekle bir güzel kadının zahiren sakin görünmeğe çalışarak siyâsatdan, âhvâl-i alemden bahse mecbur kalmaları insanlar için de ne büyük azâbdır. (…)

El-hâsıl kısa keseyim ve hikâyeme avdet edeyim. Pür-iştiyâk bir mektûb gönderdim; cevâb yok! İkinci mektubu gönderdim, yine cevâb yok! Üçüncü mektubu gönderdim, bu son mektûb son derece bir harâret-i âmirane ve bir prestiş-i mütehakkimâne ile yazılmışdı.

Ve nihâyet iki, üç satırda bir mev'id-i mülâkat ta'yîn edilmişdi. Böyle bir hanımı daha bidâyetde tevhîş edecek sûretde ilk hamlede görüşmek üzre değil, meselâ falan yerde falân sâatde geçerse ümid ve saadet bahş edeceğini beyân eder bir yolda ta'yîn etdiğim bu mevid-i mülâkâta kalbim çarpa çarpa giderken görseydiniz bana acırdınız, çünkü nihâyetde şekl-i vücûduyla o kadar nazar-ı hırsımı tahrîk etmiş olan bir kadından mahrum olmak ihtimâli pek gâlibdi, bu son tecrübe idi. Zira, üç mektuba, hem benim yazabileceğim kadar ateşîn ve müessir mektuba bir cevâb vermeyen ve üçüncü mektûbda ricâ edilen böyle bir hareketden ictinâb eden kadından bir şey alınamayacağı muhakkakdı. Ve bir haftadan beri beni o kadar meşgul etmiş, o kadar emel-bahş olmuş olan bu taze ve latif hanım vücûdunun matemini tutmağa hazırlanıyordum. Fakat o vakit kemâl-i heyecan ile gelib de geçmek üzere iken karşıdan zuhûr eden bir arabada kendisini tanıdığım vakit nasıl mesûd ve pür-heyecân kaldığımı ta'rîf etmek mümkün değildir. Demek ki artık her şey yoluna girmişdi.

Oh!... Demek artık ondan bir bahar-ı aşk u garâm açılacakdı. Fakat ilk bir tecrübe olmak üzere ben yalnız görmekle kanâate hazırlanırken gayet tenha olan burada araba önümden geçerken hanımın çantasını açıp bir kâğıd çıkardığını görünce tekrar mest ve bahtiyâr olarak iki adım atdım. Arabacıya göstermeyerek mektubu arabanın arkasından başının üstüne kaldırdı. Hemen şitâb etdim. Uzanarak mütebbessimâne mektubu elime teslim etdi.

Ah!. Yarabbi ne kadar nefîs, ne, kadar muşa’şa' bir hiss-i müstesnâ idi.

Araba uzaklaştı, mektubu beyaz keten kâğıtdan uzunca bir zarf içinde idi. Hemân açdım ve neşr etdiği meşâmm-ı ruhû taltîf eder bû-i mahmûr ile mest olarak kâğıdı çıkardım ve okudum.


"Beğefendi!

Sizi mektubumla me'yûs etdiğime çok teessüf ederim. Hakkımda gösterdiğiniz merbûtiyet ve muhabbete çok minnetdar olmağla beraber aramızda hiç bir rabıtanın ihtimâli olmadığını beyân ederim. Çünkü erkeklerden o kadar müteneffirim ki sizin gibi müstesnâları bile kabul edemem. Avfımı şu gösterdiğim hulûs ile kazanacağıma eminim.

Veda' ve hürmet."[1]

Kitaptaki erkek mektubu işe yaramamış görünse de kaderin garip bir tesadüfüdür ki, bu kitabı okuyan zengin bir kız Mehmet Rauf’a mektupla evlenme teklif edecek, o da bu teklifi kabul edecektir. Bu mektup izdivacı İzmir’de iç güveysi olarak rahat günler geçiren Mehmet Rauf sıkılıncaya kadar devam edecektir.

Aşk mektubu, erkek için bir tür kadın avıdır. Avcının tuzağı, kuşun sesinin taklididir. Kuş, sesine ses bulduğu zannıyla ökseye tutulur. Bu yüzden erkekler ancak, kadının ruhuna hitap edebildiği göstermek için, kadın sesini taklid ederek aşk mektubu yazarlar. Kadınlarsa, konuşarak anlatamadıkları ruh inceliklerini, yazarak erkeğe anlatma çabasıyla… Kadınlar, herzaman erkeklerin bekledikleri mektupları yazmazlar. Erkeklerse eğer kadının beklediği şeyleri ifade etmeyeceklerse hiçbir şey yazmamayı tercih ederler.

Erkekler ne zamandır kadın sesini taklid eden mektuplar yazıyor derseniz Ovidius’u anmamız gerekir. Ovid, aynı zamanda kadın mektupları da kaleme almış ilk erkektir. Ona gelinceye kadar mitolojik hikâyeler hep erkekler ağzından anlatılmış, kadının sesi asla duyulmamıştır. Ovid, erkek kahramanların eşlerini, sevgililerini kısaca kadınları, Heroides isimli manzum mektuplarla konuşturur. Önceki destanlarda adlarından başka birşeyleri bilinmeyen bu kadınlar, mektupları aracılığıyla tanınırlar. Helena’dan Paris’e, Penelope’den Uysses’e, Briseis’ten Aşil’e yazılan bu mektuplarla legonun kayıp parçaları yerlerine konup, resim tamamlanıyor gibidir. Aşkların, kıskançlıkların, endişelerin, kadınca korkuların dile getirildiği bu mektuplar, bir erkek tarafından kaleme alınmış olsa da, kadın mektuplarının edebiyat dünyasına göz kırptığı ilk örnekleridir.

Aşk mektupları, erkeğin misafir olarak kabul edildiği, kadının gizli bahçesinin meyvesidir. Kadınlar, yazdıkları tüm mektupları göndermez, erkeklerse etkilemek istedikleri bir şey kalmadığında mektup yazmaktan vazgeçerler. Bu yüzden genellikle ilk aşk mektupları erkekler tarafından, kadının gönlünün dilinden anladığını ispat için, ondan aldığı ödünç kelimelerle, veda mektupları da kadınlar tarafından kendilerini bir türlü doğru anlayamayan erkeklere, belki yazdıklarını okuyunca anlayacağı vehmiyle, kalem kalbe batırılarak yazılır.

[1] Mehmet Rauf, Bir Zanbağın Hikâyesi, İst. Hilâl Matb., 1326, s.5-6

(Nisan 2001’de Tarih Ve Toplum Dergisi’nin “Mahrem Tarih” özel sayısında Lâtin harfleriyle basılana kadar yasaklandığı köşede unutulup giden “Bir Zanbağın Hikâyesi”, okuyucu ile neredeyse yüzyıl sonra ve farklı alfabelerle de olsa yeniden buluşmuştur.)

Mehmet Aluç bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

zevkle okudum,emeğinize ve yüreğinize sağlıkkk

Mehmet Aluç 
 18.06.2013 21:59
 

Yazınızdan çok etkilendim.Her bakımdan çok doyurucu.Yazılarınızın devamını sabırsızlıkla bekleyeceğim.

Gül Uyar 
 31.03.2007 15:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 85
Toplam yorum
: 58
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 1161
Kayıt tarihi
: 28.03.07
 
 

 Hacettepe Üniversitesi mezunu, nörobilimden psikolojiye disiplinlerarası eğitime hevesli bir Türko..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster