Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ekim '07

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
863
 

"Bu gün" nereden geldi?

"Bu gün" nereden geldi?
 

Yaşanılanlara, sorunlara ve çözümlere dair bir düşünüş.

Bu yazıyı üç başlık altında sunmak istiyorum, başlıkları oluşturan deyişler yaşamın geçmişinde kendilerini yeteri kadar doğrulamış bulunan sözlerden oluşuyor.

"Kaderi Tanrı bile değiştiremez!"(Herakleitos)

"Hiçbir sorun yaratanları tarafından çözülemez!"(Einstein)

"Her sorun kendi çözümünü içinde taşır!"(Diyalektik)

Tanrısal bir ifadenin içerisinden baktığımızda, "yazılan" bir yaşam süreci olan "kader" in bir kere yazıldığını ve"ol sebepten" ötürü değiştirilemez olduğunu inançlar bütünü bize söylüyor.

Gerçekçi bir mantıkla ve bu gerçekliğin "var olabilme" penceresinden bakarak söylenebilecek olan "değiştirilemez" inancının gerekçesi ise şu;insan çocukluğundan başlayarak edindiği ve yüklendiği davranışları-inançları-sevgileri-nefretleri-sevinçleri- üzüntüleri-heyecanları-huzurları ve diğer bütün edimleri, kendi başına özgür olarak elde etmemiş ve sentezlememiştir. Aklının ve ruhunun içinde, kendisi istemese bile o insana "yardımcı" olmayı ve "yol gösterici" olmayı dört gözle bekleyen toplumsal, sosyal kalıplar bulunur.

Her hangi bir yeni bilgi veya düşünce ile karşılaşıldığında, insanın "kendi benliğinden" önce bu kalıplar ve kurallar, kendi süzgeçlerinden geçirdikten sonra o insanın önüne koyarlar. Sosyal hayatımızın ailemizle geçirdiğimiz bölümünde yaşadıklarımızın tümü, o sürecin benliğimizde kalıcı yerleşmelerini sağlar. Bilgilenme ve eğitim düzeyimize bağlı olarak, bu olguların içindeki net anlamda hata gösterenleri silmeye çalışırız. Ailelerimizden edindiğimiz bu davranış ve anlayışlarımızın içinde diyelim ki, "acıma" duygusu bize olması gerekenden fazla olarak yüklenmiş bulunmakta;bu bilinç yerleştirmesini bize yapanların tam tersi olarak, "duygu sömürüsü" yapmayı ve bunun yollarını çocuklarına öğretenlerde var. Bu örneği, farklı konularda istediğimiz kadar çoğaltabiliriz. Aynı aile içindeki kardeşler dahi süreç içinde farklı kişilikler kazanır. Nedenlerinden en önemli iki tanesi, doğdukları zaman diliminin ve doğum sıralarının farklılığıdır.
Açmaya çalıştığım bu çerçeveden baktığımızda;yaşantımızda en yakınımızda bulunan insanları kontrol edebildiğimizi varsayalım, sorun yok! Peki onların yakınında bulunan, onlara ait yaşam alanlarının içindeki diğer unsurları ve nitelikleri kontrol edebilirmiyiz?

Mümkün değil, bizim onları kontrol edebilmemiz de yalnızca varsayım olabilir. Kontrol ve yönlendirme altında tutamayacağımız bütün şeylerden her hangi bir biçimde etkileniriz, nasıl olduğu önemli değil. Bir arada yaşamak zorundayız ve işte burada bir anlamda kader oluşuyor.

Bulunduğumuz sosyal toplulukların kendi-kendilerine oluşturdukları "kültürden" etkilenen ruh halimiz, psikolojik kariyerimiz yaşantımızdaki kendimize özgü unsurları seçmemizi belirler. Bizim kaderimiz kendiliğinden değil, çok eskiden benliğimize yerleştirilmiş haliyle, kendimiz tarafından oluşturuluyor.
İnsanlar, annelerine-babalarına veya yetiştirilmelerine, eğitimlerine önemli katkılar yapmış bulunan kişilere fazlasıyla benzeyen diğer insanlar ile daha iyi ilişkiler kurarlar, hatta eş olarak da seçebilirler. Doğal olarak geçmişimizde bize katkı sunmuş insanlar sevgi ve saygıyı hak ediyorlar, ama bu onların (bizim fark edemediğimiz) hataları, yanlışları, eksiklikleri ve çaresizlikleri olmadığı anlamına gelmez; işte burada yaşantımızdaki sorunların bir kısmının nedenlerini bulabiliriz. Biraz dikkatli yapılan gözlemler sonucunda, anne ve babasının veya başka bir aile üyesinin benzeri halleri yaşamış olan bir çok insan görebiliriz.

Bütün bu durumdan en az etkilenmenin veya çıkış yolunu kendimize "görece" bulabilmenin yöntemini gösterebilecek düşüncelerden bir diğerinin şu olduğunu söyleyebilirim;

"Hiç bir sorun yaratanları tarafından çözülemez!"(Einstein)

Yaşantımızda çözüm gerektiren sorunların tek bir kaynak noktası yoktur, birden fazladır. Eğer insan, hayatında sorun yaratan noktaları ve unsurları doğru tespit edebilirse şikayetçi olduğu durum ortadan kalkar. Bir sorun, kaynak noktaları tespiti yapıldığı ve uygulamaya geçilmesine rağmen varlığını sürdürebiliyorsa, belirlenen "kaynak noktaları ile unsurlar" yanlış seçilmiş demektir.

Tekrarlamak zorunluluğu bize güç gelebilir, "vazgeçmek istemediğimiz" şeylerin neler olduğunu bulmalıyız. Basit mantıkla düşünerek fayda- yararlılık- zarar orantısını yapabilmeliyiz. Karşımızda bulunan sorunların nesnel ifadelerinin, neler veya kimler olduğunu gördüğümüzde, bizim onlara doğru yönelmemizin ne tür duygu ve düşüncelerimizin sonucunda gerçekliştiğini bulabiliriz.

Nedensellik içeren benzeri duygu ve düşüncelerimizi kontrol edebilmeliyiz.Çünkü her hangi bir biçim ve nedenle biz izin vermedikçe sorun içeren şeyler bize yaklaşamaz. Onlar, biz onları tanımadan önce, "bize görece" sorunsal niteliklerini edinmişlerdir ve bundan rahatsızlık duymadıkları için, "bir sorun olarak" kendilerini göremez ve çözümleyemezler.

Sorunu;kendi varlık alanından "onu" çıkarmak isteyen nitelik çözebilir.

Sorun çözümlemelerde yol gösterebilir içeriği bulunan, bir başka tespit düşünce içeren söz şudur;

"Her sorun kendi çözümünü içinde taşır!"(Diyalektik).

Ateş ve suyu ele alın, birini sorun olarak kabul edin, onu sorun olmaktan çıkaracak uygulamaları en iyi becerebilecek yapısal nitelik diğerinde vardır. İkisininde varlık bulabilmelerinde aynı temel etkenler ve nedenler geçerlidir. Yaşamın bize sunduğu döngüde, içinde bulunduğumuz sosyal çevre ile ne ölçüde seviyesel eşitlik yakalayabildiğimiz; var olan veya dogabilecekolan sorunların niteliklerini ve biçimlerini belirler. Üniversite eğitimi alabilen insanların tümü, toplumun diğer katmanlarından ve kendi sosyal çevrelerinden farklı veya daha ileri anlamlar içeren yaşamları yaratabilmeyi isterler ve genel anlamda bunu başarırlar.Bu mantığın oluşmasına; 4-5 yıl boyunca "geçmiş yaşantılarından" uzakta ve onlara çok da ihtiyaç duymadan, kendi yaşamlarını sürdürebildiklerini görmeleri ve farkına varmaları, neden olur.

Bu eğitimi alan insanların tümü bir anlamda, bütün toplumsal yapının ortak bir sentezini yaratırlar. Her bireyin yarattığı sentez, önceki birikimlerinin oluşturduğu yollara göre şekil alıp kişisel yapısında nitelik kazanır. Bunu somutlaştıracak olursak; bir şehrin, sosyo-kültürel yapısı farklı iki semtinden iki farklı insanın , aynı üniversitede aldıkları eğitim sonucu vardıkları nokta ne kadar eşit olabilir?Ailelerinin sosyo-kültürel farklılıklarını da eklersek ortaya çıkacak sonuç daha anlaşılır olacaktır. Burada yapmak istediğim bireyleri bir yüklem altına sokmak değil, yalnızca sorunların içerisinde veya dışında bulunan çözümlerin tespit edilebilirliğini kolaylaştırabilmektir.

Bireysel ilişkilerde yaşanılan sorunlar, daha oluşmadan mutlaka işaret verir. Üzerinde durmayız, insan hata yapar diye düşünürüz; dikkat edin, karşımızdaki bireyi temize çıkarma uğraşındayız, onun isteklerine göre düşünüyoruz. Yapılan hata bize karşıdır, yani ona iyiniyetler besleyen birine. Yanlışının ayırdına varmak istemeyen ya da varamayan birey, her zaman daha büyük bir hataya doğru yol alır.

İlişkilerin karşılıklı unsurlarının birbirlerinin "nicelik" (içsel) birikimlerini dikkate almamaları, kişilik gözlemi yapmamaları, sorunu sıkıntı verecek boyut kazandığında görebilmelerine yarar.Küçük sorunlar "niceliktir" ve bir araya geldiklerinde sorunsal "niteliğe"dönüşürler.

Sorunun içinde taşıdığı "çözümü" , onun içindeki niceliklerden, yani küçük sorunlarından hareket ederek
bulabiliriz.

Yukarıda ifade etmeye çalıştığım olgusal düşünceleri, karşımızda duran "her şeye" uyarlama şansımız, süreçlerin, gerkliliklerinin bir parçasıdır. Ve bu uygulamadan kendimizi ayrı tutmak, elimizdeki aynaya bakmak istemediğimiz anlamından başka birşey degildir.Aynaya bakmasakta, bizi de başkalarının "görebildiğini" unutmak bir şey değiştirmez.

Fotoğraf: Sinan Anadol
Atlas dergisi

İlgili Not: Şu zamanlar içinde hepimiz ortak sıkıntılar yaşadığımız ve yalnızca aklın çözümüne inandığım içindir bu yazı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 61
Toplam yorum
: 83
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 737
Kayıt tarihi
: 06.07.07
 
 

Sosyoloji, psikoloji, kültürel alanlar ve ilişkiler, insan ilişkileri ve ekonomi-politik ilgi ala..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster