Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '07

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
522
 

"Bu gün günlerden neydi?"

"Bu gün günlerden neydi?"
 

Burada kaçıncı gecem ki benim? Pazardan pazara, bir hafta… Bu gün Çarşamba olduğuna göre ne eder? Çarşamba!! Öyle olsa gerek… Salı mı yoksa… Hay Allah... Keşke gündüz öğrenseydim... Gerçekten karıştırdım şimdi…

Nerde olduğumu anlayamadan uyandığım gece kaçıncıydı, evimizin altındaki bodrum da kilitli kaldığım kâbusu tekrar görmeye başladığım gecenin bir öncesi? Kaç gece gördüm sonra bu kâbusu? Araya ilk defa gördüğüm başka kâbuslar da girdi gerçi; hızlı çekim bir filmdeymişim gibi hareketlerimi kontrol edemediğim rüyayı ilk defa gördüm örneğin; İnsanlar normal, benim zamanım onların iki katı hızda akıyor sanki ama yinede bir geç kalmışlık hissi yaşıyorum…

İlginç bu rüya, yarın anlatsam mı acaba? Anlatsam da beni uyutmaya çalışacak yine o çokbilmiş profesör… Uyur gibi yaptığımı anlayınca ne de çok kızıyor içten içe ama… Ulan inat, sana uyumuycam, asistanlarından birine mışıl mışıl… Görürsün sen…

Sahi yarın Cuma mı yoksa? Yok hesaplayamıyorum… İlaçlarla öyle perişan ettiler ki beni, gündüzüm geceye karıştı ilk birkaç gün… Şimdi de işin içinden çıkamıyorum işte… Fark etmez aslında biliyorum... Ama yine de sormam lazım? Bu benim hakkım değil mi? Tamam birçok şeyi hak etmiyor olabilirim, ama bunun kime zararı dokunur? Tek kişilik bu "güvenli" odaya koymasalar, şimdi bile uyandırıp sorardım birine…

Yarın olsun soracağım, kesin… O yüzü çiçek bozuğu asistana değil ama… Kesin yüzüme “napıcaksın ki öğrenip” ifadesi ile bakar? En az 45 yaşından hala asistan bir de… Ondan küçük, “hocam” dediği adamların çoğu… Ağzından çıkanla yüzünün ifadesi hiç tutmuyor; “ne hissediyorsun bu konu ile ilgili?”, bunu ilgili söylüyorsun ama yüzün başka türlü… Onun kesin sorunları var ailesi ile…

Çocuğu olmamış, öyle hissediyorum ben... Beni bu denli itmesi o yüzden… 28-29 yaşında baba olsa benim kadardı şimdi çocuğu… Muhtemelen kendinden kaynaklanan bir şey… Eşi tarafından suçlanıyor bence… Eve gitmek istemiyor… Diğer sakallı, asistanın nöbetlerini tutuyor bu yüzden… Yüzüğünü bir gün sağ, bir gün sol elinde görüyorum… Çıkart at, ne var? Klasik evlilik içi sorunlar işte… Halledemiyor, gelip burda mesleğine ihanet ediyor… O sakallının da çok idealist bir görüntüsü var, nasıl bırakıp gidiyor buna nöbetleri anlamıyorum…

O beni aşağılar gibi baktıkça ben de ona; “sen adam olabilseydin de yapsaydın bir çocuk” der gibi bakıyorum inadına… Anlıyor bunu, biliyorum… O yüzden daha çok hiddetleniyor bana… İlaçları almayı reddettiğim gece neredeyse tokatlayacaktı beni… Neyse ki o duygusuz hemşire vardı yanında, cesaret edemedi…

En iyisi o hemşireye sormak “günlerden ne” olduğunu… Hiç düşünmez o “niye soruyor bu” diye, sadece cevap verir… Zaten buradan bir sabah ölüm çıksa yine aynı duyarsızlıkla bakacağına eminim…

Bu bileklerim de çok sızlıyor şimdi işte… Kaç gün oldu ki, bu dikişler ne zaman alınacak… Acilde dikişi atan yaşlı doktora; “yine keseceğim nasıl olsa” dediğimde, “yapma kızım” dedi sadece… Dedemi hatırladım o böyle deyince; o da en olmaz haylazlıkları yaptığımda bile en yumuşak sesi ile “yapma kızım” derdi… Babam, annemi acımasız bir şekilde döverken, araya girmeye çalıştığında bile aynı çaresiz, yumuşaklık hissedilirdi sesinde; “yapma oğlum”... Niye öldün ki sen dede?

“Korkma bir dahakine garantili keserim, dikmekle uğraşmazsın” dedim, yaşlı doktora… Hiç tepki vermeden devam etti dikmeye… En azından hoyratça geçirmesini bekledim iğneyi etime, onu bile yapmadı… Adamın tepki vermeye takati kalmamış; “heeey andrapoza mı girdin amcaa” diye bağırdım arkasından, işini bitirip gitmeye hazırlanırken…

Bir de gündüzleri gelen yaşlı hemşire var… Bir ihtiyacım olup olmadığını soruyor, ilaç çizelgemi kontrol ediyor, odanın dolanıp içinde bir süre konuşuyor benimle cevap vermemi beklemeden ve gidiyor… Bana karşı sevecen olduğunu hissettirmeye çalışıyor… En büyük huysuzluklarımı ona yapıyorum, bu tavrı bir yerde kırılsın ve gerçek yüzünü göreyim diye…

Önceki gün, hangi gündü ki o, işte neyse çizelgenin sayfalarını yırttım o gelmeden… Şöyle bir baktıktan sonra “niye yaptın” diye sordu… Ben duymazlıktan gelince de hiçbir şey olmamış gibi yenisini taktı… Her zamanki tavır ve gülümsemesi ile bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sordu… Çıkarken de çizelgeyi yanına alıp götürdü, ordan tarihe bakardım en azından şimdi… Ama biliyorum böyle devam etmeyecek onun sevecenliği… Asıl büyük meydan okumamı yaptığımda, yüzündeki maskeyi düşüreceğim onun da… Hep öyle oldu zaten; insanları her zorladığımda gösterdiler bana tahammülsüz yüzlerini…

Onun farkı ne ki?

O niye sevsin beni?

Not: Tamamiyle kurgudur...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Başka bişi yazmıcam. Üniversite yıllarımı anımsayınca, "kapalı kat" kavramı hep canımı sıkar. Üstelik yorum yazmıştım her şeye rağmen.Yine yok; sanırım "arkadaşlığımız" link hatları tarafından kıskanılıyor:))))

derinmavi.. 
 19.11.2007 11:23
Cevap :
Bu kadarı da olmaz, üçüncü kez mi? Hay allah... Çok teşekkür ederim... Ben sizin kadar sabırlı olmazdım... Evet tecrit edilmiş bölümler insan doğasına aykırı gerçekten.. Saygı ve sevgilerimle...  19.11.2007 14:43
 

Guzel bir blog olmus...ve kadinin gozunden olayi vermen ise okuyucuya da oradan baktiriyor. Hatta kadin anarsist bir ruha mi sahip yoksa hastaligi mi anarsist ? dedirtiyor insana:)...Sevgilerimle.

Biraz 
 18.11.2007 5:05
Cevap :
Anarşizmin ruhundaki sömürüye ve tahakküme verilen mücadeleyi burda da görmek mümkün tabii.. Kapitalist bir sömürü olmasa da duygunun sömürülmesi işte.. Bu karakterlere karşı hasta olmadan da insanın anarşist duyguları kabarabilir sanırım:) Sevgilerimle...  18.11.2007 14:13
 

Çiçek bozuğu yüzlü asistan, Milos Forman'lı-Jack Nicolson'lı "Guguk Kuşu"filmini anımsattı bana ama o çok daha kaotik bir dünyaydı(personel de). Yine çok sade, bir o kadar da koca bir dünyayı sığdırmışsınız satırlarınıza. Sevgiyle...

vakayinüvis 
 17.11.2007 20:03
Cevap :
"Guguk Kuşu" çok severek birden fazla kez izlediğim çok güzel bir film gerçekten.. Benim de tavsiyemdir.. Evet burdaki karakterin de düzenle bir savaşım halinde olduğunu söyleyebilirim... Bir de filmdeki "düzenci" hemşire tiplemesi çok ilginçtir gerçekten... Beğeniniz için teşekkür ederim... Sevgilerimle...  18.11.2007 14:08
 

Bunu yapamam çünkü artık erişkinlere klinik psikologluk yapmama sebebim, klinik psikolojinin getirdiği bazı kavramlara inanmıyor oluşum. İnsanı sürekli deşen ve doğallığını bozan bir anlayış. ben çocuk ve ergenlerle ilgileniyorum. Açıkçası psikiyatrinin koyduğu ve her sene değiştirilen tanılarla ilgilenmiyorum. Çocuklarla çalışırken de o tanılardan kendimi azade tutuyorum. sadece "anla ve yardım et" prensibini uyguluyorum. Bende kimseye satılacak akıl yok. Kimsede olabileceğini de zannetmiyorum. DSM diye bir psikiyatrik tanı cetveli var biliyorsun. En son 4-R oldu. Bilmiyorum daha da değişti mi? Şimdiki klinik psikoloji, psikiyatrinin getirdiği, ilaç firmaları ve araştıırmaları tarafından desteklenen bir Frankenştayn olmuştur. Ben hala psikanalize inanıyorum. Ben seçimleri insanın kendisinin yaptığına ve kendi payına düşeni yaşadığına inanıyorum. Bu ndenle aile ve evlilik terapilerine de inanmıyorum. neyse. Anarşist tarafıma bastın. benden bu kadar. Sevgilerimle:)))

Kwan Yin 
 17.11.2007 13:15
Cevap :
Arada senin bu damarına basmak lazım, döktürmüşsün:) Anlaşılmaya, dinlenmeye hepimizin ihtiyacı var.. Yazdıklarına katılıyorum... Senin gibi tüm sömürülere meydan okuma ruhunu kimsenin kaybetmemesini diliyorum... Sevgiler benim anarşist arkadaşım...  18.11.2007 13:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 303
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1433
Kayıt tarihi
: 17.11.06
 
 

Konuştuğum gibi yazmamalıyım... Yazmak, konuşmaktan farklı ve her zaman onun önünde benim için.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster