Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '16

 
Kategori
Hukuk
Okunma Sayısı
777
 

'Bürokratik akıl' nedir, ne değildir?

15 Temmuz’da FETÖ’cü bürokratik aklın; devletin kurumlarına sızarak, kurumlar içinde kendine rakip olacak kişi ve grupları tasfiye edip, sistem içinde yeni bir bürokratik otorite oluşturup darbe yoluyla siyasi otoriteyi ele geçirmeye çalışmasına şahit olduk. Burada ilk olarak altını çizmemiz gereken şey hali hazırda bürokratik kurumların kurum olarak ‘seçicilik’ görevlerini ‘nitelik’ olarak yerine getiremediği ile ilgili olmalıdır. Yıllar önce ‘postmodern bürokratik anlayışın’ bürokraside hızla yayılmaya başladığını, bunun kurumlarda bir yarılmaya sebep olacağını, bürokratları yabancı güçlerin kucağına atacağını yazmış olmamıza rağmen ne yazık ki yöneticiler tarafından dikkate alınmadığımızı burada söylemek zorundayım.

Konuyla ilgili olarak önce bürokratik akıl nedir onun kısa bir tarifini yapalım. Bürokratik akıl; Siyasal sistemin kurucu paradigmasına uygun olarak devlet tarafından inşa edilmiş, kaynağını yazılı hukuk kurallarından alarak ona devamlılık sağlayan, hiyerarşik olarak ne yapacağı belli olan, yanlışları görevli başka makamlarca düzeltilen yetkilendirilmiş kurumsal ve bireysel akıldır

Yukarıdaki tariften anlaşılacağı gibi bir devlet sistemi içerisinde ‘Bürokratik akıl’ birinci olarak kamu güvenliğini önceleyen bir akıldır. Ya da başka bir ifadeyle devletin üzerine inşa olunduğu paradigmayı yazılı hukuk kuraları yani anayasa, kanun tüzük yönetmelikler ve bunlarla ilgili içtihatlar üzerinden devletin devamını sağlayacak şekilde korumakla görevli bir akıldır. Onun içindir ki bürokratik akıl sistem karşıtı bir akıl olamaz. Çünkü var olmasının sebebi devlet dediğimiz organize büyük güçtür. Diğer bir deyişle bürokratik akıl sistem içerisinde otorite çeşitlemesi olarak ‘epistemik otorite’yi temsil eder.Bir taraftan anayasa, kanun, tüzük ve yönetmelik ve bunlarla ilgili yapılmış içtihatlar üzerinden sistemin rahat çalışmasını sağlar, diğer taraftan siyasi otorite için sistemin çalışmasını engelleyen  konularda ilgili makamlara (siyasi otoriteye) raporlar sunarak sistemin daha iyi işlemesi için teklifte bulunur. Hiçbir bürokratik kurum teorik olarak devleti önceleyen bir yetkiyle donatılamaz. Çünkü modern devlet aynı zamanda hükmi bir şahsiyet olarak kabul edilir. Bu, ona içte ve dışta kendi güvenliğini garantiye alacak tedbirleri alma hakkı tanır. Devlet bu hakkını hiçbir kurum, topluluk ya da kişiyle paylaşmaz. Burada dikkat edilirse devletin kalıcı onun hizmetinde bulunanların ise geçici sayılması gerekir.

Burada üzerinde durmamız gereken başka bir konu; her devletin bir paradigma üzerine inşa olunduğu, kurumların da bu paradigmayı koruma mantığı üzerine imar edildiğidir. Hiç bir devlet mimari olarak ikili bir otorite üzerine inşa edilemez. Yani inşa ettiği sistemine karşı bir diğer bürokratik aklın kendi otoritesi altında teşkilatlanmasına burada bir iktidar alanı oluşturmasına, oradan kendine uymayanları tasfiye ederek ikilik yaratmasına, sonra da devletin imkânlarıyla devleti ve halkını ortadan kaldırma teşebbüsüne müsaade etmez. Böyle bir durum devletin var olma sebep ve mantığına aykırıdır. Burada bu söylenenlere aykırı olarak bürokratik sistem içerisinde sistem karşıtı bir paradigma oluşturup buna uygun bir akıl üreterek bu akıl üzerinden sistemi değiştirip dönüştürmeye çalışan bürokratik akıla biz ‘postmodern bürokratik akıl’ diyoruz. Başka bir ifadeyle söyleyecek olursak her hangi bir grup ya da birey, kendisince geliştirilmiş bir dini, felsefi, siyasi ideolojiyi meşru devlet sistemi içerisinde mevcut kanun, tüzük ve yönetmeliklere aykırı olarak, bunların içine gizlenerek, bu kurallar üzerinden özel bir teşkilat haline gelmeye çalışıyorsa bu hareket ve bu harekete öncülük yapan bürokratik akıl ‘postmodern bürokratik bir akıl’ dır.

Postmodernizm üzerine inşa olduğu paradigmatik akıl gereği otantik olarak kabul edilen büyük anlatıları reddeden, bu anlatıları ortadan kaldırmak için ne dini ne de felsefi hiçbir ahlaki ölçü ve kayıtla kendini sınırlı kabul etmeyen bir akıldır. Postmodern üstatlardan sayılan Martin Heidegger (1889-1976) in geliştirdiği ‘yapı söküm’ teknikleri üzerinden geliştirilmiş postmodern siyasal akıl, kurulu sistemi parçalayıp her parçanın iktidar yoluyla eğemenlik kurma hakkına sahip olduğunu iddia eden, bunu yine sistemin içinden yapmak isteyen bir akıldır. Onun içindir ki postmodern akıl kapsayıcı olan, homojen olmayı tavsiye eden, bütün dini inanç ve felsefelere karşıdır, onları reddeder. Böylece devlet postmodern akıl üzerinden özerk olma gayreti içine girmiş kişi ve inançlar yoluyla şizofrenik /çok şahsiyetli bir organizasyona dönüşür. Şizofrenik bir organizasyona dönüşmesinin sebebi devlet içine sızmış farklı egemenlik anlayışlarına sahip bürokratik aklın hiyerarşik sistemi bozmak için kurumları birbiriyle savaşan organizasyonlar haline getirmek suretiyle kendine bir iktidar alanı açmak istemesidir..

Postmodern bürokratik aklın içine yuvalandığı kişilik ise “takiyyeci” yani “çok yüzlü” terörize olmuş bürokrattır. Bunun böyle olmasının nedenlerinden birisi insanın ve toplumun kutsal bildiği bütün değerlerin postmodern bürokratik akıl tarafından iktidar hedefi için araç haline getirilmesidir. O, bir taraftan büyük anlatı diye onları reddederken diğer taraftan da onun içine gizlenerek iktidar hedefine ulaşmak ister. Onun içindir ki postmodern bürokratik akıl Makyavelizm’le iç içe bir akıldır. Bu nedenledir ki bu akla sahip bir bürokratın medeniyet inşa etmek diye bir çabası yoktur. Çünkü büyük anlatı reddiyesi ve düşmanlığı üzerinden üretilmiş iktidar ve eğemenlik, gelenek diye bir şeye inanmadığı için milletleşme gibi medeniyetin insani ve kültürel temeline de inanmaz. Onun tek inandığı şey, kabilesidir, cemaatidir ve var olmasını istediği tek şey bu kabile ya da cemaatin büyüklük zannettiği küçük dünyadır. Cümleyi tersinden okursak postmodern bürokratik akıl tıpkı postmodern birey gibi çok inanan ama az düşünen bir insandır. Onun içindir ki postmodern anlayış biçimine göre çalışan bir akıl kendi dışındaki büyük güçlere gittikçe bağımlı hale gelir. İçinde yaşadığı toplumun değerler sistemine düşman olması onda büyük güçlerin himayesine girmeyi stratejik bir hedef haline getirir. Bu nedenledir ki bütün postmodern hareketler uluslararası güç merkezlerinin himayesinde gelişmiş, onlara taabbüt derecesinde bağlı, lider ve liderlik anlayışlarından oluşur.

Örnek verecek olursak postmodern paradigma toplumdan kabul gördükçe bu paradigmaya inanan birey ve grupların dilinin gittikçe fakirleştiğini konuşma dilinin mensubu olduğu cemaat, etnisite, mezhep ya da grubun inanç, ritüel ve sembolleriyle sınırlı hale geldiğini, toplumun genelinin inandığı büyük anlatıları reddeden ya da küçülten bir dil üzerinden dünyayı anlamaya çalıştığını görürüz. Onun içindir ki bir medeniyet tarzını ve dilini savunan hegemonik yapıların üzerine inşa olduğu dil gittikçe gelişip serpilerek bir dünya ya da bölge  dili haline gelirken postmodern proje bataklığına saplanıp kalmış toplumlarda ulusların dilleri kendi içlerinde paramparça hale gelip körleşmekte, dolayısıyla kendi dışındaki dünyayı algılamakta zorlanmaktadır. Böyle bir toplulukta cemaat, etnisite, mezhep ya da grup asabiyeti karizmatik otoriteler aracılığıyla bir kölelik ideolojisine dönüşmekte toplumsal şiddetin ve parçalanmanın aracı olmaktadır. Postmodern bürokratik akıl ve postmodern topluluklar ideolojik duruş ve anlayışları gereği kavgacıdırlar. Kavgacı olmalarının nedeni bireyden başlayarak akraba gruplarına, oradan etnik topluluğa kadar egemenlik peşinde koşmak istemeleridir. Eğer devlet zamanında bu aklın iyi bir analizini yapmış ve ona göre tedbir almış olsaydı, bu ideolojik duruşun uluslararası güçlerden aldığı destekle bir iç savaş çıkarmak için harekete geçeceğini ilk yapılanmasından itibaren tahmin edebilirdi. . Ama ne yazık ki ne bürokrasi ne üniversiteler ne de think tankler yıllar öncesinden böyle bir öngörüde bulunma basiretini gösterememişlerdir.

Yukarıda da açıklamaya çalıştığımız gibi postmodern bürokratik akıl postmodern paradigma gereği, var olan sivil ve askeri bürokrasiyi ve bunların organizasyon biçimi ile üzerine oturdukları felsefi temelleri kökten reddeden bir ideolojik duruşa sahiptir. Bunun yerine, var olanların içine gizlenerek onları kendince değiştirip dönüştürerek soy ve cemaat asabiyesi üzerinden yeni bir bürokratik akıl ve otorite biçimini hayata geçirmek ister. Bu konuda sistemi kendince yeniden inşa edebilecek bir güce eriştiğine inandığı andan itibaren harekete geçerek toplumsal kaos üzerinden ihtilal yoluyla iktidarı gasp etmeye çalışır.  Postmodern kategorisine giren bütün toplumsal hareketlerin ve bunlara inanan sivil ve askeri bürokrasinin ortak hareket modeli ve mantığının sistem içerisinde büyüdükçe böyle bir anlayışa sahip olacağını kesinlikle söyleyebiliriz

Bir kitap projesi olarak hazırladığımız konuyu daha da detaylandırabiliriz. Ama buna gerek olmadığına, yazdıklarımızın yeteri kadar açıklayıcı olduğuna inanıyorum. Sözü daha fazla uzatmadan netice olarak diyebiliriz ki bugün Türkiye’de siyasi otorite tarafından yapılması gereken işlerin başında sivil ve askeri bürokratik kurumların içine sızmış, ‘postmodern bürokratik aklın’ eğitim yoluyla tasfiye edilmesi ve bürokraside kamu güvenliğini önceleyen bir devlet anlayışının yeniden inşa edilmesi gelmektedir. Türkiye’nin bundan sonra bu tür kalkışmalarla bir daha karşılaşmaması için bürokratik imar ve inşanın genel eğitim sistemimiz içinde kendine özel bir şekilde en kısa zamanda yeniden düzenlenmesi şarttır. Eğer Türkiye dünyada ve bölgesinde etkin bir güç olmak istiyorsa bu problemini en kısa zamanda çözecek tedbirleri şimdiden almak zorundadır. İyi okumalar…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 24
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 3280
Kayıt tarihi
: 09.08.08
 
 

Çorum doğumluyum, üniversite mezunuyum... tarih, felsefe, sosyal psikoloji, soyoloji,  din. ve si..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster