Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ekim '17

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
401
 

“Can Dostum” ve Batı’nın Otofajiye Dönüşen Değerleri

“Can Dostum” ve Batı’nın  Otofajiye Dönüşen Değerleri
 

Fransız yapımı bir film olan “Can Dostum”( Intouchables) İngilizce dışında yabancı bir dilde tüm zamanlarda en fazla gişe hasılatını elde eden yapım olarak sinema tarihine geçti. Peki, Fransa’nın dünyaya mal olmuş onca filimi varken, “Can Dostum”u bu kadar öne çıkaran neydi? Bu film, neden Batı insanına sıcak geldi?

 Önce isterseniz filmin konusundan başlayalım:

Yamaç paraşütü kazasından sonra boynundan aşağısı felç olan zengin aristokrat Philippe,evde kendisine yardımcı olması için erkek bir bakıcı aramaktadır. Onlarca Fransız’ın başvurduğu bu işe,  banliyöde yaşayan Senegal asıllı Driss alınır. Aslında Driss hapisten yeni çıkmıştır ve bu iş için hiç de uygun değildir, ayrıca Philippe’in her açıdan tam zıt kutbudur. Ama Philippe onu seçer. Sonuçta bu ikili, tamamen farklı dünyalara ait olmalarına ve her konuda farklı zevklere sahip olmalarına rağmen, hem olağan dışı hem de bir o kadar güçlü bir dostluk kurarlar...

Bunun için filme “Can Dostum” adı verilmiştir.

Burada zengin, entelektüel ve aristokrat olan Philippe;  Batı’yı ve onun ben-merkezci bakış açısıyla, akılcılığıyla, seçkinciliği ile oluşturup  dünyaya mal ettiği  “modern hayat anlayışını” temsil eder.  Tüm yaşantısı ve hayata bakış açısıyla modern bir Avrupalıdır.  İşte bundan dolayı, nedenini bilmese de,    modernizenin kuralcı, tek düze, klasik yaşam biçimi içinde sürdürdüğü hayat onun için sıkıcı geçmektedir.  Felçli olması  dramını daha da artırmakta, hayatı çekilmez hale getirmektedir.

Ailesinden yanında olan sadece 16 yaşlarında bir kızı var. Onun da babasıyla aile bağlılığını gösteren bir iletişimi yok. Erkek arkadaşıyla arası bozulduğu için intiharı düşünür. Philippe, kendisi gibi Avrupalı olan bahçıvanları, hizmetçileri ve doktorları ile şatosuna çekilmiş,  gülmeyi unutmuştur. Avrupa’nın havası gibi, Malikânenin  atmosferi de oldukça soğuktur, sıcak aile havasından uzaktır.

Afrika kökenli Driss gelince, Malikânede  yavaş yavaş her şey değişmeye; yüzler gülmeye, şakalaşıp, takılmalar normale dönmüştür.  Çünkü. Driss, Modernizmin değiştirmediği, kendi kalıplarına sokamadığı doğal insanı temsil eder. Çılgın, kendi bildiğini okuyan ve kendi gibi olmaktan çekinmeyen doğal davranan biridir. Ne klasik müzikten anlıyor, ne operadan, ne de modern sanattan, ne de modernizmin insanı doğallığından uzaklaştıran, yapaylaştıran göstermelik nezaket kurallarından. Neredeyse tüm bu sanatlarla, kurallarla alay eder Driss.

Bu doğallık içinde hayatın daha önce görmezden gelinmiş olan güzelliklerini fark eden Philipp, Driss’in önerilerine karşı fazla direnmez daha önce tatmadığı pek çok şeyi tadar. Opera da gülmekten çekinmez; Driss’in Polisi atlatıp hızlı araba kullanmasını hoş görür.  Doğaya gider; doğum gününde ölüm havası estiren klaisk müzik yerine, ilk defa haraketli yerel müziklerin çalınmasına izin verir. İnsanlar arası ilişkilerinde daha doğal davranmayı öğrenir, espri yapar, alaya alır. Ve bunlar gibi sıra dışı olan ve aristokrasinin kalıplarını kıran birçok şeyi yapar.

Böylece yerleşmiş donuk ilişkiler,  sahiciliğini yitirmiş davranışlar değişir. Bunun yerini tatlı tebessümler alır. İşte “Can Dostum” filminin Batılı insana bu kadar sempatik gelmesinin de nedeni budur. Baş rolleri paylaşan oyuncular Olivier Nakache,  Eric Toledano‘nun da hakkını yememek lazım.

Film doğallığı yok eden, insanı doğasından uzaklaştıran modernliğin parametrelerine adeta meydan okuyor. Bunun yerine farklılığa, altkültürlere, kültürel çoğulculuğa, çoğulcu bakış açısına, yerel bilgiye, yerelliğe, özgünlüğe geniş bir yer açıyor.

Batlı aydın, tüm aydınları kapsamasa da,  sözde insanlığın kurtuluşu için Doğu’ya, Afrika’ya moderniteyi ihraç etmek isterken, ne hazindir ki kendi doğallığını, insanlığını kaybetmeye başlamıştır. Kurtuluşu ise  Doğu’nun doğallığında  ve değerlerinde arıyor. Çünkü Modernizmin tüm değerleri gibi aile değerleri de bugün Batı için bir otofajiye dönüşmüştür.

Batı, bir asır önce kaybettiği “Can Dostum”u tekrar arıyor. Ya biz…?

ETEM SEVİK, Matilla, ali açıköz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Uzun zamandır kendi kendimi inzivaya çektim ve haliyle de ne film seyrediyorum ne de TV. Bende aynı bu film gibi günümüz insanının kültürü vasıtasıyla yabancılaştırıldığını düşünüyorum. Bu filmi seyretmek istiyorum ve bu nedenle de hem blogunuzu öneriyorum hemde teşekkür ediyorum. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 03.11.2017 10:38
Cevap :
ilginiz için çok teşekkür ederim. Değerlerimizi herkesin bir kez daha hatırlaması dileğimle!  03.11.2017 15:01
 

Aman Allahım! Filmin en can alıcı noktası Philippe'nin yüzünü görmediği,sesini dahi duymadığı bir kadınla mektuplaşması ve Driss' in artık kadınla buluşması için onu yüreklendirmesi. Bundan nasıl bahsetmezsiniz? :)) Tamam canım herkes için can alıcı olmayabilir. Güzel bir yazı. Elinize sağlık

SAYHAN 
 31.10.2017 23:27
Cevap :
Yazıya gösterdiğiniz ilgi ve eleştiri için teşekkür ederim. Haklısınız, sözünü ettiğiniz bölüm belki de filmin en can alıcı noktası. Ancak ben burada bir fil kritiği yapmadım. Sadece filmin içeriğinin Batı değerleri açısından sosyolojik bir analizini yaptım.  03.11.2017 9:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 38
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 332
Kayıt tarihi
: 18.10.17
 
 

1963 yılında dünyaya geldim. 1985 yılında Atatürk Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster