Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ocak '20

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
165
 

"Çöpte Dostoyevski Buldum"

     Son zamanlarda çok sorguluyorum kendimi. Neler yapacağımı, ileride neler yapmam gerektiğini, gerçekte ne istediğimi, daha ne kadar çabalayabilir ya da sonunu bile bile neden hala burada olduğumu? vb.. Zaman zaman bir kısır döngü gibi beni ziyaret ediyor bu sorular. Cevabını bulduğumu zannederek ara veriyorum ve bir süre sonra tekrar başa sarıyorum.

     Bambaşka bir yazı üzerinde çalışırken, bir mesajla kendimi bir yazarın yazısını okurken buldum. Daha önce de izlediğim ama şu anda izlersem daha iyi anlayacağımı düşündüğüm Enis Rıza Sakızlı’nın yönettiği “Çöpte Dostoyevski Buldum“ adlı belgesel filmi tekrar izlerken buldum kendimi. Yıllardır sürekli başa sararak sorduğum soruları tekrar sormaya ve bu sefer farklı bir cevap bulmak beklentisiyle izledim.  Oktay Çetinkaya’nın hikayesinin anlatıldığı film, insanların hayatlarının ve gerçeklerinin ne kadar farklı olduğunu ve bizim için güzel anlama sahip olan şeylerin başkaları için ne kadar da sahte ya da anlamsız olabileceğini anlatıyor. Daha sonra kitapları keşfediyor Çetinkaya. Keşfettiği kitaplarda kendini buluyor. En çok da Fyodor Dostoyevski’nin kahramanlarını kendine benzetiyor. Hayatı, kitaplarla bambaşka bir boyuta ulaşıyor ve kendini farklı bir arayış içerisinde buluyor.

    “Hayatımda gözümü kırpacak kadar bile boş zamanım olmadı” diyor Emine Çınar.  Kim mi Emine Çınar? Emine Hanım, Oktay Çetinkaya’nın annesi. Her ne kadar kendini anlatsa da, ifade etmeye çalışsa da ya da yaşam hikayesi her ne kadar bir çok kişinin “insan hallerini” tanımlayıp yansıtsa da geleneksel bir kadındır Emine Hanım. Yaşadıkları onu bir rutine sokmuş; gençliğini, sağlığını, elinde olan her şeyini almış ve bir kısır döngüye sokmuştur ve biraz da acımasız bir insana dönüştürmüştür.

     İnsanların mecbur oldukları, hayatın ‘en hali’ dediğimiz kurtarma politikalarını anlatıyor bize film. Aslında, imkan varken nasıl imkansızlıklarla mücadele verildiğini ya da cesaretin ne kadar çok şeyi değiştireceğini gösteriyor. Tıpkı Dostoyevski’nin karakterleri gibi. İnsanların seni kurtarmasına, yardım etmesine güvenemezsin. Gerçeklerinle yüzleşip, ona göre hayatını şekillendirip bir yol çizmeli ve ardına bile bakmadan yola çıkmalısın. Geride kalanlar sana gölge olmak yerine bir ders ve ışık niteliğinde olmalıdır.

    “Yaşanması gereken şeylerdi” diyor Çetinkaya. Yaşanması gerekenler yaşanacaklar için bize yol gösterenlerdir ve Çetinkaya’nın hayatı kağıt toplayıcılığı ile başlamış ve daha sonra ömür boyu unutulmayacak anıları beraberinde getirmiştir.  Ben inanıyorum ki çaba ve umut insana çok şey kazandırıyor. Hayatta ne kadar geriye gidiyorum diye düşünsen de yeni açılacak yollar için deneyim geliyor sana. Hayatta var olduğunun farkına varmak, kendi geleceğini inşa etme arzusu, enerjisi.. tüm bunlar seni sana daha da yaklaştırıyor ve bir anlama dönüşüyor.

    Ben bütün bu düşünceler arasında kendime biraz daha süre verdim. Hayallerim için  savaşmaya değeceğini düşünüyorum. Zamanı geldiğinde, tüm bu savaşlar bana bir yol açacak ve beni isteklerime kavuşturacak. Ama zamanı geldiğinde cesaretim bana en büyük desteği sağlayan güç olacak ve unutmayalım ki geçmişle bağı koparmak, yaşanmamış saymak sıfırlanmaktır ve en önemlisi bizim olan bir gün bize gelecek, yeter ki savaşmaya değsin…

Hayallerinize ve kendinize güvenin. Siz hayattaki en büyük hediye ve en büyük değersiniz.

jale kasap, Kemal Alkan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 147
Kayıt tarihi
: 18.07.15
 
 

1992 yılı İstanbul doğumlu. İlkokulu İstanbul'da okudu, ortaokulu ve liseyi Edirne'de bitirdi. Kara..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster