Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Şubat '07

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
Okunma Sayısı
587
 

"Derin" kurumlar ve "yaralı" devlet

"Derin" kurumlar ve "yaralı" devlet
 

Ülkemiz çok acı ve zorlu bir dönemden geçmektedir.

Cumhuriyetin ilanı ve Atatürk'ün çağı aşan devrimleriyle elde edilmiş kazanımların bir bir içi boşaltılıp, yozlaştırılmaktadır.

Üstelik yıllardan beri toplumumuza yerleştirilmeye çalışılan, farklı düşüncenin cezalandırılması anlayışı, linç kültürüne dönüşerek toplum huzurunu tehdit eden bir boyut kazanmıştır.

Yılların emeğiyle yetişmiş beyinleri, cahil, güdümlü, şuursuz tetikçilerin insafına terk etmenin vatan sevgisiyle bağdaşır yanı yoktur.

Aydınlarımız ülkemize sanatta, kültürde, bilimde ve sporda gelişmenin yolunu göstermekte,

Uluslar arası düzeyde ülkemizi onurlandırmakta,

Başarıları ile hepimizi gururlandırmaktadır.

Ne acıdır ki tüm bu hizmetlerine rağmen vatanı sevme / koruma iddiasındaki kişi ve grupların saldırılarına hedef olmaktan kurtulamamaktadırlar.

Televizyon ekranlarında bunların "münferit birer olay" olduğunu beyan eden yetkililer çıksa da, yıllardır basın mensuplarının sınırlı ama etkili gayretleriyle/çalışmalarıyla ortaya konulan gerçekler unutturulmaya çalışılan bazı "derin bağlantıları", "karanlık ilişkileri" gözler önüne sermiştir.

Katilleri savunan politikacılar,

İhbarları değerlendirmeyen emniyet görevlileri,

Düşüncenin suç olmasını savunan ve yargıyı etkilemeye çalışan hukukçular (!),

Mafya bağlantılarını övünerek anlatan görevliler toplumun devlet kurumlarına, hukukun geçerliliğine ve birlik ve beraberlik içinde bir Türkiye fikrine inancını "derin"den sarsmıştır.

Üstelik varlığını her dönem ayrı bir "öteki" yaratıp onu yok etmeye adayan linç kültürünün uygulayıcısı haline getirilmiş kişiler ve gruplar, yasalardaki tanımlardan cesaret, kamu görevlilerinden teşvik ve destek alarak pervasızca saldırılarını sürdürmekte, fikir insanları hedef haline getirilmektedir.

Bu süreçte devlete hizmet eden kişi ve kurumların daha sorumlu ve bilinçli davranmaları gerekmektedir.

Cinayetleri kimlerin işlediği neden ortaya çıkarılamamaktadır ve neden bazı kamu görevlilerinin toplumun huzurunu hedef alan ve ülkenin bütünlüğünü tehlikeye atan bu saldırılarda sorumlu/azmettirici olarak adı geçmektedir?

Oysa ki kamu görevlilerinden beklenen ayrımcı, kayırıcı davranışlar değil, görevlerini yapmalarıdır.

Kamuoyunca isimleri bilinen bu kişileri korumak adına devletin kendi kuralları bilerek ya da ihmal edilerek çiğnendiğinde, yine bizim kurumlarımız saygınlığını yitirmekte, ülkemiz zarar görmekte, birlik ve beraberliğimiz tehlikeye düşmektedir.

Sorulması gereken soru şudur: Neden gazeteciler hedef alınmaktadır?

Çünkü ülkemizde huzursuzluk çıkarmak isteyenlerin de çok iyi bildiği gibi "bilgiye erişim" ve "haber hakkı" demokrasinin en temel gereklerindendir.

Demokrasiyi ve cumhuriyeti yıkmanın yolu yurttaşların gerçeklerle bağını koparmaktan, yanlış ve yönlendirilmiş bilgilerle kamuoyunu yönlendirmekten geçmektedir.

Tehditle gazetecilerin gerçekleri halka ulaştırılması engellenmeye çalışılmakta, insanımız Türkiye ve Dünya gerçeklerinden koparılmaktadır.

Unutulmamalıdır ki sansürden ve baskıdan uzak özgür basın, bağımsız kamuoyunun ve egemen Türkiye'nin teminatıdır.

Türkiye'de düşünce özgürlüğünü hedef alan bu saldırıların durdurulabilmesi için;

Hukuk kurallarının kişi, ideolojik görüş, din ve ırk ayrımı yapılmaksızın herkese eşit uygulanması,

Katillerin arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılıp cezalandırılması,

Aydınların, bilim insanlarının, sanatçıların, gazetecilerin fikir hürriyetlerinin korunduğu güvenli ortamın sağlanması,

Devletin yetkisinde olan güvenlik ve vatanı koruma yetkisini devralmaya hevesli kitlelerin caydırılması, ve

Devletin kurumlarının hukuk düzeni içinde çalışmakta olduğunun topluma gösterilmesi gerekmektedir.

Ülkemiz yıllardır aydınlanmayı savunan aydınlarımızın, bir türlü aydınlatılamayan faili meçhul cinayetlerinin yürek acısını çekmektedir.

Düşünce özgürlüğünün sadece savunulmaya çalışıldığı bir ortamda, kurşunlar kendi hedeflerini özgürce seçmektedir.

İnsan hakları evrensel bildirgesinde belirtilen temel hak ve özgürlüklere kavuşmak, insanca, güvenli ve huzurlu bir ortamda silahlar olmadan barış içinde yaşamak ve sansürsüz-özgür basın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının haklı talepleridir.

Aydınlık bir geleceğe birlikte yürümek için,

Barış için,

Özgür ve demokratik bir Türkiye için şarttır, vazgeçilmezdir...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 73
Toplam yorum
: 196
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 2814
Kayıt tarihi
: 17.02.07
 
 

1985 yılının bir Nisan sabahında (ki kendisi 15'i olur) sabah ezanından sonra (saat daha bizim kö..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster