Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Nisan '09

 
Kategori
Gönüllülük
Okunma Sayısı
1137
 

"Devrimci Gençlik Köprüsü" Anılarım -1-

"Devrimci Gençlik Köprüsü" Anılarım -1-
 

Kampanya günleri...


SUNUŞ

“1969 yazı” İstanbul boğazına köprü tartışmaları arasında Hakkâri’ye giden üniversite öğrencilerince Zap suyuna yapılan bir köprüye tanıklık etti. Köprü önceleri ve yapım aşamasında -Şemsi Belli’nin şiirinden de hareketle- “Anayaso Köprüsü” olarak anılırken inşaat bittiğinde, yapan ve katkıda bulunanların da imzasını taşıyacak bir adı vardı artık: “Devrimci Gençlik Köprüsü.”

İstanbul Boğazına köprü tartışmaları başladığında, Milliyet Gazetesi’nde Hasan Pulur’un köşesinde yayımlamış olduğu “Anayaso” şiiri ve Zap suyundan gelen haberler, fotoğraflar, yöre köylülerinin hastalarını geçit vermeyen Zap suyundan karşıya geçirip doktora yetiştirememeleri, Zap üzerinde gerili bir tele asılı vargel ile karşıya geçme mücadeleleri, bu arada ölümle sonuçlanan suya düşmeler... 68 ruhuyla birlikte Boğaz Köprüsüne karşı Zap Suyu üzerine bir köprü yapılması fikrini getirdi gündeme.

ANAYASO

Gul, gurban olduğum Hökümet Baba!

Baa bir alfabe veremez miydin?

Gara dağlar gar altında galanda

Ben gülmezem

Dil bilmezem

Şavata'dan Hakkâri’ye yol bilmezem

Gurban olam, çaresi ne, hooy babooov?

Bebek yanir, bebek hasda, bebek ataş içinde

Ben fakiro,

Ben hakiro

Dohdor ilaç, çarşı bazar tam - takiro

Gurban olam bu ne işdir hooy babooov!

Çoçiğ ağliir, çoçiğ öliir, geçit vermiy Zap suyu

Parasizo,

Çaresizo

Ben halsizo, ben dilsizo, şeher uzah, yolsizo

Bu ne haldır, bu ne iştir hooy babooov!

Gara dağda, gar altında ufağ ufağ mezerler

Yeddi ceset hetim hetim Zap Suyunda yüzerler

Hökümata arz eylesem azarlar

Ben ketimo

Ben hetimo

Ben ne biçim vatandaşım hooy babooov?

Şavata’dan Angara'ya ses getmiir

Biz getmeğe guvvatımız hiç yetmiir

Malımız yoh

Yolumuz yoh

Angara'ya ses verecek dilimiz yoh

Ganadımız, golumuz yoh

Bu ne biçim memlekettir hooy babooov?

Yerin, yurdun adresesin bilmirem

Angara'da: Anayasso!

Ellerinden öpiy Hasso

Yap bize de iltimaso

Bu işin mümkini yoh mi hooy baboov?

Şemsi Belli

Çiçeği burnunda bir 68 gençliği; Boğaza köprü yapımına karşı çıkarken köprüde asıl önceliğin “sesi Angara’da duyulmayan” bir yörede olması gerekliliğinden, Şemsi Belli’nin duyurduğu ve insan olanın kulak tıkayamayacağı bu feryattan ve o günkü koşullarda İstanbul Boğazına köprü yapımının lüks olduğu savından hareketle Zap’a köprü fikrini yeşertti.

Köprü kampanyası başladığında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde üçüncü senemdi. Zap’a gitmek, çorbaya alın terimden karınca kararınca biraz tuz katmak için düşünmeksizin gönüllü olmam salt bir gençlik heyecan ve hevesi değildi. Kendimi bildiğimden beri yaşam koşullarımın biçimlendirdiği dünya gözümün doğal sonucuydu bu severek koşarak Zap’a gidişim, gelir geçer bir gençlik hevesi değil.

Devlet memuru bir baba kıt kanaat maaşıyla ailesinin geçimini sağlamaya çalışırken, harçlığını 6 yaşında Muratlı pazarında yerlerde sürüklediği bir toprak testiyle pazarcılara bardağı beş kuruşa su satarak çıkaran bir çocuktum. Okuma yaşamım parça buçuk işlerle haşır neşir, üniversiteye gelinceye dek akla gelecek gelmeyecek türlü çeşitli onlarca işe girip çıkarak sürdü. Ortaokulu bitirdiğimde babam eğer liseye devam edeceksem kendi başımın çaresine bakmam gerektiğini söyledi ki, benim dışımda okuyan iki kardeşimin ve sırada bekleyen bir üçüncünün daha olmasından ötürü haklıydı.

Bir sene okula ara verdim ancak baktım ki garsonluk yaparak, maçlarda çiklet satarak, tuğla ocağında çalışarak vb. düze çıkmak mümkün değil, tek çare okumak. Tekirdağ Namık Kemal Lisesine kayıt oldum. Bu arada henüz ortaokul sıralarında bir sürü klasiği yutarcasına ve büyük bir hevesle okumuşum. Okumayı ve yazmayı seviyorum. Okuldaki kompozisyon yarışmalarında ya birincilik ya da ikincilik ödülü benim. O yetmiyor, sınıf gazetesi, okul gazetesi ve “Le Miroir” adlı Fransızca bir gazete çıkarıyorum, yani duvar gazeteleri.

Bu üç gazetenin yazılarını, şiirlerini, denemelerini yazıyorum, çarpık çurpuk çizgilerimle çocuksu karikatürler çiziyorum. Yaşamın gerçekleri üzerine düşündüklerim –daha doğrusu yaşadıklarım- sosyal sorunlar üzerinde yoğunlaşmam sonucunu doğurmuş. Bir gün coğrafya öğretmeni Sabiha Hanım bahçede yanıma gelip “Sende YÖN dergisi varmış, bana da verir misin okuyayım” diyor. Oysa ben öyle bir dergi bilmiyorum.

Bir kaç gün sonra Edebiyat öğretmenim Nevzat Nami Aygüven ve Felsefe öğretmenim Mehmet Çamoğlu beni bir kenara çekerek uyarıyorlar. “Dikkatli ol, öğretmenler odasında bazı öğretmenler senin komünist olduğunu konuşuyorlar!” Ben henüz komünizmle, sosyalizmle tanışmamışım. Yıl 1965. “Sol” nedir bilmiyorum. Duvar gazetelerine neler yazıyorsam, okuduğum dergilerden kitaplardan değil, yaşadıklarımdan ve etkilendiğim gazete haberlerinden.

O günlerde okul duvar gazetesine bir şiir yazıp koymuşum, acemice ama içten duygularla... Şöyle bir şeydi (Tamamını anımsamıyorum, ne yazık!): “Kapkaranlıklarda bir Anadolu / Tok açın halinden anlamaz Hassom / Elleri nasırlı gözleri dolu / Hamle yap acınmak yaramaz Hassom... Yüzeye çık derinlerden / Arın eski fikirlerden / Çık artık şu kahvelerden / Çalış, pineklemek yaramaz Hassom...” Böyle çocukça bir şey. Ama Coğrafya öğretmenim bunu okuyunca –elbette öbür yazılarımın da etkisiyle- hükmünü vermiş benim komünist olduğuma, ağzımı ararmış benim YÖN dergisi sorarak... Yani ben bilmeden komünist olmuşum haberim yok, öğretmenimden iyi mi bileceğim!

Üniversiteye başladığımın ikinci yılı dünyada 68 olayları patladı ve o ruh en kısa sürede Türkiye’de de üniversite gençliğini kucakladı. Kimi solun değerlerine inandığı için, kimi özendiği için, kimi moda gördüğü için, hava atmak için, kız arkadaşını etkilemek için vb. türlü çeşitli güdülerle sol bir öğrenci kitlesi oluştu. Ben zaten bilmeden hem de liseden sabıkalı komünistim(!)...

İşte bu koşullarda Milliyet Gazetesi Zap Suyuna Köprü kampanyasını başlattığında zaten hazırdım koşmaya, bir de o günlerde Doğu’nun yapısal sorunlarına ilişkin tartışmalar var. Feodaliteydi, değildi, ATÜT’tü (Asya Tipi Üretim Tarzı), o da neymiş falan filan... Zap Suyuna köprü projesi yanında hazır Hakkâri’ye gitmişken bir sosyal yapı araştırması yapma fikri filizlendi, o kadar kısa sürede ne yapılabilirse artık. Sosyolojide hocamız Muzaffer Sencer araştırmaya/gözlemlerimize esas olacak formlar hazırladı... Sosyolojiden ben ve Ertan Uyar( Ne yazık ki artık hayatta değil), Psikoloji’den Necati Doğru (Halen Vatan’da köşe yazarı) üç kişilik bir ekibiz.

Zap’a gittik, köprü yapımında çalıştık, köprüden sorumlu hoca Prof. Tayyar Tayar’ın köprü yapımını aksatacağı endişesiyle bizim araştırma/gözlem tasarımına soğuk bakması ve izin vermemesi nedeniyle gözlem amaçlı görevimiz güdük kaldı. Yine de Hakkâri’de yaşam konusunda ön bilgi edinecek gözlemlerimiz oldu, Hakkâri, Yüksekova, Şemdinli ve Uludere’yi, Şavata köyünü ziyaret etme ve görüşmeler/söyleşiler yapma olanağımız oldu. İlçelere giderken ulaşımımız TPAO’nun kampa tahsis ettiği bir pikapla ve şoförümüz bizi izlemekle görevli bir MİT elemanı!

Hakkâri’ye giderken sonradan yaşananların çoğunu unuturum diye –bir de yazma sevdam var ya!- bir günlük tutmaya başlamıştım. Yüksekova ziyaretine dek tuttuğum günlüğü, o günden sonra kamp koşullarından ötürü yazacak zaman bulmakta zorlandığımdan tutmayı bıraktım ne yazık... Geçen sene “Devrimci Gençlik Köprüsü” belgeselini izledikten sonra, arayıp taradım ve buldum o günlüğü. Dahası, orada çektiğim bazı fotoğrafları. Geçtiğimiz günlerde eşim “Bu notlar seninle birlikte yok olup gidecek. O günlere ışık tutan, o günün heyecanını, duygularını yansıtan, 68 heyecanını ete kemiğe büründürmüş notlar bunlar. Bunları internet üzerinde yayınlasana” deyince...

Şimdi moda deyim “naif” ya, ben Türkçesiyle şöyle diyeyim; 22 yaşında, yaşadıklarının anlamını bilimsel kitaplardan da okuyarak çözmeye başladığı günlerde yeni bir dünyanın umuduyla yanıp tutuşan, çocukluğundan beri düşlerinde kurguladığı bir dünya için yükselen 68 ruhuna göbekten bağlı bir çocuk tarafından acemice ama coşkuyla, içtenlikle ve yürekten gelen duygularla tutulmuş bir günlük.

Uzunluğundan ötürü sanırım her gün birer ikişer sayfa olmak üzere arka arkaya beş altı günde yayımlamak en uygunu. Yarın birinci bölüm...


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 195
Toplam yorum
: 137
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 683
Kayıt tarihi
: 04.10.07
 
 

Dünyanın internet sayesinde küçüldüğü günümüzde büyüyen sorunlara ilişkin duygu ve düşüncelerimi pay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster