Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Şubat '10

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
260
 

"Eğitim sistemi, çıkmaz sokak..."

"Eğitim sistemi, çıkmaz sokak..."
 

"Eğitim sistemi, çıkmaz sokak..."


Bazen okuduğum gazetelerden "daha sonra bu konuyla ilgili yazı yazarım" diye kupürler kesip saklarım...

Bugün yine "hangi konuda yazayım" diye elimdeki o kupürlere bakarken, 2008 yılının Mart ayında Hürriyet gazetesinden kestiğim bir kupür elime geçti...

Küpürde; Adana Valisi İlhan Atış'ın daha önce denetim için gittiği bir lisede son sınıf öğrencilerine Çanakkale Savaşları’nın nerede olduğunu sorduğunu, “Kars ile Erzurum arasında bir yerde” yanıtını alınca da şoke olduğunu yazıyordu... (Bknz)

O öğrenciler arasında Lise'den mezun olup da aralarında üniversiteye girmeye hak kazanmış olanları var mıdır, varsa hangi okulları kazanmışlardır diye düşündüm...

Aradan geçen iki seneye rağmen değişen pek bir şey yok eğitim sistemimizde... Her sene okullar açılmadan haftalar önce basılan okul kitaplarındaki hatalar, konular işlendikçe dikkatli öğretmenler ve veliler tarafından ortaya çıkartılıyor...

Tıpkı geçen günkü okul test kitaplarında çıkan güya yanlışlıkla basılmış olan harita gibi...

Bu yüzden o günlerde valinin şoke olması çok doğal gelmişti bana... O da bir şey mi diye mırıldanmıştım…

Emekliliğime az bir süre kala İstanbul’da çalıştığım özel bir şirketin bilgiişlem bölümünde Türkiye’nin başkentini bilmeyen, İstanbul Kadıköy’ün Avrupa yakasında Silivri yakınlarında bir köy olduğunu sanan, Açıköğretim Fakültesi mezunu kişiler de tanıdım…

Ayrıca bu zat-ı muhteremler ve muhteremeler, Paris’i de Almanya’nın başkenti sanıyorlardı…

İstisnalar kaideyi bozmaz ancak bahsettiğim kişiler, 1980 sonrası doğmuş "boş" eğitim almış, “yoz” eğitim sisteminin mezun edip ortaya çıkarttığı kişilerdi…

Ne coğrafyayı doğru dürüst biliyorlardı, ne tarihi, ne felsefeyi, ne de ne bildiklerini...

Çünki boş geçen bu derslerin çoğuna ya beden eğitimi öğretmenleri girmişti, ya da müzik öğretmenleri…

O çocuklar ezberci bir sistemle okullardan mezun olmuşlar, böyle işyerlerine tesadüfen girmişlerdi...

Çok yazık, hem de ne yazık... Ne çevresiyle, ne vatanıyla, ne de dünyayla ilgisi olan bir tür yarattılar sonunda...

Modern matematik denen hayatta hiç lazım olmayan bir zırvayla kafalarını karıştırdılar bu gençlerin… Bugün bu tipler, parmak hesabı yaparak toplama yapabiliyorlar ancak… Çıkartma, çarpma, bölme bildiklerinden de emin değilim… Çarpım tablosundan 7’li yahut 8’li çarpmalardan bir tanesini sorsanız, apışıp kalırlar…

Neden böyle oldu ya da böyle oluyor, neden devletin okullarında artık doğru dürüst eğitim verilemiyor artık?… Öğrenciler lise son sınıfına kadar geliyor, ancak haberdeki Vali’nin de sorduğu gibi Çanakkale Savaşları’nın yerini Erzurum ile Kars arasında olduğunu sanıyor?.. Değil Türkiye’nin komşularını saymayı, Ankara’nın başkent olduğundan bile haberleri yok bu gençlerin…

Hep duyuyoruz, duymaya da devam ediyoruz... Avrupa uyum yasaları bahane edilerek şimdilerde de okul kitaplarından Atatürk’le ilgili bilgiler yavaş yavaş çıkartılıyor, okullarda Atatürk köşeleri kaldırılıyor, sabah okunan andımız kaldırılıyor…

Bugün gelinen noktada elbette birilerinin istediği buydu… Eğitimsiz, akılsız, düşünemeyen, yargılayamayan, ot gibi yetişmiş, koyun sürüsü bir toplum isteniyordu… Elbirliğiyle 30 senede böyle bir toplum çok iyi bir şekilde yaratıldı…

Bu tür yetiştirilmiş kişilerin başlarına dikeceğin bir çobanla yönetmek de çok kolay olacaktı...

Bunlardan tesadüfen işe girenleri, ne sigortalı olacaktı, ne de sendikalı.

Hatta sendikalı olanlarının işlerine son verilerek 4C gibi yasalarla köleliğe mahkum edilecekti...

Hiçbir sosyal hakları verilmeden bunlar 8 saat yerine gerektiğinde 12 saat, 14 saat çalıştırılacaktı.

“Yoruldum, istirahat etmem lazım” deme hakları bile olmayacaktı, gıkları bile çıkmayacaktı…

Boğaz tokluğuna yoksulluk sınırının altında çalıştırılacaklardı… Bu ücretlerine karşı çıkanların başı hemen ezilecek, işlerine son verilecekti…

Ne iş güvenlikleri olacaktı, ne de sağlık güvenlikleri bu kişilerin…

Emekli olmayı ise tamamen unutacaklardı… Çünki emekli yaşları zaten mezarda olacaktı…

Bunlardan çalışmayanlarına ise, biraz makarna, biraz fasulye, biraz mercimek ve biraz da ısınacak kömür verdin mi, yan gelip yatacaklar, bunlardan oy toplamak da çok kolay olacaktı…

Bunların kadınları her gün evde TV başında oturacak, genç kızları izdivaç programlarını seyredip oradan koca arayacak, yemek adları değiştirilen kadın programlarını seyredecek, akşamları da evli olanlar, eşleri tarafından üç çocuk ve daha fazlasını yapmaya zorlanacaktı…

Bu böylece uzayıp gider… Uzat uzatabildiğin kadar… Bu konuda yüzlerce yüzlerce sayfa yazı yazılabilinir…

İşte bir gazete kupüründen yola çıkarak 2008'den bu yana Türkiye'de hiçbir şeyin değişmediğini, yozlaştırılma kültürünün an be an uygulandığına şahit olduk...

Her gün yeni bir şey duymaya alıştık, alıştırdılar bizi... İlerleyen günler sonrasında daha neler duyacağız kimbilir, neler… Bu duyduklarımızın hepsinin gerçek yaşam içinden kesitler olacağı kesin…

Dostlar, bırakın birilerinin ağızlarına pelesenk ettiği "ülkeyi muassır medeniyetler seviyesine ulaştıracağız" söylemlerini de, Türkiye'miz günden güne eğitimsiz, kültürsüz, bilinçsiz, üçüncüyü dünya ülkesi olmaya doğru hızla ilerleyor, sizler de görmüyor musunuz bunu...

Bir an yazımı yazmayı bıraktım, öylece durdum, baştan bu paragrafa kadar bir kez daha okudum ne yazdığımı… Acaba bu yazımı çok mu abarttım diye düşündüm bir an…

Yoksa, yoksa.. akşam yediğim kuru fasulye ve pirinç pilavını fazla kaçırdım da gündüz vakti halüsinasyon ya da kâbus mu görüyorum diye düşündüm durdum...

Sizler ne diyorsunuz bu konuda? Söyleyecek birkaç kelâmınız vardır elbet...

Şayet kâbus görüyorsam, biri beni dürtsün ve uyandırıp kendime getirsin!..

Bu uykumdan bir an önce uyanmak istiyor, “Benim manevi mirasım, akıl ve bilimdir” diyen Atatürk Türkiye’sine acilen dönmek istiyorum…

Ertan Yurderi

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne yazık ki size her şeyin bir kabus olduğunu söyleyemiyorum. Belki bana katılmayacaksınız ama iş lafa kaldığı zaman ve anayasamızın değişmez maddeleri olan yere göğe sığdıramadığımız "laiklik" ve "demokrasi" nin bizi getirdiği nokta bu. Siz Atatürk'ün manevi mirası akıl ve bilimdir diyorsunuz ama günümüz Türkiyesi dinin bir sosyal ihtiyaç olduğuna ve en iyi yönetim şeklinin de halkın kendi kendisini yönetmesi ve bu amaçla da kendisini yönetecek siyasileri seçmesi olduğuna inanıyor. Bilim ise hiç bir işe yaramıyor. Bilinecek de ne olacak? Nasıl olsa her şey kutsal kitapta yazılı ve 7 kere 8 in kaç ettiğini bilmeyen seçmenlerimiz de en iyi siyasi kadrolarıda seçebiliyor. Öylke değil mi? Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 16.02.2010 21:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 111
Toplam yorum
: 82
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 1111
Kayıt tarihi
: 15.10.07
 
 

Kocaeli doğumlu. Yüksek tirajlı gazetelerin bilgi işlem ve yazı işleri bölümlerinde çalıştıktan s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster