Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ocak '12

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
1603
 

“Evlilik” ciddi bir kurumdur

“Evlilik” ciddi bir kurumdur
 

Bir dost meclisinde arkadaşım, yanlarında bulunan çifte hadi “evlenin de size gelelim” diye hitap edince, genç ikili, şaşkınlıklarını gizleyemeyip birbirlerine bakakaldılar.

Çünkü evliydiler!

Kastedilen mana yanlış anlaşılmıştı. “Ev alın, bir ev sahibi olun da size oturmaya gelelim” denmek istenmişti.

Sevgili okurlar! Bahsini edeceğimiz konuya, çözülmesi anlayış gerektiren, mizahi bir yaklaşımda bulunduk.

Gerçek olan şu ki; her insanın bir ideali vardır. Evlenip, mutlu bir aileye sahip olmak, çoluk-çocuğa karışmak ve yaşlanmak gibi...

O nedenle insan, bin bir zahmetle büyüttüğü çocuklarının kendisine bakmasını, yaşlılık günlerinde yakınlarında olmasını arzular.

Bundan tabii olan bir şey de olamaz.

Hz. Âdem’in cennetten kovulmasına neden olan olayın temelinde dahi, bir anlamda evlilik müessesesinin işler hale getirilmesi amaçlanmıştır.

Çünkü bu düzenle hayatını sürdüren eşlerin negatif bir fiil işlemediği, sağlıklı-düzenli bir yaşama sahip olduğu, aksine keyfi davranışlarda bulunanın iki yakasının bir araya gelmeyeceği, huzursuzluğun asla eksik olmayacağı ve özetlemek gerekirse, “yanına kalmayacağı” değişik anlatımlarla bildirilmiştir.

Anlatmak istediğim bu işin bir de öte tarafı bulunması.

Mistik uyarılar, özgürce yaşamanın iddia edildiği gibi olmadığını, bu tür hareketlerin "ışınsal yaşamda" kendilerini canından bezdireceğini, kısaca “canına okuyacağını” bildirir. Bu işin önemli olan bir yanı da burası.

Evlilikte dikkat edilmesi gereken husus, eşlerin sevgi ve saygı anlayışı ile birbirlerine kenetlenmeleridir.

En önemli husus ise aralarında bir “ihanet” olayının yaşanmamasıdır.

Böyle bir hadise gerçekleşirse aile kolay- kolay ayakta kalamaz. Kabak tadı vermeye başlayan dırdırlar, bu başlangıçların işaretidir. Tek çıkar yol, gürültü patırtı olmadan ayrılmaktır. Çünkü devamlı şekilde yaraları kaşımak, kimseyi bir yere götürmez.

O bakımdan bir erkek eşini; mal gibi değil, “Allah’ın kendisine verdiği bir emanet” gibi görmeli ve ailenin ‘tek sorumlusu’ olarak, höt-söt yapmadan onları ‘korumayı-kollamayı’ bilmeli, onların da bir kişiliği ve hayatı olduğunu unutmamalıdır.

Özetlemek gerekirse, erkeğin aile fertlerini güvence altına alması en başta gelen görevidir. Eş ve çocuklar da bu şarta-mantığa bağlı olarak yaşar. Buna rağmen akla ziyan yaklaşım yapanlar sonuçlarına katlanır.

Evliliğin sadece sembolik bir değer olduğunu düşünmenin ve ciddiye almamanın izahı olamaz. Bugün dünyanın en ‘demokratik ülkelerinde’ dahi durum bu şekilde tezahür etmektedir.

İstisnai durum dışında aile reisini sorgulamak, kimseye düşmez. Saygın bir babanın yapacağı anormal çıkışlar, ‘zik zak’lar yoksa bu düzen, bu şekilde yürür.

Aile reisi de eşi ile olan ilişkilerinde, çok basit, samimiyetsiz davranışlardan kaçınmalı, karmaşık meselelerde uzlaşma yoluna gitmeli ve işlerinde yardımcı olmalıdır.

Şayet bir ömür boyu “aynı yastığa baş koymayı” kafalarına koymuşlarsa uygulanacak strateji budur.

Bazı hanımlar, eşinin kendisine müdahale etmesini istemiyor, ondan sadece kendi işini doğru dürüst yapmasını bekliyor. Bu yaklaşım, feminist çevrelerce oldukça olumlu bulunup, mesele kadın-erkek eşitliğine getiriliyor.

Belki kâğıt üzerinde bu teorinin kabul edilmesi doğru olabilir. Ancak fiili yaşamda bunun hiç de böyle olmadığı görülüyor.

Sonra eşler arasında ihtilaf başlıyor ve iki başlı bir aile yapısı ortaya çıkıyor. Çoğu kopmaların en önemli nedeni de bu.

Ayrılık aşamasına gelen durumlarda, yapılacak mücadelenin kazanılması açısından bazı teşebbüslerin gerçekleştirilmesi makuldür ve gereklidir.

Erkek, eşinin gittikçe gelişen arzu ve istekleri karşısında seyirci kalırsa, “hamle yapmayı unutan bir güreşçi” konumuna düşer. Bu aşamada taraflar, köklü bir zihniyet değişikliğine gitmeye kendilerini inandırmalıdır. Yoksa aileler iyiden iyiye parçalanır, çocuklar bunalıma girer. Değişik türde anlaşmazlıkları her gün medyada görüyor ve çok vahim sonuçlar doğurduğuna şahit oluyoruz.

Benim, eşler arasında çıkan anlaşmazlıklarda, hanımın tarafında olacağım tek konu var. O da şudur: Bir erkek eşinin mistik duyguları ile oynama, alaycı tavırlara başvurup, önünü kesme yoluna gidiyorsa, hanımın bu anlamsız tavırlara tereddütsüz karşı çıkması ve erkeğinin boş laflarına kanmaması gerekir.

Çünkü inanan bir kadın için önce ilkeleri gelmelidir. Şayet ilk sırayı bu kavram doldurmuyorsa, o ailenin geleceği zaten meçhuldür. En ufak bir sarsıntıda dahi sallanır.

Yerle bir olur.

Ahmed F. Yüksel

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 633
Toplam yorum
: 2054
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 9976
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster