Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Temmuz '08

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
19150
 

"Evlilik hayatında erkekler kadınlardan ne ister"

"Evlilik hayatında erkekler kadınlardan ne ister"
 

Dedelerimizin ve ninelerimizin psikologları yoktu. Onların, çoğu yaşamasa da çok sayıda çocukları ve bir o kadar da torunları vardı. Hayatlarının zorlukları vardı. Öyle bir çileydi ki hayatları, önceki kuşaklardan mirastı. Buna karşın mutlu ve huzurlu idiler.

Şimdiki nesil ise mahkemelik. Kimle mahkemelik diye sorarsanız, hemen cevap vereyim: Hayat arkadaşlarıyla hatta çocuklarıyla...

Bugün bir doktor tanıdım, kalp doktoru... Beş yıllık eşinden ayrılmış. Ayrılığın kayınvalidesinin yüzünden olduğunu ima etti. Ben de kendisine dedim ki; "Bir kalp ameliyatını ne büyük zorluklarla yapıyorsunuz. Evliliğinizi sürdürmek kalp ameliyatı yapmaktan daha mı zordu?!.." Vereceği bir cevabı olmadı. "Eğer, siz ve eşiniz Hekimoğlu İsmail'in yazılarını okusaydınız bu ayrılığı yaşamazdınız. Bir de şu var; önemli olan aile ayrılığının yaşanmaması, ayrılık yaşandıktan sonra kimin haklı ya da kimin haksız olduğu önemli değil!.."

Evlilik bir gönül işi... Kimse bahane aramasın!..

Bugünkü Zaman Gazetesi'nde Gülay Atasoy'un "Evlilik hayatında erkekler kadınlardan ne ister" başlıklı yazısını okuyunca bu konuyu yazmak istedim. Ve ne hikmetse de evlilik hayatında isteyen hep erkekler oluyor... Gülay Atasoy'un yazısını okuyalım ve ailenin de dünyanın en büyük imparatorluğu olduğunu da unutmayalım.

"Evlilik hayatında çoğu şey müşterek, ancak beklentiler farklı olabiliyor. Yıllar geçse de eşler birbirlerine önceliklerinin ne olduğunu net bir şekilde dile getiremeyebiliyor. Özellikle erkekler ne istediklerini anlatmakta, kendilerini ifade etmekte çok sıkıntı çekiyor.

Evlilikte erkeğin kadından beklentileri genelde kadının beklentilerinden daha fazladır. İkisi de aynı işyerinde çalışıp yorulsa da erkek, eve girer girmez "çok yoruldum" diye uzanır. Kadının böyle bir lüksü olmadığı gibi üstelik erkek, ondan bir de güzel "yemek" bekleyebilir.

Evin düzenli-tertipli, elbiselerinin temiz ve ütülü olmasını, hatta kimi erkek, içeceği bir bardak suyu bile eşinin getirmesini bekler. Cep telefonunun nerede olduğunu, gözlüklerini, çoraplarını nereye koyduğunu, arabanın anahtarının nereye bırakılmış olabileceğini hülasa buna benzer birçok şeyi kadından hep "hizmet" olarak bekler.

En önemlisi ise, erkekler, annelerinden gördükleri karşılıksız "şefkat", "sevgi" ve "ilgi"yi eşlerinden de beklemektedir.

Fakat annesinin "Aa! Burnun akmış gel sileyim" dediği gibi; "Mendilini aldın mı? Anahtarın, telefonun cebinde mi?" vb. sorularla çocuk gibi idare edilmek yerine, ayrıca fizikî gücünü göstermek için eşinin kendisini bir "kahraman" gibi görmesini de bekler.

Yaratılış itibarıyla şiddet, saldırganlık, sinirlilik, kabadayılık, özgürlük ve kural tanımazlık özelliklerine yatkın olduğu için erkekler, eşlerinin bu duygularını kontrol altına almasına yardımcı olacak "sakin, itidalli, hoşgörülü, anlayışlı, idareci" olmasını bekler.

Aileyi idare ettikleri için ülke idare eden kral gibi "saygı" görmek ve asla "tenkit edilmemek" ister.

Bu hay huy içinde kadınların en çok yakındıkları şey, "Eşim ne yaş günümü ne de evlilik yıldönümümüzü hatırlıyor. Demek artık beni sevmiyor!" vehmine kapılmalarıdır. Bu yüzden erkekler eşlerinin pek kolay anlaşılamayan "sevgi dillerinin" kolayca anlaşılmasını bekler.

Eşinin "Sen bana ne hayat yaşatıyorsun?" diye nankörlük etmek yerine, kendisinin mükemmel bir baba ve eş olduğunu ifade eden "takdir" sözcükleri bekler.

Maddi konuda kendisini sıkıntıya sokmayıp, gücünü aşan aşırı isteklerde bulunmayarak "ayağını yorganına göre uzatarak", "iktisatlı" olmasını bekler.

Eşlerinin soru kitabı değil "cevap anahtarı" olmasını, "dırdırlarıyla" kafasını "şişirmemesini" özellikle de "gözyaşlarını silah" olarak kullanmamasını bekler.

Bir şeye canı sıkıldığında durgunlaşıp düşünmeyi tercih eder. Şayet eşi tepesine dikilip: "Ne düşünüyorsun! Yoksa başka biri mi var? Yoksa, bir yerlere para mı kaptırdın?" gibi aşağılayıcı ve "güven" zedeleyici davranışlardan kaçınmasını bekler.

İhtiyacını en fazla tatmin eden, aşkını, sevgisini ve şevkini paylaşacağı neş'ede ortak, elem ve kederde yardımcı, sûri güzelliğinin yanında zahiri arkadaşlığını samimileştirecek "iffet" ve kötü ahlaktan arınmış, "ünsiyet" edeceği, iyi geçineceği, ruhi imtizacı sağlayacak "mûnislik, itaat" ve "güzel ahlâk" bekler.

Kısacası erkek kadından, annesi kadar "şefkatli eş", güveneceği sadık bir "dost", her şeyi paylaşabilecek "arkadaş", sohbet edebileceği kalbine karşılık mükemmel bir "kalp" bekler.

Güllerin Efendisi, hayırlı kadının kocasına iyilik yapan olduğunu ve böyle bir kadının bu hareketinin bin şehitlik makamıyla eşitlendiğini söyler. Tabii ki, o da ayrı bir yazının konusu olsa da madalyonun bir de "kadınlar erkeklerden ne bekler?" yüzü var."


Yazının ikinci bölümcesinde yer alan bir cümle var ki, bir hayli güldüm. Aynı işte çalışan, aynı yorgunluğu yaşayan eşler eve geldiklerinde erkeğin "ben yoruldum" diye yatıp uzanması... Fena halde komik. Aile için de yıpratıcı bir davranış. Aileler böyle böyle bir tarafın daha az fedakar olmasıyla zaafa uğruyor; bitip tükeniyoır.

Bugünkü Hürriyet'te de Yaşar Nuri Öztürk'ün yazısının tanıtım bölümünde şunlar vardı: "Halkı iyilik ve barış için gayret gösteren bir toplum ve uygarlık batmaz, çökmez." Bu sözler ne kadar güzel değil mi?!.. Bu görüş; bir toplum ve insanlık için ne kadar geçerliyse, aileler için de geçerlidir. Aileyi oluşturan bireyler birbirlerine iyilik etmelidir. İyiliğin olduğu yerde de barış olur; mutluluk olur, huzur olur... Büyükanneleri ve büyükbabaları, ailenin tüm fertlerini sevgiyle, iyilikle, merhametle ve hele de maddi ve manevi paylaşmayla kucaklamayan aileler huzur bulamazlar. Bir gerçek ki günümüzde insanlık bunun tersini yaşamaktadır.

Kartal'da da dünyanın en büyük adalet sarayı yapılmaktadır. Ailelerin ve toplumun her bir bireyinin hayatının mutlulukla taçlanmış bir saray yapılması için çaba harcanmalıdır. Koca koca adalet sarayları, mahkemeler yoluyla mı toplumu mutlu edecek?!.. Kayseri Hacılar'da, Kemah ve Kemaliye'de ve bir de Hacıbektaş'ta cezaevlerinde çok az mahkum var ya da hiç yok. Acaba neden?!.. Oralarda aileler de mutlu, toplum da...

Yaşar Nuri Hoca'mızın sözünü dinleyelim iyilik ve barış için gayret edelim...

fot.www.yeniresim.com



Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Nerde yaşıyor bu erkekler merak ettim doğrusu. Gerçek hayatta bu kadar şey bekleyen erkeklerin ya da kadınların mutlu olabileceğini hiç sanmıyorum. Çıkarlar dışında kimse kimseye hizmetcilik yapmaz. Yanlız, sevgi, aşk, değerler, saygı, ahlak ve ilkelerimiz olduğu sürece ailenin kutsallığı devam eder. Marifet kalbi tamir etmekte değil, kazandığın kalbi korumaya ve kazanmaya devam ettirebilmekte. Birlikteliği aynı heyecanla devam ettirek çok zor. Eşler karşılıklı birbirlerine hizmet ederse mutluluk ve huzur ortamı olur aksi taktirde bencillikle birlikte kopmalar yaşanır.

serifsoner 
 29.07.2008 18:38
Cevap :
Sevgili ÖMERŞERİF, elimizdeki birçok varlığı kırıp-döker; atar-saçarız da, kalp öyle değil; kırılıp dökülmeye, atılıp saçılmaya gelmiyor; kırılınca onarılmıyor. Kimileri kırdıkları kalbi ya da kalpleri onardıklarını zannederler.Üzerinde düşünülmeye değer bir gerçek ki, kırılan kalp onarılamıyor. Kırık kalbin sahibi affediyor; acısını bal eyleyerek, hepsi o kadar!..Bahanelerle yıkılan yuvaların sonrasında, bir geliri olmayan hanımefendiler ağır mağduriyetler yaşıyorlar. Çocuklar da hayatın tüm kötü bedellerini küçücük yaşlarında yaşamak gibi bir acıyla kıvranıp duruyorlar. Dünyanın en büyük imparatorluğu olan aileye kimse kıymamalı ve devletimizin de bu konuda ciddi adımlar atması, acil önlemler alması şart diye düşünüyorum. Düşüncelerinizden dolayı sizi kutlarım. Güzel duyguların şemsiye olduğu ailelerde, insanlığı sevgiyle kucaklayan evlatlar yetişir. Ne mutlu böyle eşlere; anne-babalara... Her zaman çok iyi olmanızı diliyorum. Kırmadığınız kalpler gibi hiç kırılmayan kalbiniz olsun.  30.07.2008 13:00
 

Cok onemli bir konu dikkatle okunmasini herkeze tavsiye ediyorum.Gunumuz toplumlarinda ozellikle gelismis bati toplumlarinda aile mevhumu kalmadigi icin materyal tamamen bireysel bir yasam hakim.Insanlar salt para kazanma telasi icinde.Orneklerini yasadigim bati toplumlarinda gordum ve bu ulkedede devam ediyor.Sonuc mutlaka aci olacak gorunus oyle.Bize ait degerlerin mutlak ozellikle aile duzen ve saygisinin korunmasi gerek.Yoksa dejenerasyonla diger toplumlardan farkimiz kalmiyacak. Saglik ve saygiyla

Newyorker sade vatandas 
 25.07.2008 6:58
Cevap :
Sevgili Newyorker, bireyci bir yaşam ve para kazanmaya yönelik telaş bizde de hakim olmaya başladı. Bu gidişle değerlerini yitirmiş toplumlara benziyoruz, sizin ifade ettiğiniz gibi... Türkiye'de geçen birkaç yılda sonuçlanan boşanma davalarının yıllık ortalaması otuz bin civarında. Bugünlerde kiminle konuşsam kendi ailesinden veya yakını ailelerden birinin boşandığı haberini alıyorum. Şehre göçmekle kendimizi şehirli; diploma almakla kendimizi okumuş ve cebimize giren bir miktar parayla da kendimizi zengin sanıyoruz. Taksitle aldığımız arabaların hızına uyduruyoruz güzelim hayatımızı; sağa-sola toslayarak paramparça oluyoruz, kaza sonrasındaki araba ve içindeki canlar gibi... "Bir dünya kuralım ki; orada eşya değil, insan kutsal olsun!.. Bir dünya kuralım ki; orada tüm yeryüzü mabet, tüm meşru fiiller ibadet olsun!.." diye yazmış bugün Yaşar Nuri Öztürk. Her yana savrulmuş haldeyiz; aklımız, cesaretimiz ve sevgimiz ipi kopmuş, taneleri dağılmış tespih gibi... Selam ve sevgilerimle...  25.07.2008 22:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 293
Toplam yorum
: 551
Toplam mesaj
: 318
Ort. okunma sayısı
: 1679
Kayıt tarihi
: 04.09.06
 
 

Yaşanan her hayat en iyi hayattır; yeter ki içinde kötülük olmasın!.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster