Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Temmuz '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

“Fener”lerle aydınlanıyoruz!

Fenerbahçe sansasyonundan sonra, Deniz Feneri davası gündeme geldi ya; Allah’ım sen aklımı koru! “Fenerbahçe” konusunda ahkam kesmem mümkün değil demiştim; hala aynı vaziyetteyim…

Ben kim, futbol kim? Anneme sorsam acayip bilgi verir; yani öyle futbol meraklısı bir kadının futbol özürlü kızıyım; lakin toplama bilgilerle ahkam kesmeye kalkarsam, kendime karşı sinir kat sayım yükselmekle kalmayıp, ayıplama aşamasına geçerim ki; aslında ne var? Birilerinin fikirlerine danışacaksın? Ne bileyim, yakıştıramıyorum kendime!

İlle de kendi fikrim olsun istiyorum!

Gazeteci kökenli değilim ya; aksak ve eksiklerimin kaynağı bu!

“Deniz Feneri” mevzuuna gelince, ne avukatım ne de yargıç; lakin biriktirdiklerim var!

İşte, bu konuda ahkam kesme hakkımı kullanıyorum!

Futbolu izlemiyorum, ama Deniz Fenerini izliyorum; eee az biraz fikrimi şeyedeyim yani; izninizle…

Vallaha artık yılları karıştırır oldum, beşinci yılını mı tamamladı yoksa beşinci yılına mı girdi Deniz Feneri davası, daha erken miydi, daha geç?

Tozlu raflara kaldırılan dosyalar arasındaydı; üstündeki tozları kim süpürdü, neden gündeme geldi diye sorası geliyor insanın…

Çok sorduk da ondan mı oldu diye de az buçuk pay da biçmiyor değiliz elbet kendimize; lakin balyoz gibi başımıza inen bir gerçek ile ayırdına varıyoruz ki: Ayol, biz kimiz?

Ayağa kalkmadığı için başbakan tarafından cezalandırılan paşalar varken ve başbakan bunu açık-seçik deklare ederken… Bizimle ilgili bir durum söz konusu dahi değildir!

Eeee, peki? Ne oldu da, Deniz Feneri davası pat diye gündeme geldi?

Şimdi… Adalet falan diye ortalıkta kımıldanmalar var ya; hani CHP bir atılım yaptı, gün geçtikçe adalet konusunda aksaklıklar ortalığa dökülüyor ya; hah işte!

En bariz adaletin tecelli etmediğine kanıt “Deniz Feneri” iken, bir anda acayip bir çalışma başlıyor! Bu acayip çalışma sonrasında Zahid Akman, Zekeriya Karaman gözaltına alınıyor!

Flaş! Flaş! Flaş!

Kaç yıl önceki flaş haberinin, Almanya’nın ceza mahkemelerinin, Türkiye Cumhuriyeti’ni ilgili suçlar ile uyarmalarının üzerinden yıllar geçmiş!

Sanılıyor ki: Şimdi herkes “Adalet herkes için var!”

Vallaha, Deniz Feneri davasından dolayı ciddi anlamda hüküm giyen olursa, ben boşa yaşamışım diyeceğim!

Hani, keşke utandırsalar beni!

Gerçek suçlular yerlerini bulup, gereksiz yere yıllarca tutuklu bulunanlar özgürlüklerine kavuşsalar ve ben dumura uğrasam!

Öyle bir dumura uğrasam ki; bu adaleti başka hangi partide bulurum? “Yarabbim, bin oyum varsa bini de kurban olsun!” durumunda kalsam keşke!...

******

Çok garip bir durum: Yazarken insan haklı çıkmak istiyor; lakin bir taraftan da “haksız çıksam keşke!” diyor!

Haklı çıksam egom sevinecek, haksız çıksam insan tarafım, umutlarım yeşerecek!

Bir de “Salak” yerine konulmak var; işte en çok da o zoruna gidiyor insanın!...

Bazı insanların böyle bir kaygısı yok; aslında belki de gerçekten mutlu olan onlardır diyeceğim ama, o insanların yaşamlarına baktığımda insanlıklarından ziyade anne, baba ve çocuk olma çabasında olmaktan gayrı bir gerçekleri yok!

O nedenle bir çocuk yalnızca “Pembe pabuç” hayali kurabiliyor, bir başka çocuk bir önlük!

Bir baba ayda bir kilo ucuz kıyma aldığında görevini yerine getirdiğine inanıyor, bir anne bir kilo patatesten üç çeşit yemek yapabildiği için kutluyor kendini!

******

Bir yerlerde milyon, milyar liralar, dolarlar, avrolar (Hiç sevemedim bu “Avro” ifadesini, Euro demeyi sürdürmeyi tercih ettiğimi bildirmek isterim, hazır denk düşmüşken) havalarda uçuşurken; artık takım mıdır, gariban vatandaş mıdır, bir siyasetçi, bir güçlü patron mudur?

Öyle karıştı yani; siyaset siyaset değil artık! Sanayi sanayi değil! İş adamlığı, tüm zenginliğine rağmen siyasetin vuruş noktasında! Ya kendi bildiği yolda ilerleyecek, muhtemelen kazancı sıfırın altına düşecek; ya kendi bildiğinden yüz çevirip kazancını yüzlerce kere katlayacak!

******

Deniz Feneri davası vakti ile görülseydi alkışlanacaktı; lakin kendini sıkışmış bulduğu anda koz olarak kulllandığında hiçbir samimiyete sığmadığından, ancak “Durumu kurtarmak” olarak algılanacaktır ki; zaten herhangi bir hüküm giymeleri beklenmiyorken; hatta hüküm giyseler dahi adalet konusunda samimiyet testini geçemeyecekken hükümet; yine de Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal konusunda adalet sınavından çakacaktır!

******

“Fenerler” ile aydınlanmayı yeterli bulanlar hayatlarından pek memnun olanlardır; ne diyeyim, Allah daim etsin!

Bulmayanlara da Allah yardım etsin!

Gün gelecek, ilahi adaletin ışığı öyle bir parlayacak ki; herkes payına düşeni almak zorunda kalacak! Ne demagoji işleyecek, ne makarna falan!

Öyle “Fenerler” ile aklanmak zor olacak o an!

Eeee, ilahi adalet tecelli ediyor her birimize bir şekilde; ben payımı alıyorsam, arkadaşım alıyorsa, oğlum, oğlumun arkadaşı payına düşen ile cebelleşmeye çalışıyorsa…

Adalet ile, hele ki, vatandaşı sindirmenin de bir bedeli vardır elbet!

Yoksa?

Hakikaten yoksa?

Ne adalet kavramı kalır insanoğlunda ne de ilahi adalete inanma!

Bu bağlamda Allah da, Tanrı da sorgulanır hale gelir; Göz göre göre adaletsizlik yapılıyor ve hiç kimse buna karşı çıkamıyorsa… Ben insansam, hakkımı arayamıyorsam… O insansa, hakkımı gaspediyorsa…

Hani adalet?

Adaletin olmadığı yerde “İlahi adalete” inanası geliyor insanın!

O da vuku bulmuyorsa…

Ne inanç tutar bu insanları, ne yalan ve dolan!

Birkaç paket makarna ve kömür bir süreliğine sakinleştirebilir; devamlılığı için ille de besinsiz bırakmak gerek!

Beyni ve vücudu gelişmesin ki, kendine gelemesin! Kendine gelip de hak aramaya başlayıp baş ağrıtmasın!

Öyle, böyle…

******

Bakın, Deniz Feneri davası görülüyor! Adalet: Beş= Pekiyi!

Vallaha inanıp inanmamak şahsınız ile ilişkilidir!

Şahsen, “Fener” yerine elektrik kullanmayı tercih ediyorum!

Tercih hakkınız, elbette ki, sizindir!

******

Allahım, aklımı koru! Korurken ne olur hinlikleri sadece görmemi; kullanma gibi bir acizliğe düşmemi engelle!

Hep olduğunca vicdanımın aklıselim kalmasını, gereksiz kayırmalara yeltenmemesini istiyor, adalet ibremin ne bana, ne de başkasına yardakçılık ve yılışıklık yapmasını istemiyorum!

Duyularımın özgürlüğünün daim olmasını, gerçek ile riyayı kolayca ayırt edebilme yetisine sahip olmayı istiyorum!

******

Daha naif ne isteyebilirim?

Ne kandırılmak isterim ne de bilmeden yaşamak!

Bakalım zaman ne gösterecek?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

“Demokrasi” ve “demokratik devlet” kavramlarının kullanımı konusunda büyük bir eksiklik vardır. Bu kelimeler açıkça tanımlanmadıkça ve anlamları üzerinde uzlaşılmadıkça insanlar bu anlam karmaşası üzerinde yaşamaya devam edeceklerdir ve bu tartışmalar demogoji yapanların ve despotların işine yarayacaktır.” Alexis de Tocqueville böyle demis.

hasan ali konus 
 08.07.2011 14:31
 

geçer geçer daha öncekiler gibi buda geçer,neleeer neleer geçmedi ki..Sezen aksu nun ardında halk müziğini armağan ediyorum milllletimize.dağlar seni delik delerler,kalbur alıp toprağımızı ötelere elerler.sen bir koyun ol ben de bir kuzu ardın sıra melil melerim.işte budur benim vatandaşlık görevim..

nuray yavuz 
 08.07.2011 11:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1270
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster