Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mayıs '17

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
257
 

"Fes başına, püskülü ben olayım"

"Fes başına, püskülü ben olayım"
 

Diyorum ki insanlar, birbirini sevmeli. Birbirinin özelliklerini bilmeli. Bizlere açılan şu sayfalarda, sevdiklerimizi, takdir ettiklerimizi, kendimize yakın bulduklarımızı takip etmeliyiz. İyi ve kötü günlerinde yanlarında olmalıyız.

Şimdi moda, “Facebook”. Bir ayağımız da orada. Bizi kim alıştırdı? Tabii ki, blog idaresi.  Daha doğrusu o bizi yönlendirdi. Bir bakıma, ağzında tuttuğu aslan payını, üleşmeye, dağıtmaya razı oldu. Hem de gocunmadan, öğünerekten. İdaremiz baktı ki, “paylaşım” önemli bir müessese, ortak algıya o da dahil oldu. Şimdi herkes, Facebook’a ne kadar özeli varsa döküyor. Makine de öğütüyor bunları. Alışverişler oh keka. Kimisi küs bloglara. Oralardan sesleniyor ve sitem ediyor.

Şu Blog Milliyet olmasaydı, benim  kitaplarım doğmazdı. Hele hele Face’nın yazarı olsaydım, hiç zırnık kitabım olmazdı. Blog idaresi, yayımcı üyelerini, bültenlerinde kutluyor aynı zamanda.

Ama bizlere ne oluyor. Bir üye arkadaşımızı kitap yayınladığında, haberimiz bile olmuyor.  Rastlarsak dilimizin ucundan kutluyoruz o kadar. “Ödemeli yolla biz de okuyalım” diyeni çıkmadı daha.

Görüntünün olası içeriği: açık hava

KİTAPLARIMI YANYANA DİZİP, FACEBOOK'TAKİ SAYFAMA MANŞET YAPMIŞTIM. AYNI GÜN  ALTTAKİ RESİMDE DE GÖRÜLECEĞİ ÜZERE TAAA BARTIN GÜZELCEHİSAR SAYFİYELİĞİNDEKİ  DOST, AYNI KİTAPLARIMI , AYNI GÜN BALKONA DİZMİŞ, ÇİÇEKLERLE BEZEYİP FACEBOOK'TA YAYINLAMIŞ. AYNI GÜN AYNI SAATTE AYNI İŞLEMLERİ YAPMIŞIZ  BİRBİRİMİZDEN HABERSİZ. TEK FARKI VAR, O DA KİTAP SIRALAMALARI UYMUYOR. OKUR-YAZARA TELEPATİSİ VE SEVGİSİ...

Basın yayın, şiir hikaye yarışmaları gırla gidiyor. Bunlara üyelerimiz de katılıyor. Ama pek azı, şu yarışmaya katıldım diyor. Derece aldın diyor o kadar. O yarışmayı açan kanalın ismini ortaya koymuyor. Diğerleri de istifade etsin diye. Mesela bu işin kurdu Nermin Hanım. Her telden çalıyor. Fırtına gibi de esiyor. Yakalamak zor. Nermin Ayduran, kısa zamanda TIKBANK kurdu, patron gibi üstüne oturdu. 7 düvelle barışık. Bıyığı olsaydı, balta kesmezdi. Ama gönülleri fethetmiş durumda. Pek yakında da onu, elinde mikrofon sahnelerde görürsek, şaşmayalım.

Aynı şekilde, Blogger Ömer Özdamar, yarışmaya katıldı, blog yazısını gönderdi, 3 ncülük kazandı. Onurla bayrağını sallayıp, "sair yarışmaları da haber vereceğim" diye not da yazmış. Demek ki, yayılsın istiyor arkadaşlar arasında bu yarışmalar, katılım olsun istiyor. Ne güzel.

İnsanlar bir araya, bu blog’larda geliyorsa, algılarımız bir ideal içinde aynı olmalı. Birbirimizin başarılarını ortaya çıkarmada yarışmalıyız.

Görüntünün olası içeriği: bitki, çiçek, doğa ve açık hava

İŞTE, ÇİÇEKLER ARASINDA KİLOMETRELERCE UZAKTA SERGİLENEN KİTAPLARIM.

Blog kategorilerinde az mı didiştik? Şimdi arındık. Geçen günlerin üzerine bir teneke gaz döküp yaktık. Ama yeni dönemlerde neden dağınığız. Başarılarımız olunca neden kutlamayız? Bir teşviktir, bir güzelliktir, bir gülümsemektir nihayetinde. Bizi kim tutuyor? Kim mani oluyor? Ego’muz mu? Yani, blog’culukta palazlandık, saçımızı süpürge ettik, yazılarımızı yazdık, şimdi ise rastgele deyip bir köşeye çekilmek, niye? Adamsendecilik niye? Birileri başarılı atılım yapmışsa, gözleri başka yere çevirmek niye?

BLOG kategorisine, ilgisi olmayan yazılar girdiği zaman, onları da sineye çektik. En başta idaremiz saygılı davrandı. “Basit, ağdasız, kapı gıcırtısına benzeyen yazıların yazarlarının yazısını da koydu bu sütunlara. ”O da bir yazar” demeğe getirdi. Statüde bir atlama yapmadı.

“Çok içmişim, nanay, ağrıdı başım nanay”diye diye yazılar döktürüldü, kurşun döker gibi bu blog kategorisinde. “Yapsak yapsak ne yapsak,” diye başlayıp “ Bu gün canım sıkılıyo. Ne yapsam acaba diyom. Kalkıp duş alayım diyom.  Vazgeçtim, biraz daha uyucam, en iyisi” diye diye bloğu işgal edenleri çok gördük. Dediğimiz gibi idare, çok olgun davrandı, onları işgalci görmedi. Biz “kalite” diye yırtındık durduk sadece.

Bütün bunları niye yazdım, biliyor musunuz? Bir blogcu olmadığı halde, yayınlarımızın çok ötelerden duyulduğu bir ortamda, bir güzel insandan bahsedebilmek” içindi. İsmi Mehmet Gölbucaklı. Bartın’ın Güzelcehisar sayfiyeliğinde villası var körfeze bakan.

İşte bu arkadaş karşlıksız sevmenin örneğini dün, ortaya koydu. Dün, Facebook’taki manşet sayfamı değiştirip, kitaplarımı koymuştum. Ve hayretle gördüm ki, bu Gölbucaklı arkadaş, aynı gün ve saatte evinin balkonundaki masaya kitaplarımı koymuş ve yayınlamış. Demek ki aynı saatte bu olaylar vuku bulmuş.

Tesadüf mü, telepati mi. İnsan sevgisi mi, saygıdan mı, bilemiyece- ğim. Sadece kitapların sıralaması farklı bu resimde, o kadar.

Aynı arkadaşın, daha evvelinden villasına gittiğimde, kitaplarımı önüme sıralayarak, “imzalamamı” isterken, daha o zaman beni şoke etmişti.

İnsan sevgisi bir derenin akarsuyu gibi her halde. Su, sevgi yolunda, akacağı yeri, özenle seçiyor, kıvrıla kıvrıla yol alıp, zorlu tepecikleri açıp, çukurları düzleyip, ana suya kavuşuyor.

İşte biz blog’larda bunu istiyor ve bekliyoruz.

Yazarların giydikleri fesin püskülü olmak istiyorsak, her püsküllü başın neler dediğine kulak verip, onları dinlemeli, samimi yorumlarda bulunmalıyız. Bir işaret kondurup sıvışmakla olmaz bu iş. Ama, “sepette de, pamuk olmalı” elbette.

Ört kli, ölem !

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, bulut, ağaç, bitki, alacakaranlık, açık hava ve doğa

GÜZELCEHİSAR'DA GÜNEŞ, BİR BAŞKA BATAR ( FOTO: DİLEK GÖLBUCAKLI)

Görüntünün olası içeriği: bitki, gökyüzü, açık hava ve doğa

Görüntünün olası içeriği: bitki, ağaç, çiçek, gökyüzü, açık hava ve doğa

ÇİÇEK, ÇİÇEK, ÇİÇEK. ŞİMDİ TAM ZAMANI

Görüntünün olası içeriği: ağaç, gökyüzü, bitki, açık hava, doğa ve su

VİLLANIN BALKONUNDAN KÖRFEZ

Görüntünün olası içeriği: bitki, ağaç, açık hava ve doğa

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar, ağaç, açık hava ve doğa

İŞTE, GÖLBUCAKLI ÇİFTİ. BİRER FAHRİ TURİZM ELÇİSİ GİBİLER

Görüntünün olası içeriği: bitki, çiçek, doğa ve açık hava.

İŞTE GÖLBUCAKLI'NIN BALKONUNDAN KİTAPLARIMIN GÖRÜNÜŞÜ. ÜŞENMEMİŞ, ONLARI  DİZMİŞ, YAYINLAMIŞ FACEBOOK TA. KADERE BAKIN, AYNI GÜN, AYNI KİTAP KAPAKLARINI, FACEBOOK'TAKİ MANŞET SAYFAMA BEN DE BÖYLE RESİMLEMİŞ VE YAYINLAMIŞTIM.. KALP KALBE KARŞI İMİŞ.     

Ömer ÖZDAMAR bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Övgünüze layık olabilmek onur verir elbette yazarım ama ben daha yolun çok başındayım ki:) Düşüncelerinizi okuyunca şöyle bir çevreme baktım ben miyim bu paragrafta sözü edilen diyerek:) Yarışmalar, ödüller, sahneler, daha neler neler!... Amanınnn dedim ki ne dedim yazarım, ben ve işin kurdu olmak mı! Yok yok değilim inanın değilim:)) Bir kaç tane ödülüm var diye havalanırsam sonumu ben bile tahmin edemem gari:))) Emeğinize sağlık, güzel noktalara değinmişsiniz. Selam ve saygılar.

Nermin Ayduran 
 03.06.2017 19:04
Cevap :
Ben, "Bu pilde iş var" dedim mi, vardır. Tükense bile, o pil boşalsa bile, etrafının sevgisi, ilgisi, kendi içtenliği, inadı, gezentideki zerafeti, mikrofon tutuşu, şiirlerindeki lirikliği, isabet söyleşileriyle ile o pil, tekrar yeniden "d o ğ a r" yeniden dünyaya gelir. Bana, her daim bu güzel deyişlerinle hitabettiğini biliyorum.. Yazılarımı bilgi edinmeniz için yollamıştım. Yorumlar içinizde kalsın. Bana cevap vermeyin demiştim. Onun yerine bonuslarım biriksin, sizde kalsın demiştim. Laf da dinlemeyip cevap yazmışsınız. Ziyadesiyle memnun oldum. Teşekkür ederim. Ama, dediğim gibi olsun . Dileğim budur. Selamlar, sevgiler.   04.06.2017 11:21
 

Size aynen katılıyorum abi.. Selamlar..

Ömer ÖZDAMAR 
 29.05.2017 18:56
Cevap :
Görülmüştür. Başkaların da görmesi tavsiye edilir.  30.05.2017 0:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1616
Toplam yorum
: 3879
Toplam mesaj
: 498
Ort. okunma sayısı
: 864
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster