Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

23 Haziran '07

 
Kategori
Geri Dönüşüm
Okunma Sayısı
619
 

"G"..(Kızıl)

"G"..(Kızıl)
 

Bir öğle arası alalacele yıkanan bulaşıklar gibiydi ilk yolculuğunuzdaki telaş. Matruşka yıldızların en küçüğüne gönderilirken ruhunuz pişsindi amaç. Siz seçildiniz, evet siz...Gezegen seçme hakkınız yok, ülke seçme hakkınız yok, yaşayacağınız yeri de. Sizi alıp büyütecek olanları da, fırlatıp atacak olan hayatı da. Aslında en şansız bahtsız siz seçildiniz, birinci geldiniz. Üstelik milyonlarcaydınız.

Kubbeleşmiş bir karın içinden çıkmış olduğunuz gün ne kızgındınız. Çılgınca bağırıp ortalığı inletirken, oradan geçen sırtlanları çağırırken ne kadar bencildiniz. Oysa sizi taşıyan kadını ihbar etmiştiniz. Anneniz dudaklarına ilk memesini verdiğinde kendinden bir parça sandı sizi. Siz iştahlıydınız, kısa süre sonra gözleriniz fıldırdadığında safçaları aramaya başladı gözleriniz. En çok safçalara gülümsemek, yeni tutunmalar içindi. Kubbeyi de çok sevdiniz sonraları. Hep annenizin sıcacık güvenli "ekmek elden su gölden" karnında, bir uzay aracına tutunan güvenli kordonuyla oynaştınız. Çılgın rüzgarlarda kubbeden çadırlara sığındığınızda haklıydınız; yağmurlar çisil çisil sesler çıkarırken uyumanın huzuru ne müthişti. Hep özlem ve arayıştı huzura duyduğunuz sevda. Elinizden alındıkça, sahipleri çoğaldıkça küçülen huzur pastası. İnce bir dilim için onca sabır, tükenen zaman ve hayat.

Ezelden edebiyete herekese yetecek yiyecek ve içecek bırakarak tam gönül rahatlığında gidecekken, ilk tokmağı vurunca kafasına öz kardeşinin insan, önce şakalaştılar sanıldı. Sonraki bir ve az milyon zaman içinde daha isabetli vuruşlar yapmaya başladıklarında kafalarına insanlar şaka olmadığı anlaşıldı. Bir kaygan sıvıydı önceleri yayılırken insan, sonraları buhar olup heryere bıraktılar kokularını. Daha fazla çürük kokusu, daha fazla parfüm! Parfüm için çocuklarını gönderdiler kızıl çöllere. Çocuklar öldüler, "zaten yaşamadan öleceklerdi" dediler; "geçiniz" dediler. Herşey ne kadar bir bütündü.

Huzur çürümeye başladı.

"G" noktası huzur pastası yiyince, tutuşan demir ve harlanan su olurdu. Sonsuz patlamalar verirken kadına, sönen yıldızlar düştü sana. Prometeus tüm ateşleri dağıtırken sen geç kaldın. Yanmadan sönseydin; yanmadan sönmek, üstelik çeliğe su verildiğinde buharsızca sönmek, kötü gerginlik. Yanlızlık de "geç", "deh" de geç; atın yaşlı ve huzursuz, yürümek istemezken o yolu, çıplak ayakaların ne kadar taşıyacak seni erimiş çelik ve demirin kızıllığından karşı kıyıya. Kıyısından yürüdün durdun tüm bir hayat boyunca sıratın nehrinin. Hep büyük kaldın, öldüğünde küreklerce toprak kazdılar, gömdüklerinde koca bir kubbe yaptı bedenin topraktan. Huzur orada mıydı? Hep arayıp durduğun şeyi buldun mu?

Matruşka yıldızların en küçüğüne gönderilirken senden istenendi iyi pişmiş bir ruh. Murdar etmeyesin diye korunaklı geldin ilk nefesine. İlk başta düşünülen güneş ve dünyaydı. Sanat yönetmeni jüpiteri ardından ebem kuşaklı üranüsü ekledi. Güneş, fettan kız, serçe parmağına değdi.
Suya soktuğu serçe parmağından bir hücre ekildi suya.
Umut serpişti.

Sonra sen doğdun.

Sığıntı yaşamayı sevmeseydin ilk başta vazgeçerdin yaşamanın yükünden. Annenden sonra babana, sonra karşıya, sonra Yaratıcı'ya, sonra kendine, sonra yine Yaratıcı'ya ama en çok kendine sığındın. Ertlenmiş yaşamlardı sizinkisi, yarın daha iyi olacaktı ya nasılsa. Yarın kötü olsa da öbür tarafta yırtıcaktın ya maküz talihle yaptığın papürüste yazılı anlaşmanı. Herkesin yumurtası şeytanın cebindeyken, bencilliğinle ısıtmış olmalısın, canlı hareketi var içinde.

Öyle ya; kötülük doğurgandır.

Şevkatten en kısa yol zülüm, zülümden şevkate en uzunken yol, kötüye bolca zaman. Hangi yumurtaya kuluçka dayanır, gün batımları bolca varken. İyi olan herşey Yaratıcı'ya dönük olandı. Döndü yüzünü insan. Orada bile bencil, yanındakini dürter "sen de dön ulan!"

Suskun kadınlar avlularda yırtıcı bir kaplan gibi aşağı yukarı, sağa sola voltalarken, konuştu bilge kadın;

"Bir yerde bir hata olmalı.

Tüm yükü erkeğin sırtına koymamalı.

Sırtıma yüklerken apış aramı,

benden bu denli korkmamalı".

Bereket heykelini yaptığında anlamıştı erkek "sonsuz patlamaları var" kadının. Üstelik sönerken yıldızı hemencecik alevlenirdi ateşi. Oysa onun söndüğünde alevi ıslanırdı ateş, çabuk küllenirdi, bilirdi kadın: "Bir yol bulmuş, orta bir yol, karnıma yeniden girecek, saklanacak içeride; yalvarırır içeri al beni, kızgın ateşlerinden geçsem de..."

Zayıf yön, zafiyeti: Zülmü kısa yollardan biriydi.

Ezildiklerini söylediler kadınlar; en büyük satıcı ajanlar yine kendilerinin içindeydi. Kitaplara iliştirilirken kapanmış kapılar, karanlık ten; sönmüş yıldızların fikriydi. Ve dönüp tam giderken hayretler içinde gördü tokmağı kafalarına vurduklarını.

İyi sıkıcı, kötü heyecanlı, savaş korku, korku sokulmaydı: Karışmadı.

Ne kendisi için yapılmış tapınağa atılan bombaya, ne en masum insan yavrusuna yapılanlara. Bakteri b.klarını(petrol) gömdüğü yerden çıkarıp çıkarıp, havalara saçıp solumamıza da.

Karışmadı...

Şeytanın dünyayı çok sevmesine de aldırmadı. "Bütün renkler aynı anda kirleniyordu birinciydi beyaz" dediğinde şairin artık doğru söylediği çıkıyordu ortaya. Beyaz ve aydınlık olana dair güzel olan ne varsa en son kirlenmeliydi aslında. Oysa beyaz kirlenmiyordu, yok oluyordu dünyanın tepesinde. Ateşe doğru yaklaşırken, ısınan kazandaki kurbağa hala oynaşmakta koruk sandığı suyla.

Su pişiyordu, tüm su pişiyordu. En ilkel denen okyanus dibinde yanardağ sülfürlerinin içindeki bakterilere dönerken zaman; bir zaman sonra sönmüş yıldız güneşin çevresinden geçerken sevgi gezegeninden gelenler, dünyayı incelediler. Rapor şuydu: İlkel, tek hücreli bakterilerin kayalarda fosillerine rastlandı.

Başladığımız noktadaydık.

Başlangıç ve bitiş noktasında yaşayanlar belirledi kaderimizi; seyrettik, dahildik.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Niye G. noktası var. Niye birine iyi demişler, diğerinie kötü ya da şeytan. Yoksa tam tersi mi her şey bize öğretilenden. Kötüyse eğer G. Nokatası niye yaratmış yaratan... Kirvem, buradan görünmüyor uzun koyaklar; yine o dağların ardı yâr, ama vuslat bir uzak diyar. Dağlar dağıldı, kentler yenildi diyorlar… Be kirvem, burada ne nüshayız ne asıl; susmuş kanun, bitmiş fasıl! Bizi hiçliğe yazıyorlar Bizi hiçliğe yazıyorlar… . Yılmaz Odabaşı .

Ayrıntıda gezinmek 
 26.06.2007 13:12
Cevap :
Hiçlik, sonsuzluğa akılötesi mesafe biçer. Başlangıcı bilmiyorum ama sonu görebiliyorum. sağlıcakla kal.  26.06.2007 17:04
 

dahil olmak, içinde ve iç olmak. ama dışarıdan bakmaya, görmemeye duymamaya, içine girmemeye çalışmak. en başından beri parçası olduğun, bir vücudun göz göre göre çürümesini, körelmesini seyretmek gibi birşey mi bu. parçasısın, dışında kalamazsın. parçasısın birşeyler yapman lazım. ama ne.

beenmaya 
 25.06.2007 14:58
Cevap :
Yanlış görenekselliğe ses çıkarmamak gibi, susmak gibi örneğin, kabullenişler gibi, sorgulamamak gibi..tüm bunlar yaşamımızdaki kuşatılmışlıkları güçlendiren, besleyen etkenlerdir bence. Sevgili Özlem, çok teşekkür ederim değerli yorumun için. sağlıcakla kal.  25.06.2007 17:37
 

"Kubbe"leri sevdim... Topraktan kubbenin altında bıraktıklarıma artık üzülmeyeceğim... "en büyük satıcı ajanlar"a da çok fena takıldım... Onlar bizden ve biz bize hep en kısa yolu seçiyoruz! Fena, çok fena... Teşekkürler

Feyhan 
 23.06.2007 19:15
Cevap :
Merhaba Sevgili Feyhan, emeksiz kısa yollar kabullenişler, işbirlikçi, kolaycı, korkuya teslimin sonucuna götürecektir. Zülümden çıkan kısa yol yine zülme götürecek, sevgiden en kısa yol yine zülme giderken, zorlu olan ama insana dair olan; sevgi, paylaşım ve güzellikleri yaşamak isteyen için uzun bir yol ama yaşamın erdemli yolu beklemektedir. Gidilen yol yaşamın kendisi neden olmasın? Sizin yaşamınızı belirlediğiniz erdemli yolunuz gibi...sağlıcakla kalın. not: resim için çok teşekkür ederim, yazım fey'e.  24.06.2007 10:30
 

Biz insanların başlangıç ve kötü bitişini kendine has tarzınla yine nefis anlattın. Bizim yaşayışımızdaki evrelerin kötü sonunu anlatırken, hala dünyamızda bunun örneklerini canlı olarak izlerken. Keşke birde sevgili dostum elinde bir sihirli deynek olsa dokuduğun yerler yüreğinden,ruhumunu derinliklerinden gelen o olması gereken dünyayı, insanları değiştirsen. sevgi ve saygılarımla..

Mehmet EREN 
 23.06.2007 18:21
Cevap :
Aynı yüreği taşıyor olmamızın adıdır umut. "Karanlığa karşı aydınlık" diyerek yola çıkışlar "karanlığa alıştı gözlerimiz" kaçışlarıyla bugünleri hazırladı. Ama umut hep var olacak. Saygılarımla dostum, sağlıcakla kal.  24.06.2007 10:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 470
Toplam yorum
: 1750
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 540
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster