Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ekim '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
864
 

"Genç ile ihtiyar farksız şimdi Tarancı"

"Genç ile ihtiyar farksız şimdi Tarancı"
 

"... Ne doğduğu belli günün, ne de batışı"


Değerli Bloğumuzda geçen hafta "üyelerimiz yaşlı mı, değil mi?" tartışması üzerinden başlayan birkaç blog yazıldı ve "yaş", "yaşlılık", "gençlik" konularını da ister istemez gündeme getirerek önümüze koydu.
 
O yazılara yönelik yorumlarımda; "...Gençlik bir hayat devresi değil, bir akıl halidir. Yıllar cildi buruşturabilir, ancak heyecanların bitişiyle ruh buruşur. İnsan kendine olan güveni kadar genç, kuşkusu kadar yaşlı, cesareti kadar genç, korkuları kadar yaşlı, umudu kadar genç, bezginliği kadar yaşlıdır. İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar. İnsan, yaşlı olmaya karar verdiği gün yaşlanır.” şeklinde güzel bir veciz söze sadık kaldım.
 
 Diğer taraftan konunun teknik yönü tabii ki zihnime takılı kaldı.
Science dergisinde 10 Mayıs 2002'de yayınlanan bir makaleye göz attım: Orada yer alan bilgilere göre; günümüzde, insanların büyük bir yüzdesinin beklenen ömrü (en iyi koşullarda tutulduklarında yaşayabilecekleri ve genetik özellikleriyle belli oranda sınırlandırılan ömürleri) 30.000 gün (~82 yıl) diyor! Çok şanslı bazı insanların 40.000 güne (~109 yıl) kadar ulaştığı olmakta... Günümüzden 2.000 sene önce ise insanların beklenen ömrü 7.000 gün (~20 yıl) kadarmış. 1796 yılında ise 24 yıl kadarmış. Bundan 100 yıl sonra, yani 1890'lı yıllarda yılında bu sınır iki katına, 48 yıla kadar çıkmış. Bu seyir içinde bilim ve teknolojilerde, öncellikle tıp alanında (özellikle penisilinin bulunması) ve yaşam biçimlerindeki gelişmeler en büyük etken!
 
Seattle'daki Washington Üniversitesi ile Londra'daki Imperial College'dan araştırmacıların son (2011) çalışmalarına göre ise; dünyanın en varlıklı ülkeleri ABD'de erkekler ortalama 75 yıl yaşıyor. Bu süre, İngiltere'de yaşayan erkeklerden 1,5 ve Avustralya'da yaşayan erkeklerden 3,5 yıl daha az. ABD'li kadınların ortalama ömrüyse 81'in biraz altında ve Avustralya'daki ortalama kadın ömründen üç yıl kadar daha az.   
 
 Bu bilgilerden de anlaşılıyor ki aslında "yaşlılık", "gençlik" öncelikle zamana, sonra da mekâ na ve kişiye göre izafi, göreceli... Günümüzden 2000 yıl önce 19 yaşında biri çok yaşlı sayılıyordu.... Ve Cahit Sıtkı Tarancı, 1956 yılında, henüz 46 yaşında hayata veda ederken nereden bilecekti ki 35’inde yolun yarısını değil de dörtte üçünü kat ettiğini!

Bu bağlamda, arşivciliğimiz de var ya biraz, işe yaradı. 29 Mayıs 1976 Milliyet Gazetesi, günün şiiri köşesinde Tarancı'nın meşhur "Yaş Otuz beş" şiirine muhalif bir şiir buldum. 20 Ekim 2008'de 67 yaşında aramızdan ayrılan şair ve şarkı sözü yazarı İlkan San'a ait. Dizeler 37 yıl öncesinin ama serzenişler, şikayetler günümüzdekilere çok benzemekte... Haddim olmayarak dizelere bazı ilâ  veler yaptım (şiirde italik olmayan dize ve sözcükler)

"Yaş otuz beş yolun yarısı değil"

"...O senin zamanındaydı Tarancı/ Yollarımızı, yaşlarımızı şaşırdık/ Ne doğduğu belli günün, ne de batışı/ Ar damarı çatladı, değişti kalp atışı...

Yitirdik neyimiz varsa güzelden yana/ Bozuk para gibi harcıyoruz birbirimizi/ Doğru olanı terk ettik, yanlışa saptık/ Olan bilim ve sanatı da terk ettik, hurafelere daldık.

Kardeşkanına bula(mış)tık elimizi 70’lerde/ Şimdi de sınır ötesi ya da orantısız bulaşmalar peşindeyiz/ bazen Taksim’de bazen Lazkiye’deyiz/ Kimse kurtaramaz Tarancı, kimse bizi…

Zamansız yağıyor şakaklara kar/ Mor halkalar koyu, çizgiler derin/ İçimizde özlemi güzel günlerin/ Sana dost olan aynalar bize yabancı/ Dost şimdi bize bilmediğin ekranlar/ Genç ile ihtiyar farksız şimdi Tarancı

Sular çekilmekte derelerden HES be HES/ Ama deryalar daha çabuk boğmakta insanları/

Önce değerlerimizi, ardından ozon örtüsünü deldik/ Gökyüzünde renkler daha başkalaştı /

Ateş daha da çok yakıyor benliğimizi/ Dert üstüne dert, acı üstüne acı/ Kıyamet koptu kopacak/ Kopmalıdır da Tarancı.

Mevsimler değişti bir bir/ Ne kışın kış olduğu belli/ ne yazın yaz.

Cenazeler, tarumar olmuş bahçeler/ O kadar çoğaldı ki Tarancı/ Üzüntüler bir anlık/ Gözyaşları yalan  ya da sanal, 

Senin dediğin o taht misali musalla taşına/ Konmaya değmez oldu insanlar/ İstemez bundan sonra toprak bizi.

Elimiz harama, zihnimiz sanala/ Dilimiz yalana alıştı,/ İnsanlıktan ırak kıldık kendimizi/

Kimse kurtaramaz Tarancı, kimse bizi…"

"Bizden başka" diye bir başka ekleme ile bitirsek uygun düşer mi, bilemem, ne dersiniz?

İ. Ersin KABAOĞLU,

7 Ekim 2013, Ankara 

Şahin ÖZŞAHİN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kişi, bugünün şartlarını dünün anılarıyla zenginleştirip renklendirebiliyorsa, içindeki kıpırdıyı söndürmüyorsa ona yaşlı denilmez, sadece zamanın gerği yaş almış denir. Ben de yaşlan ama paslanma yazımda - bu cümleyi de çok severim- benzer düşüncelrimi belirtmiştim. Selamlarımla...

rukiye orhan 
 29.10.2013 5:31
Cevap :
'Yaş almak ' ile 'yaşlanmak' arasındaki ince ve zekice belirlenmiş ayrımınız çarpıcı olmuş değerli Rukiye hanım... "Yaşlan ama paslanma!" diyen mottonuz ise konunun ruhuna çok uygun düşmüş. Özgün katkınıza içten teşekkürler ve selamlarımla...   29.10.2013 14:44
 

Değerli Yazarım;Bloglarınızı her okuduğum da...Yazmak hep yaşamaktır.Bir an bile durmadan başka hayatlarda yaşamak.Uyurken bile hayatların içine karışmak,cümlelerinizin başka ellerde dolaşması ve bana ve diğer okuyan yazar arkadaşlarıma yeni ufuklar açıyor olması... Dilerim... Yaşınız ne olursa olsun içinizdeki derin duygu ve birikim yüklü cümlelerinizden bizleri mahrum bırakmamız dileklerimle... Yaş kaç olursa olsun içimizdeki küçük cocuğu öldürmeyelim... Hangi yaşta kaldıysa onu yaşayalım... Sevgilerimle...

ecemece 
 11.10.2013 22:26
Cevap :
İçimizdeki yazma heyecanına ve içimizdeki çocuğa yönelik böylesi dolu dolu, içten, anlamlı ve duygularımı tamamlayıcı bir iç dökmeye nerede kolay kolay rastlanır ki sevgideğer "Ecem" yazarım! Kaleminize ve yüreğinize sağlık! Sevgi, paylaşım ve özveri dolu kaleminize ve yüreğinize... İçten teşekkürler ve sevgilerle...  17.10.2013 14:07
 

Merhaba, Ertuğrul Akbay'ın yaş yetmiş iş bitmemiş kitabını en kısa sürede okumak lazım. Selamlar...

Mesut KARİP 
 10.10.2013 14:43
Cevap :
Merhabalar Sn. Karip, "Hangi yaşta olursak olalım, bir daha hiç olamayacağımız kadar gencizdir! Yaşadıkça..." bunu da unutmadan okuyabiliriz:) Selam ve teşekkürlerimle...  10.10.2013 16:20
 

Yaşlanmak mı yoksa yaş almak mı? Ne insanlar gördüm yaşı genç ama gönlü yaşlı, ve ne insanlar var ki yaşı çok ama gönlü, aklı genç. Bu insanın kendisi ile alakalı. Ersin Bey selamlar, esenlikler...

Şükran Okyay 
 07.10.2013 14:07
Cevap :
Malum, blog sınırları içinde ele alınan bir konunun tüm yönlerine birden değinemiyorsunuz değerli Şükran hanım. Konu çok uzuyor, bu da okuyucu açısından sıkıcı oluyor. Yorumların önemli bir faydası da bu eksikleri tamamlayabilme fırsatı sunması. Değerli yorumunuz "yaş" olgusunun iki yönünü ortya çıkardı: Birincisi nüfus cüzdanında yazılı olan "biyolojik yaş", ikincisi ise belirttiğiniz "insanın kendisi ile âlâkalı olan yaş"! Bu ikincisi kanımca hem yetenek hem de şans işi. Yetenek, çünkü; yaş dönemlari itibariyle insanın çevresindeki fırsatları görebilmesi, değerlendirebilmesi dolayısıyla da kendini geliştirebilmesi bazı yetenekler gerektiriyor! Özgüven, kararlılık, zekâ ve girişkenlik gibi... "Şans işi", çünkü; ailenizden gelen genetik miras ve çevrenin uygunluğu (daha çok 'sınıfsal konum' manasında) gibi faktörler -sizin elinizde olmayan ama tabi olduğunuz- şans faktörlerini oluşturmakta... İçten teşekküler, selamlar ve daimi esenlik dileklerimle...  08.10.2013 12:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 351
Toplam yorum
: 3309
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2368
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster