Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Haziran '13

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
852
 

"Gezi" direnişini daha iyi anlamak için iki kitap...

"Gezi" direnişini daha iyi anlamak için iki kitap...
 

Görsel kaynak: www.netgazete.com


Üniversiteye giriş için sınav stresinin son aşamasını da atlatan sevgili yeğenim Pazar günü telefonla sordu: “Amca, şu son olayları anlamamı kolaylaştıracak kitaplardan neleri önerirsin?”  Bir an için afalladım kaldım. Tüm siyaset bilimi, sosyoloji müfredatına (hatta bir miktar da psikoloji ve antropolojiye) az çok vakıf biri olarak afalladım kaldım.Çünkü söz konusu "direniş"; bir önceki yazımda ("Gezi Parkı Direnişi". Yeni bir tekno-politik mi?)  olayın doğuş, gelişim ve sürüklenişindeki yeni ve farklı yönleri bir ölçüde sorgulamaya çalıştıysam da, başlangıcı itibariyle sosyolojik bir hareket mahiyetinde iken meydanların kalabalıklaşan ivmesi -ve süratli devinimiyle- siyasal bir hareket konumuna erişmiş durumda! Eskiye dair bildiklerimizin tümüne birden sanki yeni bir format atan hareketin bileşimindeki yeni oluşumları tümüyle kavrayabilmek mutlaka ek bilgi ve okumalara gereksinim duyurmakta…

Aklıma iki kitap geldi. Birincisi; Alain Touraine’nin Yapı Kredi Yayınlarından, Olcay Kunal çevirisiyle Temmuz 2000 baskısı, “Eşitliklerimiz ve Farklılıklarımızla Birlikte Yaşayabilecek miyiz?” adlı kitap.

Öz Türkçe ağırlıklı çevirisi ve içerdiği felsefi dil nedeniyle biraz zor okunan eser, giriş bölümünde “… Günümüzde toplumlar belli bir toprak bütünlüğü içinde toplumsal düzeni, ekini (kültürü) ve erki dinsel, kültürel, budunsal (maneviyat ile ilgili) ya da siyasal bir yetke altında toplayarak yeniden topluluklara dönüşmekte…” diyen bir saptama ile başlıyor ve “ hep birlikte olduğumuzda hemen hemen hiç ortak yanımız yok; belli inanışları ve belli bir tarihi paylaştığımızda da, bizden farklı olanları reddediyoruz” diyerek devam ediyor…

Kitapta “Yasayla gelenek ve akılla inanç arasında kurduğumuz hassas dengeler, bir yandan kitle kültürünün istilasıyla, öte yandan toplulukların geri dönmesi sonucunda oluşan bölünmelerle yıkılıyorlar…”  şeklinde yer verilen, statüko açısından ürkütücü bir saptamanın ardından “aynı zamanda hem buradanız, hem de her yerden, yani hiçbir yerdeniz. Yerel ya da ulusal toplumun belleğimizle üretim toplumuna kişisiz katılımımız arasında kurumlar, dil, yasalar ve eğitim aracılığıyla kurduğu bağlar zayıfladı…” diyerek anlamlı açıklamalara yelken açmakta…

Giriş bölümünde can alıcı bir saptama ise şu şekilde: “ Bugün bir ülkeyi yönetmek, o ülkenin ekonomik ve toplumsal düzenlenimini uluslararası ekonomik gerekliliklerle uyumlu kılmaktır herşeyden önce; ancak bu arada, toplumsal normlar zayıflar ve kurumlar, özel yaşama ve gönüllü örgütlere giderek genişleyen bir alan bırakarak her geçen gün önemini biraz daha yitirir…”

Eserin “Toplumsal hareketler” başlıklı üçüncü bölümünde karşımıza çıkan kayda değer diğer bir saptama ise; “ Ekonomiyle siyasa, pazarla devlet, değiş tokuşlarla (alışveriş-iktisadi hayat) kimlik arasında bölünmüş bu somut dünya imgesi, araçsallaşmış bir akılla, yani bir taktik eylemle kültürlerin simgesel evreni arasındaki ayrımı gösteren daha soyut bir dünya imgesinin yerini almaktadır…” şeklinde… “gerçekliğin yerini alan bilimsel imgelem, siyasal istenç ve kâ r arayışlarının…“ anormal tahakkümcü bileşimine karşı da hem topluluğun (yaşama biçimlerine karışma!) hem de pazarın boyunduruğundan (AVM karşıtlığıyla simgeleşen!) kurtulmak isteyen "yeni Özne"nin haklı bir direniş ve isyan duygusu var!

Dördüncü bölümde "Modernliğin üç dönemi"ne (Yüksek, Orta ve Alçak Modernlikler şeklinde) ait temel özelliklere değinilerek, günümüze uzanan önemli ipuçları verilmekte. "Yüksek modernliğin" kapitalist ussallaş(tır)mayla kentsoylu (burjuva) bireyciliği birleştiren ulusal hukuk devletinin merkezi rolüne dayandığı belirtilmekte! Bu yapıların, çoğul ve çeşitlilik içeren toplumsal gerçekliği siyasetin ve yasaların birliğine bağlayan geçmiş işlevinden de bahsedilmekte. Ekonomik etkinlikle kişisel ve toplumsal kimliği bir arada tutabilecek şeylerin yok olmaya yüz tutmasıyla bu yapıların çökmekte olduğu saptamasına da yer verilmekte... Hatta Hannah Arendt'in üç temel eserindeki kavramlar da göz önüne alınarak - "yaratıcı aykırılık"ların dışla(n)ma ve gettolaşmaya dönüşmesi  gerçeği karşısında bir "müdahale toplumu" tanımı da yapılmakta...  Diğer taraftan,“Öteki” kavramını giderek dışlayan teknolojik ve iktisadi yeni alt-yapı, çok kültürlülük ve iletişimin giderek artan önemi karşısında; artık bir “Düzen toplumu” yerine “Değişim toplumları”, “Üretim toplumları” yerine ise “İletişim Toplumları” aşamasına gelindiği vurgusu eserin günümüzdeki toplumsal hareketleri anlamamıza ışık tutabilecek kanımca en önemli saptamalarından bir tanesi!

"Başlıca amacımızın doğa üzerinde egemenlik kurmak olmadığını, doğa üzerinde kurduğumuz egemenlik üzerinde egemenlik kurmak olduğunu öğrendik artık; uygarlığımızın ölümlü olduğunu, gezegenimizin –bir gün- yaşanmaz duruma gelebileceğini, kentlerimizin aşırı şiddetin etkisiyle yanıp tutuşabileceğini de biliyoruz artık. Eskiden ekonomiyi kalkındırmaktı işimiz, şimdiyse çok daha büyük bir işimiz var: Yüzyıllardır parçaladığımız, bozduğumuz, keyfimizce kullandığımız bir dünyayı yeniden oluşturmak!..”

Kitabın son cümlesi de vurgulayıcı; “XIX. yy. ortalarında Avrupalı düşünürler ve siyasiler, artık Fransız Devrimi’nin sonuçlarına değil, sanayi toplumunun ve bu toplumdaki çatışmaların doğuşuna hazırlanmaları gerektiğini anlamak için nasıl büyük bir çaba göstermek zorunda kaldıysalar, bizler de bugün, eğer değişmekte olan bir dünyanın eyleyenleri olmak istiyorsak, güç bir değişimi tamamlamak zorundayız!”

Bir eser olan-bite(meye)nlerin fotoğrafını  (hatta 'scan'ını)16 yıl öncesinden nasıl çekebilir ki dedirtircesine...

İkinci eser ise yeni ve sanırım henüz Türkçe’ ye çevrilmedi.Yeni Dijital Çağisimli kitap Google CEO’su Eric Schmidt ve Google Ideas bölümünün direktörü Jared Cohen tarafından yazılmış. Cohen aynı zamanda Hillary Clinton’a danışmanlık yapmış dış politika ve ulusal güvenlik uzmanı… (Bu eser için de aşağıdaki linke bakılabilir)

http://blog.milliyet.com.tr/-gezi--direnisini-daha-iyi-anlamak-icin-iki-kitap-ii-/Blog/?BlogNo=420158

 (Devam edecek)

İ.Ersin KABAOĞLU,

25 Haziran 2013, Ankara

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kıymetli Ersin Kabaoğlu : Gezi parkı ile ilgili konuda en güzel görseli siz seçtiniz.Bu nedenle sizi ayrıca kutluyorum.Dünya alem seyretsin.Bu zulmün,şiddetin,baskının ayrıcalığın,Ethem Sarısülüklerin uydur ellezine minel becer olması dururken ilerlemek şöyle kalsın, gerilere doğru geriliyoruz.Biz kalkınmayı,birlikte yaşamayı,düşüncelerimizi açıklamayı beceremeyen bir avuç insan tarafından yönetiliyoruz.Çağdaş yaşam ve demokrasi bizden hayli uzak.Selam ve saygılar sunuyorum.

Mehmet Burakgazi 
 26.06.2013 19:16
Cevap :
Sayın, sevgideğer Burakgazi yazarım. İlgi, övgü ve beğeninize teşekkürler. "Gerilere doğru geriliyoruz" demişsiniz ama ben bunun tüm yurttaşlar, kesimler ve sınıflar için geçerli olduğu kanaatinde değilim. Etnik ve dini yapıları bir kenara koyarsak ülkemizde başlıca dört sosyolojik kesim var! Tarım kesimi reflekslerine, onun ideolojisi olan dinine bağlı, bir kesimi aşırı geleneksel olan(iktidarın arkasındaki) muhafazakar kesim. İkincisi kurucu Cumhuriyet ideolojisine yürekten bağlı, laik,oldukça modern, çoğu tuzu kuru(bir kısmı "beyaz Türk") olan kesim. Üçüncüsü etnik aidiyeti ön planda tutan Güneydoğulu kesim. Dördüncüsü de kentli, okur yazarlık seviyesi yüksek, modern, laik yaşam tarzını benimsemiş, teknoloji -özellikle de iletişim teknolojisi- ile içli dışlı olan -30 yaş altı- gençler ağırlıklı bir orta sınıf. Ben şahsen bu toplumsal kesimlerden ilki dışında bir geriye gidiş olmadığını aksine ileriye doğru -zaman zaman yıpratıcı da olsa-bir gidiş olduğu düşüncesindeyim. Saygı ve slm  28.06.2013 12:33
 

(devam)...Toplumda genel bir temsil edilememe hali mevcut ise, politik tercihlerle ilgili güncel konular tehlikeye girecek, toplumdaki aktörlerin eylemleri, ya çok köktenci ya da geçmişin kaybolmuş mirasından etkilenen keskin ve ideolojik taleplerin karmaşasında kaybolacaktır. İşe, hem piyasaların sınırsız gücüne hem de otoriter toplumsalcı politikalara direnecek bir şeyler aramakla başlamalı ve sonrasında örtüsünü kaldırdığımız toplumsal gerçeğe dayanan genel bir analiz yapmalıyız...Bu kitabın rehberi bireysel öznenin başlangıç noktasını oluşturması ve demokrasinin hedef olmasıdır. Kültürler arası iletişim ise birini diğerine bağlayan yoldur. Öznenin özgürlüğü, dünyayı yeniden bir araya getirme çatışan ve ayrışan unsurları birleştirme girişimi olmadan bireyler arası ve kültürler arası iletişim mümkün değildir...Demokrasi ancak, toplumal ve kültürel haklar özne olmanın ayrılmaz bir parçası olduğu için savunulursa gerçektir." Üzerinde tartışmaya değer. Selam ve sevgiler.

Hakan Kildokum 
 26.06.2013 16:48
Cevap :
...kesin, genel kabul görmüş ve kanıksanmış konumda değiller. Evet, bu kısa-şematik tarihsel okumanın ardından bu kitabın günümüzün Post-modern/ Küresel/ Tekno-ticari yaşamın tüm karmaşa-devinim ve belirsizlikleri karşısında "bireysel özne"yi "yüce sadakat odağını" çağrıştırıcasına başlangıç noktasına koyması ve (temsili değil de) gerçek demokrasiyi gündelik-mekansal uygulamalarının hayati önemiyle belirginleştirmesi -belirttiğin gibi- özgün ve önemli bir yönü! Kültürler arası iletişime, "Özne"nin özgürlüğüne, bireyler arası ve kültürler arası iletişimin sağlığı açısından yapılan -olmazsa olmaz- vurgular ise can alıcı temel noktaları oluşturmakta! En içten saygı, sevgi ve selamlarımla...  27.06.2013 12:33
 

... (devam) Ancak öncelikle şu saptamayı yapmamız gerekiyor; kitabın yazılış tarihi (1997)"Arap Baharı" ve "Gezi Direnişi"nin epey öncesi ve bir modernizm eleştirisi niteliğinde. Bu haliyle de sonuçta gelişmiş toplumlara yönelik bir analiz söz konusu.Bahsettiğim "mutation" kelimesinin gerisindeki önemli saptamalara gelince. Aslında okuduğum sonuç bölümünün tamamının altı çizilebilirse de, Gezi Direnişi ile belirginleşen durum ile çağrışım yapan bazıları şu şekilde: "Politik partiler seçim işlevini gören aracılara dönüşmüşlerdir. Savundukları sosyal projeler dışında sosyal devinimleri temsil etmemektedirler. Politik yaşam yapısal düzenlemeleri hedefleyen ekonomik programların ve yan etkilerinin hakimiyetinde iken özel yaşam giderek daha fazla alan kazanmaktadır. Pek çok ülkede, ekonomik çıkar ya da sınıf bilinci yerine etnik ya da dini farkındalıklar en ihtiraslı hareketlere hatta politik rejimlere ilham kaynağı olmaktadır...(devamı var)

Hakan Kildokum 
 26.06.2013 16:20
Cevap :
Üretim sistemi: Feodalizm. İktisadi Pazar: Malikhane. Tutunum ideolojisi:Din. Yüce sadakat odağı: Tanrı. Temsil eden kurum: Kilise(ruhban) ve aristokrasi.Ticaret: Yerel ağırlıkta... Üretim sistemi: Ulusal kapitalizm. İktisadi Pazar: Bağımsız ulus(al) devlet. Tutunum ideolojisi: Milliyetçilik. Yüce sadakat odağı: Ulus. Temsil eden kurum: Parlamento... Üretim sistemi: Komünizm. İktisadi Pazar: Proleter devlet. Tutunum ideolojisi: Proleterya enternasyonalizmi (Küresel işci birliği). Yüce sadakat odağı: Emek. Temsil eden kurum: Komünist Parti (Nomenklatura)...Üretim sistemi: Uluslararası kapitalizm (Küresel ölçekli üretim). İktisadi Pazar: Tüm dünya. Tutunum ideolojisi, yüce sadakat odağı ve temsil eden kurum: HENÜZ BELLİ DEĞİL! Bu son sistemde tutunum ideolojisi olarak, uluslarüstü (supranasyonal) yönetim yapıları, yüce sadakat odağı olarak birey ve temsil eden kurum açısından da Bilderberg, CFR, İllimunati gibi yarı-gizli uluslar arası ve uluslarüstü yapılar önerilmekte. Fakat öncekiler   27.06.2013 12:24
 

Tam da olan bitene bir anlam bulma adına kitap karıştırmaya başlamışken geldi bu yerinde önerin. Diğer taraftan çeviriden okumanın çok anlamlı olmadığını söylemem gerek. Her ne kadar benim de okuduğum kısımlar Fransızca'dan İngilizce'ye çeviri olsa da. Bir örnek vermek gerekirse "a self-consciousness" ifadesi "bir kendi kendinin bilincine varma anlayışı" olarak karşılık bulmuş. Uzun bir paragrafta bir terim için bu denli uzun kullanılan karşılığın paragrafı nasıl okunması zor bir hale getirdiğini görmek mümkün. Her neyse bu durum kitabın değerini etkilemiyor tabii ki. Senin de alıntıladığın son cümle aslında şu ana kadar okuyabildiğim sonuç bölümü ve sanırım kitabın bütününün de özü. Bu cümlede "değişim" olarak yer alan ve aslı "mutation" olan güçlü ifadenin gerisinde çok önemli saptamalar var. Ancak öncelikle şu saptamayı yapmamız gerekiyor; kitabın yazılış tarihi (1997)"Arap Baharı" ve "Gezi Direnişi"nin epey öncesi ve bir modernizm eleştirisi niteliğinde.(devamı var)

Hakan Kildokum 
 26.06.2013 16:00
Cevap :
Değerli, özgün ve zenginleştirici katkına içten teşekkürler sevgideğer bilge dostum. Söz konusu Eser'e ilişkin dil-çevirinin yetkinliği-özgün kavram karşılıkları konusundaki kısmi sorunlar hakkındaki eleştirine -bloğumda da değindiğim gibi- katıldığımı yinelerim. Bu konu ile ilgili -ve yine değerli yorumlarına vesile olan- bir önceki (4/Haz./13 tarihli) bloğumda Gezi Hareketine değgin olarak "Kendilerine benzemeyen merkez(l)i, hiyerarşik, baskıcı, eski yapıları hemen tanıyıp içlerine almayarak süratle dışlıyorlar... Bu yapıların merkezin etrafında bir süre (uydular gibi) dönebildiğini gözlemliyoruz. Bu durum yayılma, genişleme adına bir taktik de olabilir!.." şeklinde bir saptamam vardı. Bu eski yapıların (ait oldukları dönemler itibariyle "yeni" olan) temel karakteristiklerine -seninde çok iyi bildiğin gibi- kısaca bir göz atacak olursak...   27.06.2013 12:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 342
Toplam yorum
: 3269
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2368
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster