Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mart '16

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
Okunma Sayısı
77
 

"Gülmek de güldürmek de zor iştir!" Usta oyuncu Ayşegül Günay ile keyifli sohbet!

"Asla Vazgeçmem" dizisinin "Aytül'ü", usta oyuncu "Ayşegül Günay" samimi itiraflarda bulundu.

"GÜLMEK DE GÜLDÜRMEK DE ZOR İŞTİR."

Oyunculuğa nasıl başladınız? Bundan biraz bahsedebilir miyiz?

Küçükken, insanlara bir şeyler izletip, göstermeyi çok seviyordum. Eskişehir’de büyüdüm. Orada tuğlalardan seyir yeri yapar, karşısına geçer, bir şeyler sergilemeye çalışırdım. Akdeniz Üniversitesi İngilizce Ekonomi Bilimi bölümünü kazanmıştım ama ben konservatuar bölümünü okumak istiyordum. 1990 yılında Eskişehir Anadolu Üniversitesi Konservatuar bölümünden mezun oldum. Bir dönem akademisyen olarak devam ettim. Fakat akademisyenlik, kompleksli bir iş olarak geldi bana. Kimse yanlış anlamasın ama sanat okullarında akademisyenlik yapıyorsan, bir şeyin tekniğini bir yere kadar öğretebilirsin. Pratik yapmak gerekir. Akademisyenlik bir süre sonra sığ gelince, oyunculuk yapmak istedim. Oyunculuk bir meslek ve ben mesleğimi çok seviyorum.

Akademisyenlik yapmış biri olarak, eğitimin oyunculuk anlamında ne kadar önemli olduğunu düşünüyorsunuz?

Her şeyden önce, yeteneğin Allah vergisi olduğunu düşünüyorum. Oyunculuk yürek işi… Yetenekli bir insana istediğin kadar bir şeyler öğret… O, zaten oraya bunu yaparak gelmiştir. Ama eğitimin, disiplin ve terbiye kazandırdığı da bir gerçek.

Peki, şu ana kadar canlandırmaktan korktuğunuz bir karakter oldu mu?

(Gülerek) Hayır. Hiç olmadı… Ama yaşamış arkadaşlarımın durumunu da çok doğal buluyorum. Buradaki korku; duyulan kaygılardan, duyulan hislerden birinin adı.

Bir oyuncu her karakteri canlandırabilmeli mi?

Evet, bunu yapabilmeli. Fakat dediğiniz çok zor bir şey. Çünkü beden sizin bedeniniz, ses sizin sesiniz, fotoğraf sizin fotoğrafınız… Ne kadar oynayıp, bunun üzerinde değiştirme yapabilirsiniz ki? Tabi ki bir oyuncu dram oynayabilmeli, komedi oynayabilmeli, korku oynayabilmeli. Hatta ve hatta iyi dans edip, iyi şarkı da söyleyebilmeli.

“Oyunculuk” kavramını kendi cümleleriniz ile tanımlayabilir misiniz?

Oyunculuk, bir kere çok keyifli bir iş. Bana göre dünyanın en güzel işi, aynı zamanda da en pis işi. Çünkü işiniz “insan”… Bu çok ince bir çizgidir. Bıçak sırtıdır bu… Çok uç bir örnek vereceğim ama; ben bir kadını oynarken, şu an karşımda oturan sizi de canlandırabilirim. Karakterden karaktere bürünürken, sağlam psikoloji isteyen bir iş. Bu işinde bir meslek olduğunu unutmamak gerekiyor. Oyunculuk, bir meslek.

Asla Vazgeçmem… ve Aytül… Aytül’den bahsedelim mi biraz?

(Gülerek) Elbette. Aytül karakteri, rolü kabul ederken çok zorlanacağımı düşündüğüm bir karakter değildi. Dişi bir karakter olmadığı için, çok esprisi de olan bir karakter değildi açıkçası. Ama önemli olan, o karakteri nasıl algıladığımız. “Aytül benim bedenime ne kadar yakışabilir?” “Benim ağzımdan çıkan söze, tınıya, tonlamaya Aytül’ü ne kadar sığdırabilirim?” diye bakmaya başlarsanız, yarattığınız kendi o karaktere siz de inanmaya başlarsınız. Aytül bir anne. Evladına iyisiyle, kötüsüyle, her şeyiyle sahip çıkmaya çalışan bir kadın. Ayrıca baskın, her şeye hâkim olmayı ve her şeyi yönetmeyi seven de bir karakter.

Sizde Aytül gibi bir annesiniz.

Evet. Ben de bir anneyim. İkiz oğullarım var. “Toprak ve Boran.”

Allah bağışlasın. Peki, bu yoğun tempoda onları ihmal ettiğiniz oluyor mu?

Çok teşekkür ederim. Devlet Tiyatrosu’ndan geçen yıl emekli oldum. Eşim hala daha devlet tiyatrosu oyuncusu. Eşim de oyuncu olduğu için, birbirimizi anlamamız zor olmuyor. Ama işlerimizin yoğunluğu ne kadar çocuklarımızdan ayrı kaldık hissi verse de, ellerim her zaman onların enselerinde.

Çok da güzel yemekler yapıyormuşsunuz…

Evet, yemek yapmayı çok seviyorum.

Hatta bir röportajınızda, Tolgahan Sayışman’ın da sık sık evinize misafir olduğu ve yemeklerinizi çok beğendiğini yazılmış.

Onu öyle yazmışlar ama o cümle gerçekten hiç hoş olmamış. Ben yer aldığım projelerdeki dostlarımın birçoğunu evimde ağırladım. Sevdiğim insanları ağırlamayı seviyorum.

Oflu Hocanın Şifresi 2… Nasıl bir iş çıktı sizce? Hangi karakteri canlandırdınız?

Öncelikle, Trabzon’da harika vakit geçirdim. 1999-2005 yılları arasında Trabzon Devlet Tiyatrosu oyuncusuydum. Trabzon’u tanıyorum, biliyorum ve seviyorum. Ben oyunculukta aksan kullanmayı çok seviyorum. Bu zaten biliniyor… Orada da Karadenizli bir kadın olan “Emine” karakterini canlandırdım. “Azgın Emine” diyorum ben ona. Çok güzel oldu. Bir kere küfür oldukça azdı. Senaristimiz de durum komedisi yazmaya özen göstermiş. Ailecek izlenebilecek bir iş ortaya çıktığını düşünüyorum.

Çok güzel noktaya parmak bastınız. Komedinin sadece küfür ile yapılmasıyla ilgili neler diyeceksiniz?

Bu durumun gereğinden fazla abartıldı. Olmuyor yani… Evet, gerektiği yerde edilirse “Burada ben de ederdim.” Diyebilirsiniz. Abartıldığı zaman, bir süre sonra gereksiz gelmeye başlıyor çünkü.

Oflu Hocanın Şifresi 2 için vizyon ne zaman?

İnşallah, Nisan ayının sonu ya da Mayıs ayının başında vizyona girecek.

Komedi oynamayı daha çok seviyorsunuz galiba?

Komedi zor bir iş. Ben komedi yapmak istiyorum. Gülmek de güldürmek de zor iştir.

(Gülerek) İlginç olacak belki ama herkesin size gülmesi nasıl bir duygu?

Daha ne olsun? Cennet önüme mi gelsin? Bu harika bir duygu. 

Peki, komedi dalında beğendiğiniz Türk oyuncular var mı?

Binnur Kaya’yı ve Büşra Pekin’i çok beğeniyorum. Çok yetenekliler. Tam anlamıyla; bayılıyorum onlara…

Sektörel değerlendirmeler ile devam etmek istiyorum. Türk Sinemasını nasıl buluyorsunuz?

Pek çok anlamda; biz birkaç adım, birkaç yıl hep geriden geliriz. Kendi içimizde, kendi kültürümüzü yansıtan işler yaptığımızda, güzel şeyler çıkıyor. Ama görüyorum ki; basit, kolay algılanabilir, kendini yormayacak şeyleri izlemeyi tercih ediyor seyirci. Bu da aslında ürkütücü.

Türkiye’de yayınlanan dizilerin sürelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabi ki dizi sürelerimiz çok uzun. Biraz daha kısaltılması taraftarıyım. Asla Vazgeçmem’in izleyicileri genel de kadınlar. Dizimizin reytingleri çok güzel. Ama o teyzeler, belirli bir süreden sonra uyuyorlar…

Halkımızın tiyatroya olan ilgisini nasıl buluyorsunuz?

Çok iyi buluyorum. İnsanların tiyatroyu, canlı performansı sevdiğini düşünüyorum ve inanıyorum. Tiyatro seyircisi, bu ülkede her zaman var olacaktır.

Tiyatro için “Er Meydanı” diyorlar. Bu kadar zor mu gerçekten?

Tiyatro zor iştir… Şimdi, ukala tiyatrocular gibi davranmak istemiyorum ama orası hakikaten er meydanı! Düşünün; elinizi uzatsanız bana dokunabilecek kadar yakınsınız. O interaktif durum iyi yapılırsa eğer, büyü işidir o. Oyuncu büyücüyse; orada izleyeni büyüler. Bittikten sonra, başka bir âleme girip, çıkmış gibi olursunuz.

Gerçekleşmesini planladığınız bir projeniz var mı?

Şuan tek kişilik bir gösteri hazırlamaya çalışıyorum. Bir arkadaşımla birlikte yazıyoruz. Anlatmayı seviyorum ben. İnşallah bu tek kişilik gösteri ile insanlarla buluşup, onlara göz göze bir şeyler anlatacağım. Anlatırken eğleniyorum, karşıdaki insanların da eğlendiğini hissettiğim için böyle bir proje üzerinde çalışıyoruz.

Keyifli sohbetiniz için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 33
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 441
Kayıt tarihi
: 27.07.13
 
 

16 Ağustos 1996 doğumluyum. Bilişim Teknolojileri öğrencisiyim, 5 yıldır profesyonel olarak inter..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster