Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Haziran '08

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
619
 

'Hamit orta sahaya geç, Sabri sağ beksin'

'Hamit orta sahaya geç, Sabri sağ beksin'
 

Sanırım dün akşamki maçın dönüm noktası olan an; saha kenarındaki yayıncı kuruluş mikrofonlarınca te


Sanırım dün akşam ki maçta dönüm noktası olan an; saha kenarındaki yayıncı kuruluş mikrofonlarınca televizyonlardan bizlere kadar ulaşan, Sabrinin orta sahada yanlış pas vermesi sonucu Fatih hocanın bir anda ağzından çıktığını düşündüğüm ve yazının başlığını da oluşturan kader cümlesidir. Haftalardır yazılı ve görsel basının da üzerinde durduğu Hamit'ten sağ bek olmaz görüşüne inatla direnen Fatih Terim İlahi bir kudret yardımıyla(dün akşamki maçın son 20 dakikasında yaşananların başka bir açıklaması yoktur sanırım) bu güzelim cümleyi ağzından çıkartıvermişti. Aslında amacım 30 milyon teknik direktörün yaşadığı güzelim ülkemde teknik konular yazıp yorum yapmak değil hele ki hayatımda ilk defa futbolla ilgili bişeyler karaladığım düşünülürse...

Gelelim dün akşama... Saatler 21.45'i gösterirken; herkesin evlerinde oturduğu ve biran olsun tüm sıkıntıların unutulup tek yürek olunmaya başlandığı dakikaların en başına, futbolcuların çıkış tünelinde bekledikleri an'a gidelim isterseniz. (Pek bir gazeteci ya da televizyoncu cümlesi oldu:) Oyun daha başlamadan Servet'in ayakkabılarıyla ilgili sorun nedeniyle futbolcuların bir türlü sahaya çıkamaması heyecandan normalin 2 katı fazla atan kalpleri daha da yoruyordu... o anda hakemin servet'e ısrarla söylediği tek şey vidalı ayakkabılarını değiştirmesiydi... Yayıncı kuruluşta farketmiş olacak ki(hiç altta kalırlar mı) hemen bir krampon altı bulup yakın çekim yaptılar... Servet akıcı ingilizcesiyle!! birkaç el işareti yapıp kramponunun altını gösterse de nafile....

Sınavdan kötü not alacağını düşünen çocuk psikolojisiyle O anda düşündüğüm tek şey 'aha hakem bize daha ilk dakikadan taktı' düşüncesiydi. Türklüğü milli marşlar esnasında birkez daha tescillenen ve artık bizden olduğuna şüphe duyulmayan mehmet aurelıo ise sınıfın kırmızı kurdelalı çalışkanı edasıyla ayakkabısının altını 'bak benimki iyi di mi hocam' der gibi hakeme gösterip saha içi çalışkanlığını maç öncesinde de gösteriyordu. Neyse efendim futbolcular nihayet sahaya çıkıyor ve milli marşlar çalınmaya başlıyordu...

Milli marşlar esnasında dikkatimi çeken bişey oldu. Aslında yanlış hatırlamıyorsam isviçre maçıyla başlanan bir şeydi... Bizim geleneğimizde milli marşımız söylenirken saygı ifadesi olarak hazırolda beklenirdi. yani ben böyle biliyorum. Ne olduysa bilmiyorum ama(sanırım kenetlenme örneği olarak gösterilen) genellikle yabancı ülke futbol takım futbolcularının yaptığı herkesin ellerinin arkada kenetlendiği biçimle söylenen marşı garipseyerek izledim... Biliyorum saygısızlık yapmak akıllarının ucundan bile geçmemiştir bu ülke için terini akıtan 11 Alkışlanacak adamın. Ama ne bileyim bize ait şeyler değil bunlar sanki. Hele ki bizi biz yapan önü beyaz bantlı Kırmızı renkli formalarımıza dönmüşken...

Artık adrenalin seviyemiz yavaş yavaş artıp tükrük bezlerinin pityalin salgılamaktan yorulduğu anda artık maç başlayacak derken servet'in ayakkabısıyla ilgili sorunun devam ettiği görüldü. 'Yahu arkadaşım o kadar insan içinde niye servet... zaten adam sakat sakat oynuyor, Taktı bu adam taktı taktı' diye sitem dolu cümlelerimi televizyona doğru sarfederken hayatım boyunca unutamayacağım belki torunlarımıza dahi anlatabileceğimiz o tarihi maç başladı. Aslında biraz medyanın baskısı biraz da elde kalan futbolcu azlığı nedeniyle de olsa bence iyi bir onbirle başladık maça. Taa ki koller diye birinin varlığı yavaş yavaş kendisini gösterene kadar. Bu insan irisi adam havadan atılan her topu alıyor , kafayla vuramadığını da göğsüyle arkadaşlarına servis ediyordu. Koller tehlikesi yetmezmiş gibi 2 ön liberomuzunda sarı kart görmesi kabus sandığımız gecenin başlangıcıydı... içindeki çek ruhunu kartlarla dışa vuran isveçli hakem aynı cömertliği çeklerin yaptığı faullerde uygulamıyor ve kendisine olan maç başındaki antipati katsayımıda gitgide arttırıyordu. İşte bu anlardan birinde sağdan ortalanan bir topa şirinlerdeki gargamel'e benzettiğim(Allah günah yazmasın:) ve 2.02'lik boyunu Erdoğan Arıkandan öğrendiğim o-ha dev adam kafayı vuruyor volkanın müdahalesine rağmen top ağlarımıza gidiyordu. 'İşte beklediğimiz son diye' içimden geçirdiğimi itiraf etmeden geçemediğim anlarda fatih hoca ekrana geliyordu... sessiz, sakin, ellerini göğsünde bağlamış bir biçimde ; sanırım basın toplantısında neler söyleyeceğini düşünür bi vaziyette oturuyordu. Bu arada maçlar esnasında fatih hocayla ilgili bişey dikkatimi çekti... Kameralar hocayı gösterdiğinde hocanın bi yandan sahada ki dev ekranı kestiğini farkettim... tam da ekranın kendisini gösterdiğini farkettiğinde gözünü kaçırıp birden el kol hareketleri yapıp sağa sola bağırıyordu...neyse efendim biz yine maçımıza dönelim. Doğru düzgün bir atağımızın olmadığı ilk yarının sonlarına doğru maçın yorumcusu ve kollektif şirket ortağı olduğunu düşündüğüm Ömer Üründül yine kollektif yapıdan bahsedip gerilen sinirleri tahrip ediyordu.

4.hakem 2 dk.lık uzatmayı gösterirken gelişen atağımızda spikerden klasik 'ilk yarı biterken neden bir gol atmayalım' tümcesi çıkıyor ama atağın devamında kalemizde tehlike yaşayarak az kalsın 2.golü yiyorduk. neyse ki ilk yarının bitiş düdüğü çaldıda biraz olsun nefes aldık...

İkinci yarının başlaması ile Semih-Sabri değişikliğine gidilmişti. Sabri sağ bek'te, Hamit ise Almanya gibi avrupanın en zorlu liglerinden birinde Bayer münihteki yerinde oynar diye bir heyecan duysak da bişey değişmemiş Altıntop sağ bekte körelmeye yüz tutulmuştu. Taa ki yazımın başlangıç paragrafındaki o ulvi cümleye kadar... İkinci yarının başlamasıyla beraber sağdan ve soldan ataklarımız gelişiyor Arda diye küçük dev adam sahneye çıkıyor ve koskocaman milli takımı tek başına sürüklemeye çalışıyordu. Turnuva boyunca yapmadığımız kadar yanlardan orta yapıyorduk ama yapılan ortalara kafayı vuracak kimsenin olmayışı maça sonradan dahil olduğunda gol atmayı adet edinmiş Semih'i aratıyordu. Ve maçın bizim için en kötü dakikasında aynı pozisyonda önce emre güngör sonra servet sakatlanıyor yürekler ağza gelmekle kalmıyor ağızdan dışarı fırlıyordu. hele de tek oyuncu değişiklik hakkımızın kaldığı düşünülürse bizim için zor bir andı. Ama neyse ki biyonik bir adam olduğunu düşündüğüm sağlam yeri kalmamış servet 'bişey olmaz bana, daha ölmedim' dercesine ayağa kalkıyor ama emre güngörden aynı iyi haber gelmiyordu. Bu arada kullanılan faulle kalemizde Koller'in yarattığı bir tehlike yerine dönmeye çalışan yüreklere izin vermiyordu... ve maçın o dakikasında 'benim orta hakemden neyim eksik' diyen 4.hakem çıkıyordu sahneye. sahada on kişiyken oyuncu değişiklik tabelasını kaldırmadığı için yeni oyuncumuz sahaya giremiyor ve o anda da golü yiyorduk... Maçın spikeri erdoğan arıkanın da oyuncu değişikliği olacağını düşünerek notlarını alırken 2. golün olduğu pozisyonun ancak sonunda sesini duyabilmemiz hepimizin şaşkınlığının tercümesi oluyordu sanki. Fatih hoca 4.hakemin yanına öyle bir hışımla gidiyordu ki hakem suçunu bilen bir çocuk gözleriyle başını sadece yana eğerek utangaç bir gülümseme de bulunabiliyordu.

Çekler 2-0 üstün, 2 stoperimiz sakat ve birkaç dakika sonra topları yan direkten dönmüşken bizim için turnuvanında bittiğini düşünmüştüm benim gibi düşündüklerini bildiğim nice güzel yurdum insanı gibi...
Bana inat, Erdoğan Arıkan 'takımımız çok genç enerjimiz halen var' diyerek umudunu kaybetmiyordu. umudunu kaybetmeyen saha içinde varolan futbolcularımız da vardı çok şükür. ve hocasına nazire yaparcasına Hamit Sabrinin verdiği pasla ceza sahasına giriyor arkaya çıkardığı topa da şampiyonanın şimdiden yıldızlarından biri olan Arda vuruyor ve hepimizin havalara sıçramasına sebep oluyordu. Bir mucize gerçekleşir mi derken soldan yapılan bir ortada oraya kadar iyi gelen servetin kafasını sıyıran top bizim de sıyırmaya yüz tutmuş aklımızdan bir parça daha alıyordu. Bu şans bir daha gelir mi derken dakikalarda tek tek tükeniyordu. işte o anda bişeyler oldu halen açıklayamayacağım bir sebeple dünyanın en iyi kalecilerinden biri Yine hamitin ortasında topu elinden kaçırıyor ve ilk iki maçın suskun ismi Nihatımız çıkıyordu sahneye. Golden sonra 'A... koyim işte bu be' demesi hepimizin yüreğinin tercümesiydi aslında:) Top yavaş yavaş kale çizgisini geçerken yeni bir mucizenin mutluluğuyla hiç çıkmadığı kadar sesimin avazını çıkartıyordum:) bu mutluluk bile yeterdi ve işi penaltılara götürmek en mantıklısıydı bana göre ama futbolcularımızın, işi penaltılara bırakma gibi bir niyeti yoktu. iyi ki de yoktu:) Sudan çıkmış balık gibi şaşkın şaşkın birbirine bakan çek savunmasının arasına yumurta kapıya dayanınca teriminin Türkler için önemli bir husus olduğunu tekrar vurgulatan hocanın mevkii değişikliğiyle kimliğini bulan YİNE Hamit'in pasında Nihat öyle güzel önüne alıp, öyle güzel topa vuruyordu ki golün tekrarında (ters açıdan gösteriminde) golün estetiği ve anlamı daha da iyi anlaşılıyordu... Atılan gol 'yenildik ama ezilmedik' tarihinden 'yendik ve ezilmedik' tarihine geçişimizinde bir simgesiydi aynı zamanda. Son 20 dakikaya girdiğimizde ne kadar az kaldığını düşündüğümüz zaman mevhumu 3.golden sonra ise geçmek bilmiyordu...

Golden sonra birara ömer üründül'ün kalp krizi geçirdiğini düşündüm. Kollektif futbolun temsilcisi beyaz sakallı sevimli adamın sesi kısılmış ara da bir de kekelemeye başlamıştı hele son dakikada ayaklarım titriyor diyince abi için endişelenmeye başladım işin açıkçası... Ama biz Türk'tük ve bu kadar heyecan yetmezdi. Yabancı bir gazetenin 'içinden ne çıkacağı bilinmeyen sürpriz bir kutu' dediği Volkan son 2 dakika da öyle bir hata yaptı ki olası bir golde sanırım milli takım hayatı hatta futbol kariyeri büyük bir riske girerdi. Ben volkanın yerinde olsam sabaha kadar 300 kere şükür namazı kılardım herhalde:) Bir de Kırmızı karttan sonra isveçli hakemin yanına gidip Türkçe olarak 'bana küfür etti' demesi aslında şokta olmasının açık bi göstergesiydi. Ahlar vahlar arasında Al yanaklı cesur yürek Tuncay şanlı kendinden emin bir edayla kaleye geçiyor bizlere de sadece kalan birkaç dakikanın geçmesi için dua etmek kalıyordu. Maçın spikeri dahil herkes saniyeleri geriye doğru sayıyordu...
Ve bitiş düdüğü... Çek teknik direktörün 2 dakikada 2 gol yemenin şokuyla bir noktaya boş gözlerle bakışını gösteriyordu kameralar. Sanıyorum dün gece gözünü kapattığı heranda yedikleri 2 gol gelmiştir aklına ve kendi kendine sormuştur. Bu bir rüya olmalı diye...

Bizlere deprem, siyasi kriz, ekonomik dalgalanmalar, geçim derdi gibi sıkıntıları bir nebze unutturan zaferi yaşatan KAHRAMANLARA yürekler dolusu teşekkür ederken, yazımı ünlü bi türk düşünürü(!!!) ve spor adamı İlker Yasin'in Sevilla-fenerbahçe maçının ardından söylediği bir cümleyle bitirmek istiyorum...

Haydi Türkiye ep birlikte ağlıyalım şimdi. Ağlamak istiyoruz Türkiye. Türkiye ÇEYREK FİNALDE...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bugün Sabri kalede, Hamit forvette olabilir. Ne de olsa Fatih Terim var. Tüm dünya antrenörlerinin bilmediğini bilir o. O aslında Kripton'dan geldi. Dünya üstü birisi. Saygılar, umarım bugün ben yanılırım.

Eşit Ağırlık 
 20.06.2008 16:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 19
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1434
Kayıt tarihi
: 02.10.07
 
 

Selçuk üniversitesi işletme mezunuyum. İçi dolu yazılar yazmak için buradayım. Görüş ve eleştiril..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster